Menü
ADAPAZARI: DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI  Radikal İki Tartışı-yorum, 16-22 Ağustos 2008
Diğer Yazılar • ADAPAZARI: DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI  Radikal İki Tartışı-yorum, 16-22 Ağustos 2008

ADAPAZARI: DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI  Radikal İki Tartışı-yorum, 16-22 Ağustos 2008

 

Hikâyesiyle zengindir Adapazarı.

Örneğin Sangarios’tan bozula bozula gelen Sakarya: Rivayet edilir ki, bir kolu da şehrin hemen girişinde ve batısında uzanan, Bizans’tan hatıra kuru Beşköprü’nün altından akarmış vaktiyle. Nemrutluk etmiş, Sakar Baba’yı geçirmemiş görevliler; Baba keramet ehli, işareti verir vermez o koca su şaar, güür deyip öteki yatağa atıvermiş kendini. O gün bugündür oradan akar. Sapanca Gölü’nden çıkıp gelen, köprünün hemen batısı ucundan geçen Çarksuyu da muhtemeldir - o eski yataktan bakiye.

Bu Çarksuyu kuzeyde Sakarya’ya karışır. İki su arasında, köprü yöresinde iki, üç, en fazla dört kilometrelik bir ara vardır, kuzeye doğru bu yer yer genişler, daralır ve suyun suyla buluşmasıyla yok olur. “Ada” işte bu yarımadadan kinaye. Ama Orhan Veli bile biliyor: “Ada demek, Adapazarı” demek.

Bölgenin ilk ziyaretçileri Bebrikler. Ardından bir başka Trak kavmi olan Bitinler gelir. Ve yerleşirler. MÖ XII-VII. yüzyıllar. Perslerle İskender’e direnirler ama Roma’ya boyun eğer Bitinler. MS 395’te Roma’nın bölünmesiyle de Bitinya Bizans’ın olur. Müslüman Türklerin ilk akınları XI. yüzyıldan sonradır; Haçlı Seferleriyle durdurulmak istenir bu dönüşüm. Başarılamaz. Moğolların önünden kaçan yeni kavimlerle Anadolu’da Türkmen nüfusu ve gücü iyice artar; zaten Osmanlı’yı kuranlar da bunların Söğüt’e yerleşenleridir.

1324’te Osmanlı fetheder

Adapazarı 1324’te fethedilir. Orhan Gazi zamanıdır. Şehrin yerleşimini borçlu olduğumuz kadim cami bu fethin hatırasıdır. Fakat henüz Adapazarı yok. “Ada” adına 1521 tarihli bir belgede rastlanmakta; bir mahallemizin adı olan “Tığcılar”a da daha geç, ta 1720/21 tarihli bir fermanda. Ancak adlarını zanaatlardan alan başka mahallelerimiz de var: Semerciler, Pabuççular, Hasırcılar, Yağcılar gibi.

Gelenlerin topluluklar halinde geldiklerini ve her topluluğun farklı bir zanaatta uzmanlaşmış olduklarını biliyoruz. Özellikle Özbeklerin. Mahalle adları bunun işareti. Şu da var: Yerleşik hayatın ve tarımın oluşması için ilk vakıflar da bu bölgede kuruluyor. En meşhuru Şeyh İzzettin İsmail Vakfı. Keza, köy adlarının kimi Oğuz boy adlarıdır: Emirler, Bayat, Dodurga gibi. Kimi köy adları da kurucuları oymak, aşiret veya cemaatlere işaret eder. Diyeceğim, ahisiz, gazi ve dervişsiz düşünülemez Adapazarı.

Gelelim “pazar”a: İlk Türkmen köyleri dağlık bölgelerde görülür. XV. ve XVI. yüzyıllarda bölgeye gelen yeni Türkmenlerle yerleşim ovaya iner. “Ada” merkez durumdadır. “Pazar” için elverişlidir. Adlarını zanaatlardan alan mahallelerimiz olduğunu söylemiştim. Sokak adlarımız da öyledir: Çıracılar, Saraçlar, Mutaflar, Bakırcılar, Sebzeciler, Kunduracılar, Tenekeciler, Abacılar… Ancak ada’nın pazar aşamasında her meslek erbabının belli yerleri tutması, malını o yerde sergilemesiyle de ilgili olabilir bu adlar.

