Menü
BEN OLSAM  22 Ocak 2002
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • BEN OLSAM  22 Ocak 2002

BEN OLSAM  22 Ocak 2002

 

 

 

Şu beyaz cam icat olmasaydı keşke!

Ak göğsüne laci laci çıkıp icadı kirletmiyorlar mı deli oluyorum.

Bir ellerine dosya, klasör, öteki ellerine mikrofon alıp, bize dönüp vatan-millet-Sakarya makamında sesleniyorlar: “Elimizde projeler var. Ankara’ya gittik. Anlattık. Hep sizin için.” 

Hadi canım! O dosyalarınızda ne zaman biz olduk? Karaaptiler, Kargalı, Karaman oldu mu mesela?

Diyorlar ki: “Baş sorun, işsizlik. Onun da tek çaresi var: Sanayileşmek. Yeni yerler açalım sanayi için. Açalım ki işsizlik kalksın.”

Cahil sanıyorlar bizi. Sanayileşmek nerede işsizliği sorun olmaktan çıkarmış? Eğer öyle olsaydı Batı’da işsiz insan kalmazdı.

Bakıyorlar pabuç bağlı. Yemiyor millet. Bu kez gazımızı almayı deniyorlar: “17 Ağustos’u unutmadık! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!”  

İşte buna derler yavuz hırsızlık.

Okullar yıkılmış. Kamu binaları harap. Vilayet oturulmaz halde. Üniversite çatlak. Şehrin tüm şebekesi felç. Belediye tamire muhtaç. Kaçak katla ağırlığı artırılmış, üstüne bir de taşıyıcı kolonları kesilmiş binalarınız ise yerle bir. “17 Ağustos’u unutmadık! Unutmayacağız!” diyorsunuz. Kabul. Ama bir de “Unutturmayacağız!” diyorsunuz. Bunu diyecek biziz. 17 Ağustos’un ilk yıldönümünde Bulvar’da dedik, fırsat buldukça da diyeceğiz. Siz kime unutturmayacaksınız ki?

“Herkesin bir hatası olur.”muş. “Konuşa konuşa bunlar düzelir.”miş.

Hayır! Hatanız bir olsa bağışlayalım. Tepeden tırnağa hatasınız. Bunu da kabul etmiyorsunuz. Öfkemiz bundan. Program sponsoru olmuş, medyayı arkanıza almışsınız ya, faydası olur sanıyorsunuz. Bir yere kadar. Bıçak kemiğe dayanmaya görsün medyanız da vız gelir.

32. Bey, tribündeki bir hanımı gösteriyor ve arkasındaki laci beylerin sözcüsü olarak soruyor: “O hanım ne bağırıyor öyle yarım saattir? Verin mikrofonu, bakalım ne diyecekmiş?”

O hanım bağırmıyor. O hanımın diyecekleri var, bunları anlatmak istiyor. Yeter ki dinleyin siz.

Tamam. Derdimizi dile tam getiremiyoruz. Haklı davamızda haksız görülebiliyoruz. Bu doğru. Doğru da –efendiler- öfkemiz büyük. Korunaklı prefabriklerde kalmıyoruz biz. Göl’de oturmuyoruz. Köyümüzde, köşkümüzde de değiliz. Bakın, hayatınızda gözümüz olduğu için söylemiyoruz bunları. Ama 25 metrekareye sığıştık biz. Üstümüz ya kar ya yağmur ya da güneş. Sağımız solumuz lağım. Bunu hatırlayın. Şu şehirde mütevazı sandığımız bir hayat yaşıyoruz, gelgelelim mübalağa mübalağa mübalağa toz yutuyoruz. Bir toz ki eroin tozundan beter. Acısı çıkacak.

Sakın, “Biz de bu tozu yutuyoruz!” diye başlamayın bize. Aramızdaki tek müşterek sadece bu. O da tam değil. Dinlemeyiz bu yüzden. Nasıl ki “Karanlık bitti. Gün aydınlanıyor. Kalıcı asfalt başladı.”yla da teselli bulmuyoruz. Müjde yerine geçmiyor bu bize. “Alışmıştık yahu! Ne bu aceleniz?” diyesimiz geliyor.

Bir de kızıyorsunuz. Siz kızıyorsunuz. Arkanızdakiler kızıyor. Yandaşlarınız kızıyor. El ele olduğunuz siyasiler kızıyor. Önümüz seçim, müstakbellerimiz var –iyi mi- onlar bile kızıyor. Meğer kabahatimiz ne büyükmüş.

Hele içlerinden biri, “Dinleyin beni! Dinleyin beni!” demekle kendini dinlettiremeyince mikrofonu atmaz mı üstümüze! Şükürler olsun! Ya elinde mikrofon değil de tabanca olsaydı o zatın!

Şu beyaz cam icat olmasaydı keşke!

İcat oldu, gizlide bir şeyimiz kalmadı.

Herkes kaç ayardır ortaya çıkıveriyor.

Ben olsam sizin yerinize, medyanın camına çıkmam. Gizlerim kendimi. Bari adam bilinirim.

Yeni Sakarya, 22 Ocak 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....