Menü
KUTLU DOĞUM HAFTASI ÜZERİNE  Hece, Sayı: 172, Nisan 2011
Hece Yazıları • KUTLU DOĞUM HAFTASI ÜZERİNE  Hece, Sayı: 172, Nisan 2011

KUTLU DOĞUM HAFTASI ÜZERİNE  Hece, Sayı: 172, Nisan 2011

 

 

Kutlu Doğum Haftası imiş. Sırasıdır, şu takvim meselesini konuşalım.

İki takvim vardır: Miladî. Hicrî.

Miladî takvim, Jülyen takvimi diye de bilinir. Geçmişi Jül Sezar’a gider çünkü; başlangıç olarak da Roma’nın kuruluşunu alır. İsa’nın doğumunu başlangıç alması çok sonra, Bodur Denis adlı bir keşiş tarafından olur. İÖ ve İS diye bölünme de böyle başlar. Güneş yılını esas alır bu takvim. Yani dünyanın güneş (şems) etrafında dönüşünü. Küsuratlar hariç 365 gündür bu.

Hicrî takvim ise kamer’e dayanır. Yani ay’a. Bu takvimin bir yılı da, ay’ın dünya etrafında bir turu olup bu da –yine küsuratlar hariç- 354 gündür. İslamî takvim budur. Ay takvimi. İslam’ın sembolü hilal, o da buradan. Ramazan’a bu takvimle girilir, bayramlar, kandiller bu takvime göre kutlanır. Bu kutlu günlerin Miladî takvime göre her yıl on bir gün erken gelmesi de iki takvim arasındaki farktan.

Ömer zamanında kabul edilir Hicrî takvim. Hicret’in olduğu yılla ve o yılın Muharrem ayının ilk günüyle başlatılır. Miladî karşılığı 16 Temmuz 622’dir. Muharremden sonraki ayları da şöyle: safer, rebiyülevvel, rebiyülâhır, cemaziyülevvel, cemaziyülâhır, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce.  

Duyar gibiyim: Teşrinievvel, teşrinisani nerde? Kânun’lu aylar hani? diyorsunuz.

Osmanlı, 1678’den sonra “sentez” arayışına başlar, bunu da 13 Mart 1840’ta bulur. Hicret bırakılmadan güneş yılına geçilir bu tarihte. Hicret’in 1256. yılıdır, o gün 1 Mart 1256 kabul edilip 365 günlük yeni takvim başlatılır. Karışmayı önlemek için önceki takvime Hicrî-Kamerî; bu nevzuhûra da Hicrî-Şemsî denir, pratikteki adı da Malî takvimdir. Rumî takvim diye de bilinir. 13 gün geriden izleyerek güneş yılına sabitlenen bu takvimin ay adları da Batı’da ta Jül Sezar’dan beri kullanılagelen adlardan çevirmedir: mart, nisan, mayıs... Bugün ekim, kasım, aralık, ocak dediklerimiz de teşrinievvel, teşrinisani, kânunuevvel, kânunusani işte.

Rumî takvime sadece resmî ve malî kayıtlar için ihtiyaç duyulduğu söylense de sağlam bir gerekçe değil. Zannım o ki kökten bir kopuş, bir vazgeçiş var bu uygulamada. Nitekim Rumî 16 Şubat 1332’de de bu tarih 1333 yılı Mart’ının ilk günü sayılarak iki takvim arasındaki 13 günlük fark kaldırılır. Ancak bir şey daha yapılır: Mart’ı yılbaşı sayan Jülyen takviminin yerini Ocak’ı yılbaşı sayan Gregoryen takvimi alır. Haliyle 1333 yılı 28 Şubat’ta değil, 31 Kânunuevvel’de (Aralık) yani iki ay erken bitmiş olur.

Ya Kutlu Doğum Haftası?

Hz. Peygamber Miladî 571 yılında, kamerî aylardan Rebiyülevvel’in 12. gecesi doğar. Hicret’in üçüncü yüzyılından beri de 11’i 12’ye bağlayan bu gece Mevlid Gecesi olarak kutlanır. Şiîlerde 17. gün ve gecesidir bu. İki tarih arasındaki hafta da Vahdet Haftası bilinir. II. Selim zamanında kutlamalara minarelerin kandil yakarak katılmasıyla da kandil adı yerleşir. Ancak kutlamalar hep Hicrî-Kamerî takvime göre yapılır. 1989’da, Turgut Özal’ın başbakanlığı sırasında kutlamalar geceden haftaya genişletilir, takvim yine budur. Gelgelelim, 1994’te I. Çiller Hükümeti zamanında Kutlu Doğum Haftası 20 Nisan tarihi esas alınarak Miladî takvime sabitlenir. Ki geçmiş olsun!

Neden mi?

İstanbul ne zaman fethedildi sizce? Dediklerini not etmişim. De nerde rastladığımı yazmamışım; “Aziz İstanbul”da olabilir, şöyle demiş Yahya Kemal: “Sene 857 deyince İslâm’ın İstanbul’a girdiğini hissediyoruz, bu rakamda anlı şanlı bir tınnet [tınlama, çınlama –NM] var. 1453 deyince bilakis Bizans’ın Türklere mağlup oluşu idrak olunuyor. Bu rakamda bilakis bir can çekişme, bir ufunet [pis koku ­–NM], bir günlük kokusu var. Bu rakamların biri Müslüman, biri değil!”

Geçmiş olsun! demem bundan işte. Ya da şöyle: Çok şükür! Ramazan sabitlenmedi henüz.

Tarih çok mu önemli? Elbette önemli. Harita değildir ki takvim. Ait olduğu medeniyeti özetler, o medeniyetin zaman algısını verir. Yahya Kemal bunu görmüş. Cemil Meriç’in de, 1453’le 857’ye Yahya Kemal gibi dikkat çekişini hatırlıyorum. Nur içinde yatsınlar!

Yeni Sakarya, 20 Nisan 2010

Hece, Sayı: 172, Nisan 2011

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....