Menü
TEVRİYE  14 Nisan 2013
14/28 • TEVRİYE  14 Nisan 2013

TEVRİYE  14 Nisan 2013

 

 

Behçet Necatigil, “Özellikle son yıllarda Divan şairlerimizin tevriye zevki düşündürüyor beni” der. Nerede? “Bile/Yazdı”nın “Dünden Bugüne Konuşmalar” bölümünde. Boşuna değil. Hemen üstünde de, 1945-1955 arası yazdıklarında “anlatma unsuru”nun ağır bastığını, “gözlemler, tespitler” üzerinde durduğunu itiraf eder. 1955’ten sonra beğenmez olur bu anlayışı, şiirini öyküden alıp sezgiye açar. Öncekilere göre “biraz katıdır, kapalıdır” bunlar. “Ama şiirin ilk bakışta çapraşık ve bilmeceli görünmesi, onun çözülemeyeceği anlamına gelmez.” Hem modern şiir de budur: Kelimeler ve mısralar arasındaki kimi boşlukları okurun doldurmasını bekler.

Divan’ın tevriyesi bu süreçte hatırlanır işte.

Çokanlamlılığın buldurduğu sanatlardandır tevriye. Mecaz sanatları da öyledir: istiare, mecazı mürsel, teşhis, intak, kinaye, tariz… Tevriye ise kelimelerin gerçek anlamlarıyla yapılan bir sanat. Sesteşlikle ilgili. O neydi? Yazılışları ve söylenişleri aynı fakat anlamları apayrı olan iki isim, iki fiil yahut biri isim, diğeri fiil arasındaki durum. Bu kelimelerden ilk iki gruptakiler –hatırlarsınız- sözlüklerde alt alta yer alıyor ve Romen rakamlarıyla sıraya konuyor. Sesteşlikle ilgili bir başka sanat da cinas. Ne ki cinasta her anlam için ayrı ayrı kullanılır kelime –iki ayrı anlam söz konusuysa iki kez geçer, üçse üç, dörtse dört. Tevriye böyle değil. Tevriyede kelime bir kere kullanılır; fakat üstünde biri yakın, diğeri uzak olmak üzere iki anlam da yer bulur. Yakın anlam açıktır; uzak anlamı bulması beklenir okurdan.    

“Koyun” sesteş kelimelerdendir: hem bir “hayvan”ın adıdır (I), hem de “kucak” anlamı (II) vardır. Nedim, Rahmi Bey tarafından bestelenen şu şarkısında kelimeyi tevriyeli kullanır; şöyle ki kuzucağa anasından ayrılmaması söylenir görünüşte; fakat ilk mısradaki benzetme “koyun”un ikinci anlamını hatırlatıverir: “Yetmez mi sana bister [yatak, döşek] ü bâlin [yastık, koltuk] kucağım / Sert oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım / Âteşlik eder sana bu sînemdeki dağım / Sert oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım”

Bâki’nin şu beytinde de fiil anlamlı “yalvar-” (I) ile isim anlamlı “yalvar” (II) tevriyelidir. Güzellerin yalvaran âşıklar karşısında vefasızlık edemeyeceklerini söyler Bâki. Yakın anlam olarak denilen budur. Ama Kanuni döneminde kullanılan, “yalvar” adlı bir de gümüş para vardır. Güzellerin paraya düşkünlükleri de uzak anlam olarak girer beyte böylece: “Güzellerde vefâ olmaz dimek yanlışdır ey Bâkî / Olur vallâhi billâhi hemen yalvarı görsünler”. Ve bu uzak anlamdır beyti zarif ve nükteli kılan.

Zâti’nin beytinde de tevriye isim anlamlı “gül” (I) ile fiil anlamlı “gül-” (II) arasındadır: “Bir bûse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm / Bir nîm [yarım] tebessümle o âfet gülüverdi”. İlk mısradaki “gül” tevriyenin yakın anlamına işarettir; yahut şöyle: okur bu anlamla oyalanır. Ne ki görülmesi gereken, âşığın talebine âfetin gülüp geçmesidir.

Sesteşlik tevriyenin olmazsa olmazı değil galiba. “Baki” gibi, “ziya” gibi, “tahir” gibi tür isimleriyle onların verildiği özel isimler arasında yapılan oyun da tevriye sayılıyor çünkü.

Mevkilerin, zenginliklerin sonlu olduğunu söyler beytinin ilk mısraında Bâki; fakat devamında da kendi adının “ilelebet” kalacağına inandığı için Allah’a şükreder: “Minnet Hudâ’ya devlet-i dünyâ fenâ bulur / Bâkî kalur sahîfe-i âlemde adımız”. Şair kendi adını anar yakın anlam olarak; “ilelebet”le gönderdiği ise kelimenin genel anlamıdır: “daimi, sonsuza kadar”.

Ziya Paşa da olgunların –âkıl adamların yani- sığlar tarafından çekilemediklerini söyler, bunu da ışıktan rahatsız olan yarasalara teşbih eder. “Ziya” –tamam- “ışık” demektir ama Paşa’nın da adıdır. “Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar / Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan”.

Yazımları düzeltme işaretiyle (^) ayrılan yar-yâr, alem-âlem, aşık-âşık gibi kelimeler sesteş değildir. Bazen de iki kelime arasındaki sesteşlik ekler sayesinde sağlanır. Dolaylıdır. Öyleyken bu kelimeler arasında kurulan çokanlamlılık da tevriye sayılır.

Nedim’den bir beyit: “Şevk-ı tamam vâde-i ferdâyı dinlemez / Reşk ana kim cihanda bugün buldu yarını”. Yani ki: Tamama ermiş arzu geleceği beklemez, vaade kanmaz; ona ne mutlu ki geleceği bugünden bulandır. Şair, geleceğin bugünden bulunduğunu söylüyor. Görünüşte böyle. Ama ilk mısradaki “şevk-i tamam”  işaret eder ki ikinci mısradaki “yarın-ı” sevgili yerine kullanılmıştır: “yâr-i-n-i”.

Bunlar şiirdir. Değil midir? Hatta bütün sanat budur. Dil de bunlarla hareketlenir; renkler, notalar, sahneler, hacimler, mekânlar da. Necatigil’den bir alıntıyla yazıyı bağlayalım en iyisi: “Şiiri hareketli yapan, kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülmeyen alışverişlerdir.”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....