Menü
YILIN İLK OYUNLARI  22 Şubat 2013
Ada'dan • YILIN İLK OYUNLARI  22 Şubat 2013

YILIN İLK OYUNLARI  22 Şubat 2013

 

 

Yirmi yıl kadar oluyor, turne ilanını gördüğüm bir özel tiyatro için yedi bilet almıştım. Günü geldi, seyre gittik, seyredemeden döndük. Bilet kesen aracıları tanıyorum bereket, buldum, fakat ben daha ağzımı açmadan onlar “Dolandırıldık hocam!” dediler. Pişkinliklerine hayret! O gün bugün korkarım özel tiyatrolardan, özellikle turneye çıkanlarından.  Bir hayretim daha olmuştur sonra: Bilet kesenlerden biri –en fetbaz’ıydı herhalde- düzen solcusu bir partinin hem kurucusu oldu Sakarya’da hem de kapanana kadar il başkanlığını yaptı. “Fetbaz” mı ne? “Türkçe Sözlük”te yok. Aslı “fend-baz” olmalı –yani hilekâr, kurnaz anlamlarında.

2010 Şubat’ından beri Büyükşehir kültürel hamle içinde; etkinliklerin önde gideni de tiyatro; ötekilerden atladıklarımız, ihmal ettiklerimiz oluyor ama oyunlardan asla. Kapıdan da dönmüyoruz. Yeni yılın ilk beş haftası içinde beş ayrı oyun izledik –ki bu bir rekordur Ada için.

İzlenimlerim şöyle:

14 Ocak’ta izlediğimiz “Kumandan”, İsmail Bilgin’in “Medine Müdafaası / Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa” isimli kitabından Yusuf Akçay eliyle sahneye uyarlanmış. Keşke “oyunlaştırılmış” diyebilseydim. Oyun, diyalogdur çünkü. İç aksiyon yani dram, seyirciyle kontak yani bağlantı, merak ve gerilim yani sahne trafiği diyalogla kurulur, diyalogla pekiştirilir. “Kumandan”da bunlar yoktu. Yusuf Akçay, kaynak kitabı almış eline, onu bölüm bölüm güya tablolaştırmış. Oyun değil bu. Tiyatro değil. Yönetmen Kenan Korkmaz mizansen kuramıyor, oyuncular da oynayamıyorlar haliyle, İsmail Bilgin’in kitabını seslendirmiş oluyorlar sadece. Bu da bir iş, bu da bir hizmet, diyeceksiniz. Elbette! Ama sanat değil. 70’li yıllarda İmam Hatiplerde hocalarının yazdıkları oyunları oynama modası vardı, onlar ne kadar oyun idiyseler “Kumandan” da o kadar oyun işte. Vıcık vıcık hamaset. Benim beğenmeyip terk etmek istediğim çok oyun oldu, ama sadece iki oyunun ikinci perdesine kalmadım, biri bir lisemizin oyunuydu, biri de bu “Kumandan” maalesef.

