Menü
ÖZ TÜRKÇECİLİĞİN BİLİNÇALTI  28 Ocak 2013
14/28 • ÖZ TÜRKÇECİLİĞİN BİLİNÇALTI  28 Ocak 2013

ÖZ TÜRKÇECİLİĞİN BİLİNÇALTI  28 Ocak 2013

 

 

Bugün nasıldır bilmiyorum, Gazi’nin 2 Eylül 1930’da şu söyledikleri eski TDK’nın hemen bütün yayınlarının başında hem de Ulu Önder’in el yazısıyla yer alırdı: “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Dilden kasıt cümle midir, kelime midir? Bu belli değil. Sonra, dil, dilimiz Türkçe, yabancı dillerin nesinden korunacaktır? Tamlamayla, çoğulla, kiple vb. ilgili kurallarından mı? Yoksa kelimelerinden mi? Bunlar apayrı şeyler. Benim için dil cümledir mesela, kelime değil. Hiçbir kelimeyi de yabancı görmem; yabancı olanlar, kurallardır. Her dilin kendi kuralları vardır çünkü.

Söz bütün belirsizliğine rağmen bir konuda çok net. Boyunduruktan söz ediyor. Dilin bağımsızlığına dikkat çekiyor, dilin korunması gerektiğini söylüyor. Bunun da dille ilgilenen her eğilimden insanı tatmin ettiği açık. Benim için de muteberdir, dilin kelime olduğunu düşünenler için de. Her birimiz kendi meşrebimizce okuyoruz sözü. Okuyabiliriz.

Fakat direktiften sonraki uygulamalar böylesi okumaya imkân vermez. Şöyle ki 1931’de Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti, 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur. İlki Mustafa Kemal’in Tarih Tezi’nden aldığı güçle ulusal tarih yazacak, bu tarihe ilgi uyandıracak, ikincisi de yine Mustafa Kemal’in Güneş-Dil Teorisi’nin verdiği ilhamla dilimizi boyunduruktan kurtaracaktır. Nasıl olacak bu? Dil yabancı kelimelerden arındırılarak. Bunun için de halk dilinden ve eski metinlerden Türkçe kelimeler derlenecek, Türkçe köklerden yeni yeni kelimeler türetilecek, öyle ki işlek olmayan eklerden bile yararlanılacaktır. Yabancı kelimeden –aman sakın- Fransızca, Almanca gibi Batılı kelimeler anlaşılmaya! Öz Türkçecilerin amacı –açık açık söylemeseler de- dili Arapça ve Farsça kökenli kelimelerden kurtarmak, selefleri Meşrutiyet dilcilerini hatırlayarak söyleyelim: tasfiye etmektir. Bu kelimeler kullanılıyormuş, onca atasözünde, deyimde yaşıyormuş, zengin çağrışımları, hatıraları varmış, hiç umursanmadan. Yav! inanılır gibi değil, 1933 Mart’ında Osmanlıcadan Türkçeye karşılık arama programı hazırlanır. Bu programa göre yabancı kelimeler liste liste yayımlanır, halktan bunlara öz Türkçe karşılıklar bulması istenir, gelen kelimeler önce komisyonca sonra da TDTC’ce (sonraki TDK) değerlendirilir. İlk listede neler mi vardır? Bugün bile kullandığımız adap, aferin, afet, agâh, ahenk gibi “gerici” kelimeler. Dil bunlardan kurtarılacak işte. Nasıl ki TTTC (sonraki TTK) de Osmanlı tarihini atlar, İslam öncesi döneme uzanır.     

Batı’dan kelimelerle hiç mi hiç mi hiç sorunları yoktur öz Türkçecilerin. Şöyle ki “âlem” için “evren” bulunur Eski Türkçeden. Oysa “evren” –Dücane Cündioğlu’na referansla- kökündeki “evrilen (olan/oluşan)” anlamından dolayı âlem’den çok “kâinat”a denk düşer. Diyelim Fransızcanın “univers”ini de karşılar mı karşılar. Fakat “evrensel” diye bir icatları olur ki evlere şenlik! Fransızcanın “universel”ine özenilmiştir, bu bir. Fakat “univers” ile “universel” arasında “evren”le “evrensel” arasındaki ilgi yoktur ki. “Universel” ne demek? “Evrene ilişkin” demek mi? Hayır, “küllî” yani “tümel” yani “bütüne ilişkin” demek. Mantıkta “Les cinq universaux” diye bir terim vardır nitekim, bu da “beş tümel” demek –geçerken bir not: –“universaux” da “universel”in çoğulu. Gelgelelim bizim öz Türkçeciler bu “beş tümel”i “beş evrensel” yapıvermişler, bu iki. Özentiye gelince: -sel/-sal Türkçenin işlek olmayan eklerinden; klasik iki örnek: uy-sal, kum-sal. İkincisi şüpheli ya, şimdi geçelim. Dil devrimiyle işlerlik kazandırılıyor eke, galiba ilk kelime de “evren-sel” oluyor, bunun da, Nişanyan’ın ifadesiyle: “‘universel’den serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır.”

Özenti döneminin kelimelerinden biri de “okul”. Üstündeki “-l” Türkçenin işlek olmayan eklerinden. Eklendiği kelimeye “benzerlik” anlamı katar: yaş-ı-l, kız-ı-l. Öz Türkçecilikle işlerlik kazandırılır eke. “Oku-l” bu süreçte çıkar. De Fransızcanın “école”üne de sesçe gayet yakındır.

İngilizcede “electric” kelimesi 1646’da kullanılır ilkin. 1678’de “electrique” olarak Fransızcaya geçer. Türkçede ilk görülüşü 1801’dedir. Namık Kemal’in “seyyale-i berkiye”yi (yıldırım gibi akıntı) tercih etmesine rağmen 1900’lü yıllarda “elektrik” dile yerleşir. Öz Türkçeciler n’parlar bilir misiniz? “Yaltırık”ı önerirler. Bereket ki tutmaz. İyi de “yaltırık”la “elektrik” arasındaki ses benzerliği de tesadüf müdür? Yoksa öz Türkçecilerin bilinçaltlarını mı faş eder?  

Öküz altında buzağı aradığım düşünülüyorsa başka örnekler vereyim. Tasfiye edilen Arapça, Farsça kelimelere Türkçe karşılık bulunamadığında n’apılır? Boşluk Batılı kelimelerle doldurulur. “Kâtip” Doğuludur. “Müdür” keza. “Nazariye” de. “Haysiyet” de. “Timsal” de. Bunlar gönderilir, yerlerine Batı’dan “sekreter”, “direktör”, “teori”, “onur”, “sembol” alınır.

Dil, yabancı kelimelerin boyunduruğundan kurtarılacakmış, hadi canım!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....