72 millet yaşar 

Adapazarı Nuh’un gemisidir. Yetmiş iki millet yaşar. Yerlisine "Manav" denir. Kimlerdir Manavlar? Osmanlının kurulduğu topraklarda yoğunlar. Bu durum, Manavların Osmanlılarla geldiklerine delil olarak gösteriliyor. Beni aşar ama Bizanslılarla karışmışlığa da delil olamaz mı? Bölgenin insanları, Türkmenlerin gelişiyle buhar olup uçmadılar ya! Neyse…

Kalan nüfus göçlere dayanır. Yoğunluk üç coğrafyadandır: 1) Kırım ve Kafkasya. 2) Balkanlar. 3) Doğu Karadeniz. 1923’ten sonra göç azalır; sanayinin gelişmesine, ulaşımın kolaylaşmasına bağlı olarak da iç göçe dönüşür.

Çocukluğumuz, gençliğimiz bu çeşitlilik içinde geçti. Kaynaştık. Yazmıştım: “Bu, yerliyle göçmen, göçmenle bir başka göçmen arasında öyle bir kaynaşmadır ki orada Abaza pastası, Çerkez tavuğu, Tatar ve Boşnak börekleri ve Manavların sütlü üzümü kendilerine ait değildir; her şey ‘namazdanlık’ denilen yerli başörtüleri gibi ziyadesiyle anonimdir.”

Bu Adapazarı 17 Ağustos’ta (1999) biter.

Adapazarı'ndan Sakarya'ya

Biliyorsunuz, Sakarya adında bir il vardır, 14 Haziran 1954 günlü ve 6419 nolu yasayla kuruldu. Merkezi Adapazarı. İle, il merkezinin adı dışında bir ad niçin verildi acaba? Depreme kadar sorun olmadı bu. Ama yıkım fırsat bilindi. Şöyle ki, alelacele imar değişiklikleri yapıldı. Şehir bütünüyle ticarete açıldı. Yüzyılların oluşturduğu mahalleler dağıtıldı, sosyolojisi yok edildi. Sakinler, 12 kilometre ötedeki Yenikent adlı uyduluğa/yapaylığa kaydırıldı. Artık o hikâyeli Adapazarı yok. Yetmiş iki milletin hülasası Adapazarlı da...

Küçülmüş Adapazarı’na hayrettir- “büyükşehir” statüsü de verildi bu arada. Şehrin “tek el”e teslimiydi bu. Giderek sınırları da genişletildi. İşte, il adı Sakarya da bu süreçte hatırlandı ve Adapazarı’nın önüne geçirildi. Dahası, Büyükşehir Belediyesi’nin adı da Adapazarı değil Sakarya oldu.

Hayattır şehir. İnsandır. Sürdünüz mü bunları, geriye ada, parsel kalır sadece. Yani “kentsel dönüşüm” için beyaz, akpak kâğıt. Çöpsüz üzüm. Sulukule büyük sembol. Kentsel dönüşümcülerin küresel dönüşümcülerle el ele verip Sulukule’de yaptıkları sanılmasın ki, orayla sınırlı.

Kavga, dövüş, bıçak, gasp…

Adapazarı el değiştiriyor. Tereyağından kıl çeker gibi olmuyor elbette bu. Kavga, dövüş, bıçak, gasp… Hemen her gün biri birini vuruyor. Bunlar niye? Ay geçmiyor ki bir şarkıcının, bir aktivistin resmiyle süslü bir tişört yahut afiş için linç girişimine kalkışılmasın. Dernek, sendika, parti yakılmasın, bombalanmasın, müzikli geceleri saldırıya uğramasın. Niye? Deprem sonrası yaşananlardan bağımsız düşünülebilirler mi bunlar? Organize suçlarla ilgili her operasyonun bir ucu mutlaka bize, buralara kadar uzanıyor nedense.

Peki, yirmi kadar muteberin tutuklandığı sonuncusunun içinde bir vali yardımcısı ile Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yeğeni de olan danışmanının bulunmasına ne buyrulur? Yığınla suç iddiası var haklarında. Bir kısmının Vali Konağı, Katlı Pazar ve Şeker Fabrikası yerleriyle ilgili olmaları bile bir şey ne bir şeyi, çok şey- anlatır sanırım.

Adapazarı’nın 17 Ağustos sonrası da böyle.

“Sakarya” bütün bu abrakadabra gizlensin diye öne sürüldü işte. “Vatanmilletsakarya” kalıbından ne bekleniyorsa bundan da o beklendi. Beklenen de oldu. Her şey ortada. Aşikâr. Öyleyse haydi bayraklar havaya. Hep beraber: Yaşasın Sakarya! Şanlısakarya! Çokşanlısakarya!

Radikal İki Tartışı-yorum, 16-22 Ağustos 2008

 

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....