Menü
İKİLEMELERDEN CESARET ALMAK  28 Mart 2013
14/28 • İKİLEMELERDEN CESARET ALMAK  28 Mart 2013

İKİLEMELERDEN CESARET ALMAK  28 Mart 2013

 

 

Ne diyorduk? Bir yabancı kelime, Türkçede karşılığı bulunsa da dilde kalabilir. Örneklerimiz de “mahcup olmak”la “utanmak” ve “hane” ile “ev”di. Bunun bir ötesi de şu: Yabancı kelime henüz dilimize girmemiş fakat kapı önünde duruyor, diyelim; buyur edilebilir. Kelimeden korkulmaz.  Hele Türkçe hiç korkmamalı.

Türkçe, ikilemeleriyle zengin bir dil çünkü. Dilin ustaları da çok güzel, çok farklı kullandılar bu bileşiği. Galiba bunca haşir neşirliğin verdiği cesaretle yabancı dillerden anlamdaş kelime almaktan da çekinmediler. Ne ki ikilemeler eskisi kadar kullanılmıyor bugün. Yabancı dillerin giderek artan etkisinden mi acaba? Temasta bulunduğumuz dillerde fazla görülmez ikileme. Bundansa eğer, çok yazık! Hocam Vecihe Hatiboğlu’dan ve eseri “Türkçenin Sözdizimi”nden aldığım güvenle söylüyorum: İkileme ayıbımız değil bizim, övüncümüz.

İkilemeler anlamı pekiştiren, güçlendiren, abartan, çoğaltan, anlatımı kolaylaştıran, kalıplaşmış bileşiklerdir. “Salkım salkım üzüm yedik”, “Yalvara yakara izin aldı”daki ikilemelerin anlattığını “çok” veya “zor” kelimeleriyle anlattığımızda ifade düşer, anlam zayıflar örneğin. “Güzel güzel kızlar vardı düğünde” cümlesinde de ikileme abartır, çoğaltır. Pek çoğunun “–ler” ekli komşu kelimelerle kullanılmaları bundandır. Kolaylık getirdiklerini de söyledik. Öyle. “Gayet temiz bir kadın”la mı daha kolay açıklanmakta kadının temizliği, yoksa “temiz mi temiz bir kadın”la mı?

İkilemeler anlamlı öbeklerdir ama kelimeleri arasında çok zaman önseste veya sonseste kafiyeyi ve redifi hatırlatan ses benzerliği olur. Önseste benzerlik ünsüzlerle sağlanır: cümbür cemaat, kış kıyamet, sürü sepet, zar zor, yamru yumru… Sonseste benzerliğe ise ünlüler de katılır: yaza boza, akça pakça, ayrı gayrı… Şunlar da ünsüzlerle olanlar: selam kelam, dirlik düzenlik, hesap kitap…

İkilemeler bağlaçlı öbekleri hatırlatır. Ama ikilemelerin anlam genişliği bağlaçlı öbeklerde yoktur. “Aç susuz kalmışlar”daki ikileme “pek çok perişanlık” anlamındadır da, “Aç ve susuz kalmışlar” cümlesinde ise perişanlık “açlık” ve “yoksulluk”la sınırlıdır. Keza benzer sınırlanma “Ağzı burnu yerinde bir kızdı konuştuğu” ile “Tasını tarağını toplayıp gitti” cümlelerindeki ikilemeler üzerinden de gözlenebilir.

İkilemeler kalıplaşmış bileşiklerdir. O kadar ki ikilemeyi oluşturan kelimeler anlam kaybına uğramadan tek başlarına kullanılamaz; “eğri büğrü”nün, “tek tük”ün anlattığını bir başına “eğri”, bir başına “büğrü” yahut bir başına “tek” anlatamaz örneğin. Kelimelerin yeri de değiştirilemez; sözgelimi yer değişikliği “kıt kanaat”, “eninde sonunda” ikilemelerinde yapılsa ikilemeden geriye bir şey kalır mı? Nasıl ki ikilemenin ortasına bağlaç girdiğinde de anlam kaybolmakta.

İkilemeler cümle öğesi olduklarında da tek bir kelime gibi düşünülürler, parçalanmazlar. Fakat aynı kelime iki farklı görevle peş peşe gelebilir. Örneğin “Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözünde ilk “üzüm” özne, ikincisi dolaylı tümleç görevinde olup fakat birlikte de ikilemedirler. Şundan ikilemedir: İlk sözde “üzüm”le kastedilen, “koruk”tur; fakat söz “Koruk üzüme baka baka kararır”a çevrilemiyor, anlam kayboluyor. Yani tekrarlanan iki “üzüm” farklı görevlerle de olsa sözü pekiştirip güçlendirmekte burada. Benzer durum, “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur” sözünde de var. Bu söz de örneğin pekiştirmeden, yani ikilemeden vazgeçilmedikçe “Dağ dağa kavuşmaz insan sevdiğine kavuşur” yapılamaz.

Bunların konuyla ilgisi ne? Yahut şöyle: “Mahcup olmak”la “utanmak ve “hane” ile “ev” ikileme midirler? Değil ama Türkçede karşılığı bulunan yabancı kelimelere karşı bir soğukluğumuz var, söz konusu kelimeler giderek anlamdaşlıklarını yitirseler de süren bir soğukluk, bu soğukluk kırılsın istiyorum.

İkilemeler bize işte bu cesareti veriyor. Örneğin “güçlü kuvvetli”, “akça pakça”, “kılık kıyafet”, “yüz surat” ikilemelerinde kelimeler anlamdaştır. Dahası Türkçe olanlar da öndedir. Bu kurala uymayan, dolayısıyla iki türlü kalıplaşan ikilemeler varsa da azdır: “akıllı uslu”, “uslu akıllı”; “hatır gönül”, “gönül hatır” gibi. Bakınız ne takıldı aklıma şimdi de: Necatigil’in, Divan zevki olarak gördüğü “tevriye” de cesaret verir galiba.

Pek çok ikileme ise aynı kelimenin tekrarına dayanır; asıl cesaret verecek olanlar bunlardır: şakır şakır, mavi mavi,  vakit vakit, açık açık, baş başa, çoluğa çocuğa, kıyıdan kıyıdan, göre göre,  hanım hanımcık, beterin beteri, güzeller güzeli, neler de neler…

Hele ki üçlemeler: sürüm sürüm sürünmek, inim inim inlemek, zonk zonk zonklamak, didik didik didiklemek…

Yunus “Mesnevi”yi okumuş, “Mevlana’nın yerinde ben olsaydım bu kadar uzatmaz, ‘Et kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm’ der bırakırdım” demiş.

Uzattım, yetiş ya Yunus: “Hak Çalabım, Hak Çalabım, / Sencileyin yoğ Çalabım. / Günahlarımız yarlığa, / Ey rahmeti çoğ Çalabım.”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....