Menü
BEN
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • BEN "ÖTEKİ"YİM  29 Ekim 2002

BEN "ÖTEKİ"YİM  29 Ekim 2002

 

 

Çocuğum. Eski Hendek Caddesi’nde oturuyoruz. Mahallenin çocuklarından kimi Karaosman’a gidiyor, kimi Sakarya’ya. Annemde bir hırs: Beni Sabihanım’a yazdıracakmış. Başarıyor da. Tığcılar’da, babası yanında kalıyormuşum gibi gösteriyorlar, kaydım yapılıyor.

Sabihanım –1950’li yıllarda- ön bahçesi güller içinde koca bir konak. Ayrıca arkasında tarih var: Osmanlı’dan kalma. 1922’de Adapazarı’na geldiklerinde de Mustafa Kemal ziyaret etmiş. Yani orada okumak bir ayrıcalık. Bu o kadar açık ki sabahları Sabihanım’a kurumlardan servisler geliyor peş peşe: Vagon’dan. Tümen’den. Şeker’den. Zirai Donatım’dan. Servis diyorsam minibüs değil. Minibüs yok o zamanlar. Gelenlerin her biri koca otobüs. Kurumların resmi otobüsleri. İnenler memur çocukları. Babaları kravatlı, fötrlü bunların. Bıyık kısmen var, sakalsa hepten matruş. Anneleri tayyörlü, açık başlı. Ablaları japone kollu. Kısa etekli. Bunlara bir de Tığcılar’ın eşraf çocuklarını ekleyin. Ekleyin de beni düşünün. Ben kimim? Süpürgeci Hamza’nın torunu.

Dördüncü sınıftayım. Öğretmenimiz değişiyor. Çevre okullarından bir öğretmen tepeden inme bir tayinle Sabihanım’a geliyor, bize de öğretmen oluyor. Sevmedim bu öğretmeni. Öyleyken bizimkiler her bayram baskı kurardı. Öğretmenin evine gidecek, elini öpecekmişim. Giderdim. Yeni Cami Sokağında, kapısına beş altı basamakla çıkılan bir evde oturuyordu. Çalardım. Açardı. Kapı ardında küçük bir taşlık. Cicili bicili sıra sıra pabuçlar. Hemen ilk odadan geliveren kimi tanıdık sesler. İçeri alınmazdım, oracıkta tutulur, şekerim verilir, oracıktan salınırdım. Bir keresinde –hiç unutmam, bahçeden çıkıyorum- dönüp baktım: O, seslerin geldiği odanın penceresinde bizim İsmail’le –asıl ismi bu değil elbette- servisle gelen kızlardan biri –hadi onun da adı Türkay olsun. Gidişime bakıyorlar.

Aynı mekânı paylaştığım insanlarla aynı sınıftan olmadığımın çekirdek bilgisini ilkin böyle hissettim sanırım. İlkin diyorum; çünkü sonradan da defalarca yaşadım bu hissi. Türkiye bu –sağ olsun- insanına böyle hisler yaşatmakta pek cömerttir. Kotlar koyar. Koordinatlar çizer. Paradigmalar belirler. Şöyle olacak, böyle olacak der, çizgi çizer yani. Çizgiyi aştın, çerçevesine girmedin mi yandın. Demokrasiymiş, düşünce özgürlüğüymüş, insan hakları, evrensel değerler, birlikte yaşamakmış... bir kalemde silinir. Dedikleriniz, ülkenin, emeğiyle geçinen bütün insanlarının lehine olsun isterse... İstekleriniz, ülkenin temel kültürüyle bire bir örtüşsün isterse kâr etmez. Anında “öteki” oldurulursunuz.

Öğretmenin gözünde ben “öteki”ydim. Evim aranırken de. Selimiye’de, 12 Mart Sıkıyönetimi’inde de. Saldırıya uğradığımda, dükkânım bombalandığında da. Hikâyelerim görmezlikten gelindiğinde, “Büyük Düğün” adlı oyunum iki büyük tiyatrodan reddedildiğinde de. Daha sayayım mı? Koordinatların görevlileri vardır bir, bir de gönüllüleri, elbirliğiyle sıkıştırırlar sizi.

Koordinatlar hiç değişmez değil. Cumhuriyet tarihi koordinatlar tarihidir sanki. Koordinatlar değiştikçe milliyetçilikler, milli refleksler de değişir. Bu yüzden bir dönem “öteki” görülenler, bir başka dönem baş tacı oluverir. Ya da tem tersine rastlanabilir. 1926’da Maliyeci Cavit Bey asılır sözgelimi. Oysa liberaldir Cavit Bey. Aynı yıl asılan bir başka isim de İskilipli Atıf Hoca. Oysa, bir dönem gelecek, Amerikan emperyalizminin içerdeki gönüllüleri olacaktır dindarlar ve “tespih çekenler” diye de arkalanacaklardır. Kimlere karşı? “Vatan haini” solculara. Solcularsa bugün merkezde. (Bu mesele hayli karışık: Ya solculuk ta o zamandan çençti, ya da bugün CHP’ye razı olacak kadar döneklik/sığlık içindedir. Belki de her ikisi. Bunu bir gün konuşuruz) “Tespih çekenler”in bugünkü hali ise İsmail Beşikçi’nin hali kadar açık. Beşikçilerin nasıl ve ne zamandır “öteki” görüldüğünü merak ediyorsanız eğer Bekir Yıldız’ın güneydoğu öykülerine uzanacaksınız. Yasak değiller. Geçerken, bir selam da 1944 Turancılarına uçuralım mı? Onlar da yattılar. Onlar da bir dönem “öteki” oldular.   

Bayram değil seyran değil, demeyin.

Yazıyorsam bir sebebi var.

Bana soruyorlar: “Oyunu hangi partiye vereceksin?”

Aslında oy kullanmak istemiyorum. İçimden gelmiyor. Veriyorsam kerhen.

Hangisine mi?

Ben “öteki”yim. Tabii ki “öteki”ye.

Yeni Sakarya, 29 Ekim 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....