Menü
<P align=left>TEKİN SÖNMEZ'LE 40 YIL  Hece, Sayı: 192, Aralık 2012</P>
Hece Yazıları •

TEKİN SÖNMEZ'LE 40 YIL  Hece, Sayı: 192, Aralık 2012

TEKİN SÖNMEZ'LE 40 YIL  Hece, Sayı: 192, Aralık 2012

  

“Yansıma”dan haberim üçüncü sayısı ile oldu. Metin İlkin’in aylık sosyalist edebiyat dergisi “Gelecek” 1971’in Mayıs’ında çıkmış, o namussuzlukta takibe uğrayıp toplatılmış, ancak altı sayı dayanabilmiş. Aradan iki ay geçiyor, “Gelecek”te yazanlardan Tekin Sönmez 1972’nin Ocak’ında “Yansıma”yı çıkarıyor. Ankara’dan Ceyhun Atuf Kansu, Hasan Hüseyin ve Bedrettin Cömert’in desteğini alıyor; İstanbul’dan da dergiye Rıfat Ilgaz anılarıyla, Kerim Korcan hikâyeleriyle katılıyor.

İçeriden salınmıştım ama idarî soruşturma ve yöremdekilerin koyduğu mesafe üzerimde baskı oluşturmuştu, kabuğuma çekilmiştim. “Yansıma”yla umutlandım. İncecikti. Fakat toplumcu gerçekçiydi. Haziran sayılarının Günümüz Türk Hikâyesi Özel Sayısı olacağı, yenilerin hikâyelerine yer verileceği haberi vardı bir de. Ya sözlerini tutmazlarsa… Ya yer vereceğiz deyip vermezlerse… Benim gibi kuşkucular için de bir not düşülmüştü –ki başka hiçbir dergide benzerini bile görmedim- onda da, ürünleriyle birlikte iki liralık posta pulu gönderen gençlere, yayımlanmadıkları takdirde ürünlerinin yayımlanmama nedenleriyle geri gönderileceği yazıyordu. Bu nottur bana “Mustafa’nın Karesi”ni yazdıran. Güvenim nerden geliyordu? Oysa iki –gerçekten iki- karalamadan başka ilgim olmamıştı hikâyeyle. AÜ DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştim, dört yıldır da edebiyat öğretmeniydim, aldığım eğitime güveniyordum herhal. “Mustafa’nın Karesi”ni yazdım, iki liralık pulla birlikte zarfa koyup gönderdim. Yayımlanırsa mesele yok. Yayımlanmazsa nedenini söyleyecek, aklıma yatmayan noktalarda itirazlarıma katlanacaklardı. Müthiş denklik! Müthiş demokrasi! Temmuz’da derginin yedinci sayısında yer aldı hikâyem.

İlişki kurmayı beceremem. Hikâyem çıkmış, sevinmiştim ama bunu ne bir teşekkür mektubuyla dergiye bildiriyordum ne de yeni bir hikâyeyle kararlılığımı gösteriyordum. Bir zaman sonra Tekin Sönmez’den mektup aldım, 1973 Mart sayısı Sabahattin Ali Özel Sayısı olacakmış, benden de bir yazı istiyordu. Yazdım. Arkası geldi. Son sayı 45’tir, 1975 Eylül’ünde çıkar, hemen her sayıda yer aldım. Neden kapanır “Yansıma”? Yılmaz Güney’le ilgili iki yazı nedeniyle 38. ardından da 39. sayı toplatılır, bir daha da toparlanamaz dergi. Tekin Sönmez, çok istedi dergiyi gençlerin sahiplenip çıkarmasını. Ben taşradaydım, İstanbul’dakiler de yanaşmadı, olmadı. 1979’da yeniden hareketlendi Tekin Sönmez, “Sanat ve Toplum”u çıkardı dört sayı, “Yansıma” adıyla kitap yayımcılığına girişti, benim “Gramofonlar, Radyolar, Teypler” ve “Bir Bir Değilken” bu süreçte gerçekleşti. De 12 Eylül’le (1980) her şey sil baştan oldu. 

Tekin Sönmez şair. 1936 doğumlu. Sarıkamışlı. İstanbul’a gelir, kuyum işçiliği yapar, liseyi dışarıdan bitirir, bijuteri dükkânı açar, Nadas Yayınevi’ni kurar. İlk iki kitabı: “Günün Apansız Açıklanması” (1968) ile “Boşuna Değil Yaşamak” (1970). Sonraki kitabı “Şafağın Demircisi” ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü alır. “Yansıma”yı bu aşamada çıkarır. Ve peş peşe kitaplar: “Ağıt Yok” (1973), “Şili’nin ve Jara’nın Destanı” (1976), “Yeryüzü Sevdiğim” (1977), “Ferhat’ım Şirin’im” (1981), “Kanatsız Kuş” (1981).  Ayrıca ikisi gezi, biri deneme üç düzyazı eser: “Ormanı Yedi Faşistler” (1978), “Yeryüzü Gurbeti” (1981); “Morgun Önünde Üç Kadın” (1981).

