Menü
Ada'dan • "İSTANBUL EFENDİSİ"  12 Mart 2013

"İSTANBUL EFENDİSİ"  12 Mart 2013

 

 

Seyrettiğim en güzel on oyunun adları istense benden, içinde “İstanbul Efendisi” kesinlikle olur. Hatta beş, hatta hatta üç oyun içinde de olur. Üçün altına inemem. “Godot’yu Beklerken”, “Vanya Dayı”, Genco Erkal’ın oyunuyla “Bir Delinin Hatıra Defteri” zorlar beni.

1966 veya 67 yılında Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda gördüm. Çok güzel oynadılar. Şarkılarından ikisi ezgisiyle hatırımda. Birini kadı efendinin çarşı teftişi sırasında esnaf söyler: “İstanbul Efendisi / Bugün bizzat kendisi / İstanbul’u geziyor / Şimdi buraya geliyor.” Diğeri de efendinin kızı Esma Hanım evden kaçırtıldığında hane halkı tarafından söylenir: “Aradık taradık, yok / Yok, küçük hanım yok.” Efendi’nin bir de oğlu var, aman aman! Hoppa mı hoppa! Alık mı alık! Budala mı budala! Üstüne bir de fala düşkünlüğü, yıldızlara merakı yok mu babasından kopya! Gül Allah gül! Oyunun komiği bu İrfan işte. Ergün Uçucu oynuyordu benim gördüğümde. Unutulur gibi değil. Bu rol, oyunun Şehir Tiyatroları’nda üç yüzüncü temsili sırasında ve Vasfi Rıza için eklenmiş metne -1936 tarihli baskıda böyle not var. E, oyun ne zaman yazılmış? 1914’te. Düşünün, yüz yıllık oyun konuştuğumuz.

Yazarı, Musahipzade Celal. Kıymetli bir isim. Kıymeti şurada: Modern Batı tiyatrosunu geleneksel Türk tiyatrosu ile buluşturan Şinasi’nin, Direktör Âli Bey’in ve Ahmet Vefik Paşa’nın takipçisi. O da yerli bir tiyatronun peşinde. Musahipzade’den önce, hem de o başlangıç yıllarından üç isim verdim, Musahipzade’den sonra ise sadece iki isim verebilirim: Ahmet Kutsi Tecer, oyunu “Köşebaşı”; Haldun Taner, başeseri de “Keşanlı Ali Destanı”.

Bizim temaşamız, yerli tiyatromuz, Karagöz’ümüz, Ortaoyunu’muz yani halk tiyatrosudur. Basit bir vakaya dayanır. Komedidir. Kaçma, kovalama sahneleri, tekrarlanmış hareketler boldur. Keza sözel mizah: cinas, şaşırtmaca, yanlış anlama… Sonra müziklidir. Her tipin perdeye gelişi, oyuna çıkışı şarkı eşliğinde olur. Karagöz’de Karagözcü söyler şarkıyı; Ortaoyunu’nda ise bizzat oyuncu. Meydanın önünde de küçük bir saz heyeti yer alır. Tipler önemli: İmparatorluktaki her millet, her din, her meslek temsil edilir sahnede. Eleştirilir. Mizaha alınır. Taşlamacıdır bu tiyatro. Bir şey daha: Göstermecidir. Anti-illüzyonist. Oyuna kaptıramazsınız kendinizi. Bir oyun izlediğiniz hep hatırlatılır size. Oysa Aristocu illüzyonist tiyatro, sahnedeki oyuna inanmasını ister seyirciden. Gerçek sanmasını. Oyuncu da yaşadıkları gerçekmiş gibi oynar zaten. Seyirciyi sahneye mıhlandırmak için elinden geleni yapar.

“İstanbul Efendisi”nde yerli tiyatronun bütün özellikleri var işte. Vaka gayet basit. Öfkesiyle, sertliğiyle evdeki horantayı, çarşıdaki esnafı titreten İstanbul Kadısı Savleti Efendi müneccimliğe meraklanmıştır, her problemi remil atarak çözmeye başlar. Fakat kızı Esma Hanım’ın kocasını da bu yolla seçmeye kalkışınca işler çatallaşır. Kadı Efendi saf kabadayı Ferhat Ağa’ya vermek ister kızı; böcek başı, bugünün diliyle: polis müfettişi Menteş Ağa’nın da gözü vardır kızda, muavini Ferhat Ağa’ya kumpas kurup kendi şansını artırmaya çalışır. Oysa Esma Hanım üç ucu düğümlü pembe bir mendil atmıştır Tütüncü Muhsin Efendi’nin ter bıyıklı, kâküllü, sol yanağı benli çıtkırıldım oğlu Safi Çelebi’ye, içine ateş düşürmüştür. İşler çatallaşınca Esirci Afet girer devreye, Kadı Efendi’nin müneccimlik merakından yararlanarak onu oyuna getirir, istediği delikanlı ile evlendirilmesini sağlar kızın. Cinlerin çağrıldığı sahne, hele ki mağrur Efendi’nin o saygılı hali, korku içinde o bekleyişi pek eğlencelidir.

Bir diğer sahne de Çarşı Tablosu’dur. Tütüncü, nalbant, terzi ve bakkal dükkânlarının bulunduğu bir sokakta geçer. Esnafın isimleri: Muhsin Efendi, Durmuş, Usta Agop, Usta Yuvan; Yuvan’ın çırağı Apustol… Kadı Efendi’nin nasıl teftiş ettiği, kurala uymayanları nasıl cezalandırdığı gösterilir bu tabloda. Örneğin falakaya yatırılır kimi, pekmezinde fare görülen bakkal da seçime zorlanır: “Ya fareyi yutarsın, ya elli sopayı yersin.”

Çengi Afet, Afet’in Arap cariyesi Feraset. Oyuncu kızları Handan, Şadan, Raksan… Konakta Esma Hanım’la cariyesi Dilâram… Bunlar da eşhasın hatunları.

Neredeyse elli yıl olacak, Büyükşehir sayesinde bu akşam AFA’da yine “İstanbul Efendisi” ileyiz. Yine Devlet Tiyatrosu, ama bu kez Sivas. Haydi başlıyooor! Koş vatandaş! Koş! Büyüklere beş, talebeye üç lira!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....