21 Ocak’ta izlediğimiz oyun, Aziz Nesin’in: “Toros Canavarı”. Merkezde Nuri Sayaner adlı bir memur emeklisi var. Etliye sütlüye karışmaz. Mülayim. Aile çekirdek: karısı Mihriban, çocukları Metin’le Gülay yetişkin. Geçim sıkıntısı çekmektedirler, üstüne bir de apartman sahibiyle papaz olurlar. Açılan tahliye davasını kazanmalarına bile fazla sevinemezler. Alt kata ve üst kata yerleştirilen kabadayı yeni kiracılar ve çevrilen türlü oyunlar marifetiyle evleri Sayanerlere zindan edilir. Hayatında hiç karakola gitmemiş olan emekli memur, ailesinin ısrarları üzerine karakola gidip şikâyetçi olur ama hayatı da kararır. Nuri Sayaner, yıllardır aranmakta olan seri katil Toros Canavarı zannedilerek derdest edilir. Aziz Nesin’in eleştirisi, alt sınıfların, toplumda, her alanda hep altta olmalarınadır galiba. Buna gülünmez. Toros Canavarı diye yakalanıp hapse atılması Nuri Sayaner’i toplumun şer kuvvetleri gözünde öyle mübalağa ile kahramanlaştırır ki işte bu ikiyüzlülüğe gülünür.  De ürkek ve asosyal kahramanla kiracı-ev sahibi ekseninde gerilim bugün için pek inandırıcı değil. İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları buna rağmen inanarak ve uyum içinde oynadılar. Şevket Avşar, mülayim Nuri Sayaner’i yer yer fars tekrarları ile ama daha çok yumuşak oynadı. Toros Canavarı olduktan sonra ise ev sahibi gibi, üst katın yenileri gibi, komiser gibi o da grotesk’i yeğledi, gülünç olanın altını çizmekle iyi de ettiler.

23 Ocak’ta “Keçiler Adası”nı izledik. Oyun, İtalyan yazar Ugo Betti’nin. Savaş nedeniyle erkeksiz kalmış üç kadın var oyunda: anne, kız, görümce. Hayattan adeta soyutlanmış bir adada anlamlı yaşamaya çalışırlarken aralarına bir erkeğin girmesiyle çok git gelli bir drama düşerler. Ahmet Muhip Dıranas çevirmiş oyunu –tertemiz bir Türkçe. Çok işlevsel bir dekor. Duygusal dalgalanmalara ayarlı bir ışık tasarımı. Oynayanlar İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncuları. Oyun basılsa da bir de okusak, oyunun zarafeti katlanacaktır.

28 Ocak’ta Kocaeli Şehir Tiyatrosu “Dişi Horoz”u sergiledi. Geleneksel Halk Tiyatrosu tarzında bir oyun. Sazlı sözlü. Bu tarz tiyatroda vaka basittir, kanava basittir. Seyirci oyuna mıhlanıp kalmaz, oynayışı izler, tekrarlarla eğlenir, yanlış anlamalara güler vb. Fakat Mehmet Beyazıt’ın yazıp yönettiği oyunda bunların hepsi asgari miktardaydı. Açılıştaki fasıl hariç. Oyuna pamuk ipliğiyle bağlıydı, öyleyken zor bitirildi –söylenmedik şarkı kaldı mı ki? Yahut şöyle: Mehmet Beyazıt sazlı sözlü’den gerçek fasılı mı anlıyor yoksa?

6 Şubat’ta İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan izlediğimiz “Herkesin Bildiği Sırlar” iki kişilik bir oyun. Öyküyü şiirden çok tiyatroya yakın bulurum; hele ki iki veya üç kişilik oyunlar bir öykü kadar derinliklidir. Melih Cevdet Anday’ın “İçerdekiler”i, Sabahattin Kudret Aksal’ın “Kahvede Şenlik Var”ı örneğin. Ama “Herkesin Bildiği Sırlar” bunun böyle olmayabileceğini gösterdi. Yavuz Özkan’ın yazdığı, Hidayet Erdinç’in yönettiği oyun her evin bildiği tartışmaları konu edinmiş. Baş konu cinsellik elbette. Gelgelelim dile getirilen istekler, kabul veya retler hiç mi hiç sağlam gerekçeli değil. Her şey iki üç gazetenin pazar eklerinden edinilebilir bir dil içinde. Sıvan. Kesin konuşabilirim artık: Yaşayan yazarlardan ev içi konularını en iyi oyunlaştıran, Behiç Ak bence, bir ikinci isim yok.

Özetle, beş oyundan biri göz dolduruyordu. Biri idare eder cinsindendi. Üçü zayıf. Tiyatrodan vaz mı geçsek, n’apsak? İyi de o “Keçiler Adası”nı nasıl yakalarız tiyatrodan vazgeçersek?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....