1968’de “Türk Solu” dergisinde yayımlanan “Dokularımızın Matematiği” adlı şiiri nedeniyle kovuşturmaya uğrar Tekin Sönmez, 12 Eylül’de de “Kanatsız Kuş” kitabı nedeniyle bir süre tutuklu kalır. İlki takipsizlikle, ikincisi aklanmayla sonuçlansa da1984’te yurtdışına çıkar, Almanya’ya yerleşir. Hayır, yerleşmez. Gezer, gezer, gezer. Gezmediği ülke yok gibidir. Gittiği yerlerden –bir dönem hariç- kartlar gönderdi hep, elde tuttuklarımız bile bir haylidir. Beyhude gezmemiş: fotoğraf çekmiş, sergiler açmış,  ülkeleri, bölgeleri, kentleri kitaplaştırmış, yazıya dökmüş hep. İzlenimlerini romanlarında kullanmış.

Disiplinlidir Tekin Sönmez. Titizdir. Yalnız, atiktir de. O rütbe de zarif. Kibar. Böyle düzen, böyle hız, böyle incelik belki sadece ona vergidir. Fakat hesap sorar gibi tok tok konuştuğu da olur. Bu yüzden zorlanır çevresindekiler. Araya mesafeler girer, görüşmeler azalır, hatta kesilir.

Bir ara biz de küsüştük. Zaman yeniden buluşturdu, barıştırdı bizi. Zaman, sözün gelişi; altı yedi yıl oluyor, bir gün, önce telefonu, sonra görüşmediğimiz yıllarda yazdığı gezi kitaplarından beş altısıyla kendisi çıkageldi Adapazarı’na. O günden beri ara ara yine görüşüyor, yazışıyoruz. Bu yıl sıklaştı görüşmelerimiz. Yılbaşında aradı, 75. Doğum Yılı etkinliklerini geçen yıl TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda başlatmıştı, etkinlikleri bu yıl Yansıma Dergisi 40. Yıl Panelleri olarak sürdürmek istiyordu. Yazmaya “Yansıma”da başlamış o günün gençleri bizlere soracakları varmış, vaktiyle yapmadığını yapacak, yazdıklarımızın art alanlarına uzanacakmış böylece. Bir başka düşüncesi de, bugün aramızda olmayan Rıfat Ilgaz, Kerim Korcan, Behzat Ay, Hulki Aktunç, Şükran Kurdakul… için Vefa Panelleri idi.

İlk buluşma 18 Mart’ta Bursa Kitap Fuarı’nda oldu. Mehmet Güler, Ahmet Özer, Veysel Batmaz ve ben Tekin Sönmez’in sorularına cevap verdik. Bursa’ya giderken öyle umutsuzdum ki! Çatallı bir süreçten geçtik/geçiyoruz, her birimiz başka başka yerlerdeyiz, yan yanalığımız göstermelik olacak. Böyle düşünüyordum. Böyle olmadı. Tekin Sönmez kırk yıl önceki gibi topladı bizi, çocukluğumuz paydasında deşeledi. Kırk yıl önce nasıl heyecanlı ve hırslı idiyse yine öyle idi.

20 Nisan’da da İzmir Kitap Fuarı’nda bu kez Burhan Günel, Celal Özcan ve M. Sadık Aslankara’yla birlikte soruları karşıladık. Yine hoştu. Usulen söylemiyorum. Öğrenmek istedikleri vardı Tekin Sönmez’in, ısrarla soruyor, yayımladığı hikâyelerimiz hakkında kesin kesin konuşuyordu. Kocaeli Kitap Fuarı’ndaki buluşma 18 Mayıs’taydı. İkimizdik,  Mehmet Güler’in dinleyiciler arasından katılmasıyla üç olduk ve Ruşen Hakkı’yı konuştuk.

Yurtdışındaki Tekin Sönmez, dilinden ayrı düşmüş, şiiri bırakmış bir gurbetçi, bir münzevi olarak görünmüştü bana. O gezi kitapları da bu yalnız adamın tesellileriydi sanki. Yanılmışım. Tekin Sönmez şiirde kendi şiirinin peşine nasıl düştüyse, şimdi de kendi nesrinin peşindeydi, bunu da gezi, deneme ve romanlarıyla göstermekteydi. Okur da şu üç fuarda gördüm ki bunun farkındaydı.

Bizler de farkındaydık. Yetmiş beşini geçmiş Tekin Sönmez, otuz beş yaşının yaratıcılığı içindeydi. Ne gurbetçiydi ne de münzevi. Öyle mi olsaydı acaba? Öyle olduğunda mı dilimiz yumuşayacak, insafa gelecekti? İyi ama dürüst bir vicdan arınması değil ki bu. Bizler ilk yazıları, ilk hikâyeleri yirmili, yirmi beşli yaşlarımızda Tekin Sönmez’in “Yansıma”sında yer bulmuş insanlardık, bunu alnımızın akı olarak söyleyebilmeliydik.  Yazık ki söyleyemeyenler oldu. Ortaokuldaymış da, şiiri memleketinin gazetesinde çıkmış da… Demek isteniyor ki: “‘Yansıma’ya geldiğimde ben ustaydım.” Bunu bir başka mekânda, “Tekin Sönmez editörümdü” diyerek aleniyete döken de olmuş yine o günün gençlerinden. El insaf!

Bana öyle geliyor ki biz Tekin Sönmez’den önce yaşlandık. Ağrımıza giden bu.

Hece, Sayı: 192, Aralık 2012

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....