Menü
YAŞAR KIRATLI  12 Şubat 2013
Ada'dan • YAŞAR KIRATLI  12 Şubat 2013

YAŞAR KIRATLI  12 Şubat 2013

 

 

1992-1995 döneminde SATSO Meclisi’ndeydim, ilk yarı dönemde de Meclis Başkan Vekilliği görevinde bulundum.  Yaşar’ı galiba bu ilk yarı dönemde tanıdım.

Zayıf, zarif, yüzü temiz, duruşuyla, susuşuyla konuşur genç bir adam hemen her gün kitabevime uğrar oldu. Bir ilgiyle geldiğini seziyordum ama bunun ne olduğunu kestiremiyordum, o da zaten açıklamaya hiç mi hiç mi hiç niyetli görünmüyordu. Geliyor, her gelişinde bir Şerif Mardin alıp gidiyordu. “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri”, “Din ve İdeoloji”, “Türkiye’de Toplum ve Siyaset”, “Türkiye’de Din ve Siyaset”, “Türk Modernleşmesi” vb.

Tarık’a (Pekerken) söz ettim şöyle şöyle diye, “Şerif Mardin alıyor” dedim “Bildiğin bir arkadaş mıdır?” “Yaşar’dır” dedi, “Yaşar Kıratlı. Petrolcü. Geçen dönem meclis üyesiydi. On gün oluyor, bir uğrayışında odadan, sizden dediklerim olduydu, merak etmiş, ‘Uğrayayım’ demişti. Yaşar’dır.”

1994 Mart’ında belediyeyi Refah aldı, bizim meslek grubundan diğer meclis üyesi Yavuz (Üstüner) Rahmi’yle (Sak) Çark Mesire’nin işletmeciliğini yüklendi, biz de, ben ve bu ikilinin tanışı bir grup insan her cuma akşamı Mesire’de olduk, güncel veya beylik envai konuda konuştuk, tartıştık.

Yaşar da Mesire’deydi. Yine sessiz. Kimseyle dalaşmaz, gerekmedikçe konuşmaz, konuştuğunda da küçük harflerle konuşurdu. Alaturka’nın üstünde, müdavimler katında maç izlerken bile kontrolden çıkıp küfrettiğini görmedim. Elinde sigarasıyla soba başında ayakta yahut yine sigarasıyla peykede yan oturmuş olarak hatırlayacağım Yaşar’ı. Gösterişsiz. Bir de Mesire’ye çağırmasıyla. Diyelim, günlerden cumartesidir, cuması akşamı görüşülmüştür, rastlaştığımızda, Yaşar, “Çark’a ara verdiniz hocam, gelin görüşelim” der. En çok da Engin’e (Gümüş)  söyler bunu. Engin’in uzun aralar verdiği olur, haklıdır Yaşar. Çağrıya uyup ilk cuma akşamı bize katılır Engin, fakat Yaşar yoktur, ancak on birde gelir. Takılırız: “Aşk olsun Yaşar, hem çağırıyorsun hem olmuyorsun.” Uzaklarla da alışverişi vardı herhalde, Mesire’ye yoldan: İzmir’den, Balıkesir’den, Ankara’dan gelirdi hep, çayını ocaktan alır, yukarıya elinde çıkardı. Takılmamız üzerine işiyle kibarlığı arasında sıkışır, mahcup gülümser, çay seslenir, gönül alır, son sözü, “Siz bakmayın bana, yine gelin” olurdu.

1996 Ocak’ında “Çarksuyu” adında “aylık siyasi haber-yorum, araştırma ve reklam gazetesi” çıkardım. Tabloit. Reklam geliriyle 3000 adet bastırıyor her sokağa tadımlık bırakıyorduk. Parasız. 25 bin lira kadar tutuyordu masrafı. O yıllarda Koru’da üç esnafın öğle yemeği etlisiyle, tatlısıyla bin liraydı, bizim en küçük reklam çerçevemizin fiyatı da buydu. Ne ki her esnaf her ay en az on öğlen bu masarifi gönüllü yapıyordu da “Çarksuyu”na gönülsüzlük ediyordu. Ayda bin lira verecek 25 işadamını ancak beş ay bulabildik. Biliyorum, reklama ihtiyaçları yoktu, benim de beklediğim katkıydı zaten. Başlığı ben kaleme alıyordum. “Mertçe”de hem nalına hem mıhına vuruyordum. Bir de bir deneme veriyordum. “Şehrengiz”i A. Celil C. yazıyordu. Vinyetler Sami Caner’den. Sayfa düzeni: Tabii, Orhan Taymaz. Başlıklara da göz atalım mı? “Yoksul Sakarya”, “Ekmek Sahipsiz”, “TZDK de Yolcu”, “Bize Yer Yok”, “Habitat’tan Maksat”. Altıncı sayı çıkabilseydi eğer, başlığı şöyle olacaktı: “İşsizlik Sınavları”. Bunların katkıyı hak ettiklerini düşünürüm bugün de. Benim gibi düşünenler oldu elbette, onların katkılarıyla beş sayı çıkabildik. Onlara, hele ki ricada bulunmadığım halde reklam filmlerini getirip “Çarksuyu”na her sayıda katkıda bulunan iki dosta şükran doluyum. Biri Mustafa Ak’tır, mali müşavirliğini yaptığı otomobil firmasıdır getirdiği. Diğeri de Yaşar. Yaşar Kıratlı.

İşadamlarının kitaba ilgileri yoktur. Olanının ilgisi de bilgisayar ve pazarlama kitaplarıyla sınırlıdır. 2004 yılı olmalı, “Kırklar”ın bir sayısı kapağında benim fotoğrafımla çıktı; Yaşar, Petek Çarşısı’nda bir kitapçıda görüp almış, sevinerek anlattı; şaşırdıydım bir işadamının bir edebiyat dergisiyle ilgilenmesine. Oysa Yaşar için bunun tersi şaşırtıcı olurdu.

 Son zamanlarda edebiyata ilgisi daha da mı artmıştı? “Hece”nin kavramlar değil de kişiler özel sayılarını alıyordu kaçırmadan: Kemal Tahir, Rasim Özdenören, Cemil Meriç… Sevdiği yazarlar vardı, onlardan okumadıklarını istiyordu, getiriyorduk. Leyla İpekçi ile Sadık Yalsızuçanlar’dı son gözdeleri.

Şimdi Yaşar yok. Her şey kırk beş gün içine sığdı. Hastalandı. Tedavi gördü. Yararı olmadı. 27 Ocak’ta da… İyiliklerini hatıra bırakarak gitti. Mekânı cennet olur inşallah!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....