Menü
YEREL  14 Aralık 2012
14/28 • YEREL  14 Aralık 2012

YEREL  14 Aralık 2012

 

 

Her kavga, her kötülük, her ölüm herkesi ilgilendirmez. İlgilendiklerimiz, bize değenlerdir. Kendilerini duyuranlardır. Keza her galibiyet, her iyilik, her sağlık haberiyle de sevinmeyiz. Haber dokunmalı. Dokunmayan haber, bir başınadır. Mücerret. Fakat bir yakınımızsa, kardeşimiz, çocuğumuzsa kavga eden, iş değişiyor. Meraklanıyoruz o zaman. Ve yine sevinciyle seviniyoruz. İşte ilgiyle okuduğumuz şiirlerde, hikâyelerde de kardeşimiz, çocuğumuz kadar yakınlık duyduğumuz bir şeyler vardır: kişi, olay, içerik, dil… Olmazsa olmaz zaten. Brecht’in “toplumsal jest” dediği, budur bir anlamda. Ne demek? “Toplum düşüncesi açısından özel bir durum içinde genel bir sonuç getiren görünüş.” Yani öyle yazılmalı ki bir metin, yabancılar da onda kendilerini bulabilmeli.

Adapazarı’nda bir yerel gazetede on yıl, her salı yazdım. En çok konuşulanlar, internet baskısında en çok tıklananlar şehir yazıları oldu. Adapazarı’nı anlatanlar. Sakarya’yı kurcalayanlar. Ben de sık sık kaleme aldım. Yazıların yabancılara gittiğini gösterir mi bu? Belki. Ama burada da lokal bir durum var -görülmeli. Yabancılar, oralılardır. Bu yazılardan otuz sekizini “Bağ Çorbası” adıyla topladım; Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nce yayımlanmakta, 25 Aralık’ta da bir söyleşinin ardından tanıtılacak. Sunuştaki şu cümlem meseleyi açıklar: “Aslında risklidir yerelden söz etmek. Yerel olanda tümel olanı işaret etmek gerekir, bu da kolay değildir. Başardığımı iddia edemem, ama çabamın bu olduğuna inanın.”

Yerel, yereldekini ilgilendirir. Dışındakilere değmez. Değmesi için yerel’deki genel’in, yahut şöyle: cüz’î’deki küllî’nin, yahut da şöyle: tikel’deki tümel’in gösterilmesi şart. Ancak o zaman yereli aşar metin.   

Şimdi biraz şecere: Yerel, “yer”le ilgili. Türkçenin başlangıcında “yeryüzü”, “dünya” anlamlarında kullanılıyor kök sözcük. Oğuzlar “oturulan yer”, “diyar”, “yurt” anlamlarını katıyorlar. 1400’lerde “yer-lü” (yerleşik, sabit) ve “yer-len-” (yerleşmek, yer edinmek) sözcükleri türetiliyor. “Yer-el” (mevziî, mahallî) öz Türkçeciliğin hediyesi; “yer-leş-ke” (kampus) de otuz, otuz beş yıldır hayatımızda.

“Yer-el” üzerindeki “-l” Dil Devrimi’yle işleklik kazanmış eklerden. Hem fiil hem isim kök ve gövdelerine değişik ön seslerle gelir, benzerlik ifade eden sözcükler yapar. Fiillerden: oku-l, çat-al, kur-al, çök-el, oğ-ul, koş-ul, kur-ul… İsimlerden: doğa-l, önce-l, nice-l, yan-al, gen-el, göğ-el, göz-el (güzel), ilk-el, sü-el, yaş-ıl (yeşil), kız-ıl, buz-ul…

Abbas Sayar, kocadığı için kışa, açlığa terk edilmiş bir atın, Dorukısrak’ın yaşadıklarını anlatır “Yılkı Atı”nda. Köyde, kırsalda, köylüler ve atlar arasında geçer hikâye. Dil de, sözcükleriyle olsun, sentaksıyla olsun alabildiğine yereldir, Yozgat’tır. Bu roman üzerine konuşuyorduk bir grupla, “köy romanı” etiketiyle hafife alanlar oldu. Yani bir anlamda “yerel” bulundu. Oysa “Yılkı Atı”nda ne köy vardı ne de at. İkisi de vardı da, ikisi de kendilerini aşıyordu. Elden ayaktan düşmek, itilip kakılmak, hayat mücadelesi, ödeşmek… şehir için de, sanayi toplumu için de geçerli insanlık hallerinden. İşçi emeklisi bir arkadaş, “Ben at görmedim bu romanda, kendimi gördüm” dedi ki haklıdır. Sözgelimi şu satırlar: “Köy, sağ aşağısında kalmıştı. Görünmüyordu artık. Ama Doru da hiç mi hiç görmek istemiyordu. Ne köyü ne insanlarını… Hele Üssüğünoğlu mu? Şeytanlar göreydi yüzünü. On beş yıllık emeğinin armağanını eline vermişti. İşte sersefildi yazı yabanda.” Yozgat köyü özelinde genel insanlık halidir burada anlatılan. Jack London’ın “Beyaz Diş”indeki gibi tıpkı.

Peki, genel insanlık halleri yeterli midir yerelden çıkmak için? Şarttır. Hatta şart-ı ekberdir. Ama yetmez. Metni okutturacak dil de gereklidir, kurgu da.

Mustafa Şerif Onaran, bir eleştirmenle Yaşar Kemal’in “Ortadirek” hakkında konuşmalarını anlatır: Eleştirmen, bazı bölümleri uzun bulmuştur, “Sen yazdıklarını değerlendiremiyor, neyi, nerde keseceğini bilmiyorsun. Yalnız kalem kullanıyor, makas kullanmıyorsun” der yazara. Bir de geçmişten delil gösterir: “‘İnce Memed’i de kötü diye takma adla yayımlamaya kalkmıştın.” Yaşar Kemal yalanlamaz eleştirmeni. Demek, takma adı düşünmüştür. Fakat gazetenin patronu asıl adıyla isteyince, romanı geri aldığını ve yeni baştan yazdığını söyler.

Niçin yeni baştan? Çünkü ilk haliyle yereldir “İnce Memed”. Genele çıkmak ise dille olur. Üslupla. Nasıl? Bildiğimiz, kullandığımız günlük dil alınır, ondan bir üst dil çıkarılır. Özgündür bu. Yazara aittir. Hatta metne. Yeni baştan yazarken bunu yapar işte Yaşar Kemal. O kadar ki dört cilde çıkar “İnce Memed” sonra, fakat romanın dili, üslubu hiç değişmez. Fethi Naci’nin diliyle: “Bu yıllarda yazdığı öbür romanlarda anlatı biçimi değişir, ‘İnce Memed’lerde hep aynı kalır: Hep o çocuksu, hep o masalsı anlatım; anlatıcı ile anlatılanlar hep aynı dünyanın insanlarıdır sanki, özdeşleşmişlerdir, dilleri aynıdır, inançları aynıdır, aynı mucizelere inanırlar.”

Özetle, özel’deki genel’i ihmal eden ve üst dili amaçlamayan her şiir, her hikâye, her roman, her deneme yereldir. Yerelde takılır kalır.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....