Menü
-SEL/-SAL TÜRKÇESİ  14 Şubat 2013
14/28 • -SEL/-SAL TÜRKÇESİ  14 Şubat 2013

-SEL/-SAL TÜRKÇESİ  14 Şubat 2013

 

 

Tanışıklığımız dil devrimiyledir. –sel/-sal, uydu uymadı demeden öyle çok kullanıldı, kullanılmakta ki Türkçenin en işlek eki oldu çıktı. Oysa öyle bir ek olduğu şüpheli. “kum-sal”la, “uy-sal”ı hatırlatacaksınız; zannım o ki bu kelimelerin farkına varılması enflasyon sayesindedir. 1930’dan önce basılmış dilbilgisi kitaplarına bakmak lazım, -sel/-sal ekler arasında gösteriliyorlar mı?

Sevan Nişanyan, ek olmadığını, kelime olduğunu söylüyor ve “sel/sal” diye gösteriyor –çizgisiz. İddiasını da “Derleme Sözlüğü”yle kanıtlıyor. Şöyle ki “sal” Anadolu’nun kimi ağızlarında “dağın yamacındaki düzlük, yassı yer” anlamında ta 17. yüzyıldan beri de kullanılmakta imiş. Evet, bu anlamı ben de gördüm. Öyleyse “kum-sal” türemiş değil bileşik bir kelime, “kum düzlüğü” demek.

“-sel/-sal”ın ek olduğuna inananlara göre “uy-sal”ın kökü de “uy-“ fiilidir. Nişanyan dalga geçiyor bu görüşle: Türkçede bir ekin hem isim hem fiil eki olamayacağını söylüyor; yani “kum-sal”daki “sal”la “uy-sal”daki “-sal” farklıdır, diyor. Anadolu’da çoğu zaman “osal”, kimileyin “usal” diye yazılan bir kelimeye dikkat çekiyor sonra, “gevşek, tembel, umursamaz, bezgin” anlamındadır, besbelli ki “usanmak” fiiliyle aynı köktendir. İşte Nişanyan’a göre “uysal” da zannedilenin aksine “usan-” filliyle aynı familyadandır, günümüze ses değiştirerek gelmiştir, üzerindeki ek de “-sal” değil “-l”dir.

“-sel/-sal”ın ek olduğuna ve mübarekliğine iman etmiş bir lobi vardır sanki. Sonunda bu üç sesi barındıran kelimeleri işte, işte diye çıkarıp çıkarıp gösterirler. Nişanyan bunlardan dağsal, yensel, yersel, ölümsel’le ilgili cevaplarını da veriyor kitabında: “Kelimebaz-1”, Everest, İstanbul, ikinci basım: 2011, s. 236-238.

Bu “-sel/-sal” avukatlığı, bir ayıbı, bir yanlışı örtbas için midir yoksa?

Dücane Cündioğlu da yazdı, ben de 14 Ocak tarihli “Evren/sel/lik” başlıklı yazımda söz ettim. Nişanyan da “-sel/-sal”ın ilkin 1932-33’te Fransızca “universel” sıfatına karşılık olarak Çankaya’da belki rakıdan da yardım alınarak icat edilen “evrensel” kelimesinde kullanıldığını düşünüyor.

Açalım: “Evren/evrensel/evrensellik” kelimeleri “univers/universel/universalité” kelimelerine karşılık olarak bulunuyor. Diyelim ki “evren” kelimesi “univers”i karşılar. Fakat “universel”in “univers”le yani “evren”le ilgisi yok. “Universel” ne demek? “Küllî/tümel/bütüne ilişkin” demek, çoğulu “universaux”; nitekim mantıkta bir terim vardır: “Les cing universaux”. Bu ne demek? “Beş tümel”. Öz Türkçecilere bakarsak: “Beş evrensel”. Bakındı! “Eyne’s-serâ ve’s Süreyya! Yani ki: Yer nerde, Süreyya yıldızı nerde!

“Univers”ten “evren” bulundu ya, uysa da uymasa da dendikten sonra “evrensel”in bulunması zor olmamıştır –“universel”e sesçe de yakınlığı vardır. Nasıl ki “okul” da “école”e, “yaltırık” da “elektrik”e öyledir. Sonrası çorap söküğü gibi gelir. Bir ek icat edilmiştir, selsel bir hışımsallıkla kullanılır da kullanılır, öyle ki moku çıkarılır.

Dil ve dilbilgisi ve Türkçe üzerine yazan ama eski TDK’nın hasretini de çeken bir ismin son kitabında kullandığı kelimelerden bir avuç aldım, Öz Türkçecilik adına bakın neler kullanılmış: ekenek, özengenlik, horsamak, örüntülenmiş, ayrımlama, tümleşik, örüntü, yönseme, ağıntı, nitem, tartım, ağdırma(k), eskil, yalaksı, kesiklemeli, bilseme, özengen, yakıngan, tuşluk…

Bir avuç da –sel’lilerden, -sal’lılardan getirdim: sözcüksel, yığışımsal, içeriksel, biçimsel, söylemsel, söyleşimsel, saptayımsal, biçemsel, kurgusal, sessel, anlamsal, çağrışımsal, beğenisel, iletişimsel…

Yav, iyi ki şu öz Türkçe var! Dilimiz yabancı kelimelerin boyunduruğu altında kalırmış yoğsam.

Ve yine iyi ki şu –sel/-sal var! Var da dilsizlik nedir bilmiyoruz!

Dilsel mutluluğumuz için yoğunsal bir emeksellikle çalışanlara –doğrusu- fenasal borçlanıyoruz.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....