Menü
HIZLA DEĞİŞİYOR  2 Mart 2013
Ada'dan • HIZLA DEĞİŞİYOR  2 Mart 2013

HIZLA DEĞİŞİYOR  2 Mart 2013

 

 

Farkında mısınız bir şeyler hızla değişiyor Adapazarı’nda.

Sait Faik adının 1992 yılında bir parka verilmesi, orta yerine bir de heykelinin dikilmesi bu süreç için şık bir başlangıç olabilirdi; nitekim tiyatro, konser ve panel etkinlikleriyle işareti de verilmişti bunun. Ne ki taşranın yükselişe geçip yerel yönetimleri aldığı 1994 Mart’ından ta 2009 Mart’ına kadarki on beş yıl boyunca kültür sanatın sadece adı kullanıldı bu şehirde, kendisi miş gibi yapıldı. Taratoracılar tiyatrocu, karamelacılar şair, boyacılar ressam, uzatmayayım rateler usta muamelesi gördü, hobi gruplarına sanatın mavi boncukları dağıtıldı. Süreç kesintiye uğradı, heykel öncesinin de gerisine düşüldü.

Her şey kendi halindeydi öncesinde. Kendi halinde ama içten. İlgiler, meraklar sahici. Fakat bir başınadır herkes. Toplumsallaşma yoktur. Bu dönemden sağ salim çıkan kıymetli birkaç isim oldu, bazılarından katkı istedi belediye, on beş yıl aldı, miş gibiliğini onların himmetleriyle sanki biraz örttü.

Hiç tereddüt etmeden vereceğim tarih, 2010 Şubat’ıdır. Memet Baydur’un “Lozan”ıyla başladı benim için her şey. Üç beş gün sonra da Nâzım’ın “İnek”ini izledik. Arkası o gün bugün kesilmedi: panel, konferans, söyleşi, konser, film, “ustalara saygı” vb. O kadar ki bir ayağımız AKM’deydi artık, ben ki orası için o miş gibilik yıllarında “kayıntı merkezi” demiştim. Al sana! Sen misin diyen!

Seçimi alan parti değişmiş olsa bunları anlayacağım; ama başkanın değişmesiyle oluyordu bütün bunlar ve bu hızı, bu hareketi algılamak kolay değildi –en azından benim için.

Nasıl kolay olsun ki! Hikâyeye karar verdiğimde kitaplar ve dergiler vardı elimin altında sadece, yöremde de Neclâ. Edebiyat eğitimi almam(ız) yetmiyordu; eğitimle hikâyeci olunmuyordu. Yazacak, okuyacaktın. Eleştiriler olacak, dinleyecektin. Yazıyla uğraşan başkalarını bulacaktın, alışveriş başlatacak, edindiklerinizi paylaşacaktınız aranızda karşılıklı. Kültür mekânları bir şehirde bunun için gereklidir işte.

Ne mekânı! Edebiyat, yazı ve hikâye üstüne darılışmadan konuştuğum(uz) iki isim oldu, o da 90’lı yılların sonlarıyla 2000’li yıllarda. Bir isim Osman Nuri Zengin’dir, bir isim de Hakan Poyraz –bin selam her ikisine. Hükümet kuruyor hükümet deviriyorduk eş dostla buluştuğumuzda. Politika, sosyoloji, ekonomi, günlük hayat, pozitivizm, Kemalizm değişmez konularımızdı. Düşünün, hikâyeci bunları konuşuyor.

Hiç unutmam, bir gün iki akademisyen ve bir işçi emeklisiyle sohbet ederken laf nasılsa edebiyata geldi, akademisyenlerden biri hiyerarşi kurdu, edebiyata da bilimin altında yer lütfetti. Emekli de “Edebiyat bilimin ara elemanıdır” diyerek akademisyeni Türkçeye çevirdi. Bilim dili yüksek dildi, edebiyat bu dili halkın anlayacağı kıvama indiriyordu –dediklerinin özeti buydu. Zıvanadan çıktım. Bambaşka şeylerdi bilim, edebiyat. O gün anlattım, sonra da yakaladığım her fırsatta yine anlattım.

Eskisi kadar anlatacağımı sanmıyorum artık.

Etkinliklerde liselileri görüyorum ilgiyle izliyorlar. Filme gelip tiyatroyu atladıkları, yahut hocalarının katıldığı paneli izleyip diyelim bir tarih konferansını es geçmiyorlar. Üniversiteli genç kızlar, genç erkekler dikkat çeken sorular yöneltiyor konuşmacılara. İtiraz ediyorlar. Düşüncelerinde ısrarlılar, tartışmak istiyorlar. Ayrıca kendi grupları, kendi kulüpleri var. Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi örneğin, Tanyeri Kurukahvecisi’nde “fikir tuluatı” yapıyor iki haftada bir cumartesileri. Üniversite’nin Felsefe Kulübü kongre düzenledi ilk devre, şimdi ikincisine hazırlanıyor. Enka Okulları Marmara Bölgesi Liselerarası “Yazadurmak” Şiir ve Öykü Yarışması düzenliyor altı yıldır.

Diyeceğim, Büyükşehir önceki arayışları taçlandırdı etkinlikleriyle, sonrakileri de kışkırttı ve teşvik etti.

Türkan Şoray, “Ustalara Saygı”nın konuğu olarak 22 Şubat akşamı AKM’deydi. O saatte Bilgi Kültür Merkezi’nde biz on on iki edebiyatsever Bünyamin (Bezci) Hoca’nın başlattığı Politik Roman Okumaları’nda Oğuz Atay’ın “Eylembilim”ini konuşuyorduk. 19.30’da Ali Balcı’nın moderatörlüğünde Tuncay Kardaş’ın sunumu olacaktı: “Kürt Sorunu ve Devlet”; romandan sonra kaldık, üniversitelilerle lebalep salonda bu günceli de dinledik. O saatte TV’de maç da vardı muhakkak. Ve kahveler tıklım tıkıştı. Kim nerede kendini buluyorsa oradaydı yani.

Şehir işte şimdi şehirdi.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....