Menü
İSTANBUL TÜRKÇESİ Mİ?  28 Şubat 2013
14/28 • İSTANBUL TÜRKÇESİ Mİ?  28 Şubat 2013

İSTANBUL TÜRKÇESİ Mİ?  28 Şubat 2013

 

 

Yeni Lisan hareketi 1911 yılında “Genç Kalemler” dergisiyle oluşur. Ne Fesahatçidir ne de Tasfiyeci. Ne varsa Arapçada var, Farsçada var demediği gibi, uzak coğrafyaların ve on on iki yüzyıl önceki kavimdaşlarımızın Anadolu’ya yabancı Türkçelerine ve ölmüş kelimelerine de iltifat etmez. Orta yolcudur. Dil, kelime değil cümledir Yeni Lisancılar için. Cümle korunsun isterler. Dile karışmış yabancı dil kurallarına karşıdırlar sadece. Yabancı kelimenin kendisine hiç mi hiç düşmanlıkları yoktur. O kadar ki dilimize girmişleri “Türkçeleşmiş” sayarlar. Şu söz onların: “Ateş od’dan, keder kaygu’dan, Allah Çalap’tan daha Türkçedir.”

Sağlam düşüncelerdir bunlar. Hele ki Nurullah Ataç ve TDK Türkçesine karşı rehberim olmuşlardır. Öyleyken dediklerine iki noktada katılamıyorum. Bunlardan biri –ki aklımın hiç mi hiç almadığıdır- Türkçenin uyması gerektiği ağız meselesidir.

Yeni Lisancılardan Ömer Seyfettin “Genç Kalemler”deki daha ilk yazısında İstanbul Türkçesi olduğunu söyler bunun. Derginin bir başka sayısında da milli edebiyat için yine İstanbul Türkçesini gösterir. Neden? Annelerimizin konuştuğu dildir çünkü ve tabiidir –bunu der.

Konuyla ilgili yedi sekiz yazısı var yazarın. 1914’te kaleme aldığı “Abdullah Tukayef ve Lisanı”nda ise İstanbul Türkçesini bütün Turan için önerir. Milliyetçiliği Türkiye milliyetçiliği değil, geniş. Coğrafyadan coğrafyaya konuşma dilimizin şive farkları gösterdiğini, buna her dilde rastlandığını görmüştür Ömer Seyfettin; fakat edebiyatı bu karmaşaya sokmaz, edebiyat dilinin tekliğini, bunun da “İstanbul’da konuşulan nazik ve güzel Türkçe” olduğunu söyler. Bütün Turan şair ve yazarlarını bu Türkçeye mecbur eder; yazmalılar ki milli birlik gerçekleşsin.

İstanbul Türkçesi için “İstanbul şîvesi” dediği de olur. Yine 1914’te kaleme alınan “Güzel Türkçe” başlıklı yazılarının ilkinde hatta “İstanbul lehçesi” der Ömer Seyfettin. Genel edebiyat diline İstanbul lehçesinin niçin layık görüldüğü de şöyle açıklanır: “Çünkü incelmiştir. Bundan başka İstanbul Türk milletinin hem millî, hem dinî, hem ilmî merkezidir. Halife ve hakan burada oturduğu gibi Türk Darülfünunu da buradadır.” Buradaki millet-hakan, din-halife, bilim-üniversite vurguları, milli kimliğin yaslandırıldığı gelenekler açısından önemli.

“Merkez” kelimesi de var alıntıda. Üzerinde ayrıca durulmalı. Ancak konuşma dilinden hiç vazgeçmiyor Ömer Seyfettin. Dili “zevk”le, “selîka” (söyleyiş güzelliği) ile, “tabîat” ve “tecvit”le birlikte düşünüyor, bu yazıda ekledikleri de oluyor: “sevk-i tabîî” (içgüdü) ve “tarz, üslup”. Okuyalım: “İstanbullular lügat parçalamadan tabîî bir eda ile konuşurlarsa bir kere sevk-i tabîîmize girmeyen yani tamamıyla Türkçeleşmeyen  Arapça ve Acemce kelimeleri kullanmazlar.” Ömer Seyfettin, merkez’in halk’a, çevre’ye dayanması gerektiğini sezmiş, görmüş. Asılları çoğul anlamlı olan kimi kelimelerin (talebe, Müslüman, ahlak…) tekil zannedilerek çoğullaştırılmalarını (talebeler, Müslümanlar…) uygun bulması sanırım bundan.

Hemen peşinden yazılan “İstanbul Türkçesi Hangisidir?” başlıklı iki yazıda olsun, ertesi yıl yazılan “İstanbul Türkçesi”nde olsun kalabalık ifadeler kullanır Ömer Seyfettin, artı bir şey söylemez. Fakat somutlar. “Avam ve külhanbeyleri”ni, özellikle “gayr-i münevver kadınlar” ı “lisanî vicdanın asıl sahipleri” olarak görür, bu okumamış kadınlara ağırlıklı yer verir: “[H]içbir kitabın, hiçbir sun’îiğin tesiri altında olmayarak altın gibi bir Türkçe konuşurlar. Ecnebi kelimeleri bozar, bizim millî tecvidimize uydururlar. İstanbul Türkçesinin ahengi onların dudaklarında, lisanımızın sarfı (gramer) onların sînelerindedir.” Kullandıkları dil, “kitap dili değil hayat dilidir”.

Ömer Seyfettin halk ruhuna öncelik vermesiyle empiristlere, İstanbul Türkçesini bütün Türk edebiyatının örnek dili yapmak istemesiyle de rasyonalistlere yakındır. Lakin ikincisi ilkini gölgeler. Şöyle ki İstanbul Türkçesine öncelik vermek öteki Türkçeleri/şiveleri/ağızları “aşağılamak” olur. Ulus-devletlerin yaptığı budur, mantıkları açısından da doğrudur. Söylemek istediğim, Ömer Seyfettin’in dilindeki “halk ruhu” ifadesinin, bu merkeziyetçilik karşısında pek romantik kaldığı. Ya da şu anlama geldiği: Halkın konuşma dili esastır, ama İstanbul halkının konuşma dili hepsinin üstündedir.

Elbette böyle, başka türlüsü zaten asla! mı diyorsunuz; Yahya Kemal 1922’de bakınız neler yazmış:

“Bir zaman İstanbul lehçesi Türkçenin ayarı olarak gösterilirdi. Ben bu lehçeyi ayar olarak telakki etmekte mütereddidim; çünkü İstanbul da Türk vatanından bir mıntakadır, onun da lehçesinin hususiyetleri var ki kavâide (kurallar) gelmez... (...) İstanbul şehri lehçesindeki bu hevâ vü heveslerden Türklerin müşterek malı olan sarfına tahakküm edebilir mi? Türklerin edebî lisanı millî ve müşterek bir mirasdır, ona payitaht da dahil olmak üzere hiçbir şehir tahakküm edemez demek daha doğru olur.”

Mesele bu kadar basit!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....