Menü
Ada'dan • "BÜYÜKŞEHİR AKADEMİ"  22 Nisan 2013

"BÜYÜKŞEHİR AKADEMİ"  22 Nisan 2013

 

 

 

Büyükşehir Belediyemiz Kültür ve Sosyal İşler Dairesi –benim bildiğim- 2010 Nisan’ından beri “Büyükşehir Akademi” başlığı altında biri sonbaharda, diğeri ilkbaharda olmak üzere yılda iki kez sekizer haftalık programlar düzenliyor. 2012 hariç hep yapıldı. 25 Şubat’ta başlayan 2013 ilkbahar programı da 20 Nisan’daki dersle tamamlandı.

İlk dört dönem “okuma” adıyla yapıldı dersler: tarih, felsefe, şiir, demokrasi, edebiyat okumaları gibi. Edebiyat, bendeydi; ilk dönem öykü ve deneme okuyarak edebiyatın temel kavramlarına dikkat çekmeye çalıştım; son üçünde ise edebiyat tarihimizin farklı tarihlerinden dörder yazar seçtim, roman, öykü, oyun yahut denemesini okuyarak eserini hatırladık, kimini günümüz edebiyatıyla da karşılaştırdık.

2010 sonbaharında Ahmet Mithat’tan roman (Henüz 17 Yaşında), Ahmet Haşim’den deneme (Frankfurt Seyahatnamesi), Halit Ziya’dan öykü (Bir Yazın Tarihi), Musahipzade Celal’den oyun (Pazartesi Perşembe) okumuşuz örneğin. 2011 ilkbaharında Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan), Nurullah Ataç (Prospero ile Caliban), Leyla Erbil (Gecede), Adalet Ağaoğlu (Çatıdaki Çatlak) oluyor yazarlar. 2011 sonbaharında da Refik Halit (Sürgün), Ahmet Rasim (Şehir Mektupları), Ömer Seyfettin (Bahar ve Kelebekler), Şinasi (Şair Evlenmesi).   

2011 yılı ilk ve sonbaharında “Yazı Atölyesi” eklendi okuma programlarına. Kurmaca olsun, didaktik olsun bir metnin bilinçle kotarılması için ilk bilgileri vermekti amaç. Yazanlar, çalışanlar, hevesliler vardı çevremizde, el yordamıyla eğiliyorlardı kâğıda, onlara yardımcı olmaktı. Konu, bakış açısı, anlatıcı, anlatım yolları, plan, olay örgüsü, sahne/çatışma, sözcük, gösterge, bağlam, cümle ve öğeleri, cümle kurma, imge, ilk cümle üzerinde durduk bu derslerde, sanatın gerçekle ilişkisini ve nasıllığını konuştuk, ustalardan örneklerle de dersi pekiştirdik.

Haftada bir gün iki saatti dersler. Otuz kişiyle sınırlıydı. Her ders yoklama yapılıyor, gelmeyenlerin yerine yedekler alınıyordu. İlginçtir, ilk ders hemen tam kadro sınıfta olunuyordu da sonraki dersler mevcut hızla düşüyordu. Bir iki kez bir kişiyle bile ders yaptığım oldu. Okumalardan kaynaklandığını düşünüyorum bunun. Kolay yolları bulunsa da sekiz haftada dört kitap okumak herkese vergi değildi. Edebiyat dışındaki diğer okumalarda da durum böyleydi. Fakat yine ilginçtir, Yazı Atölyesi’nde düşüş yedinin, sekizin altına inmedi.

Yenice biten “Büyükşehir Akademi” programı “okuma” değil “söyleşi” olarak yapıldı: uluslararası politika, seyahatname, dünya dinleri, sosyoloji, tarih, sinema, fotoğraf söyleşileri. Atölyeyle edebiyat da birleştirildi: yazı ve edebiyat söyleşileri.

Söyleşi formatı katılımcıları rahatlattı sanırım. Son ders bile on bir, on iki kişi vardı. İlk dersteki gibi de  ilgiliydiler. Hele biri tam 41 yıl sonra yeniden öğrencim olmuş Canan Ereren’di ki sekiz hafta hiç devamsızlık yapmadan katıldı. Bir veya birkaç konuyla geliyordum derse, konuyu açıyordum, düşüncelerimizi karşılıklı söylüyor, paylaşıyorduk. Nelerdi? Edep, edip, tahrir, muharrir, sanatkâr, istiare, sanatsal imge, kurgu, kurmaca, manzume, şiir, ironi, argo… Sanatın, edebiyatın ne olduğu, insanı ele nasıl aldığı, gerçekle ilişkisi… hep konuştuklarımızdı. İki edebiyat öğretmeni de vardı katılımcılar arasında; Ali Akgün II. Yeni üzerine yüksek lisans çalışması da yapmıştı, II. Yeni’yi onunla konuştuk; Ahmet Karakulak da benim öykülerimi önerdi, bir ders de onunla paylaştık düşüncelerimizi. Haftanın sanat/edebiyat aktüalitesi de konumuz oldu zaman zaman: Bursa Kitap Fuarı nedeniyle fuarları ve imza günlerini, “İstanbul Efendisi” nedeniyle yorum hürriyetini, “Yazarlar Okullarda” projesi kapsamında gittiğim Pendik’te sorulan sorular üzerine edebiyat dersleri, öğretim dilinin tasnifçiliği, klasikler, popüler yazarlar, edebiyatta çok katlılık ve sığlık, hikâye’yle öykü hakkında dil döküştük.

Kimler yazar olabilir, isteklilere tavsiyeniz nelerdir? diye sormuşlardı Pendik’te. Yakın sorularla bu sekiz hafta içinde de karşılaştım. Kimler yazar olabilir? Galiba sabırlılar. Okumadan olunmaz. Okumak da sabır ister, yazmak da. Kapanacak okuyacaksınız, kapanacak yazacaksınız. Güzel mi güzel rengârenk akan bir hayat varken dışarıda hem de.

Yaratıcı yazarlık kurslarının, atölye çalışmalarının faydası var mıdır? Olmaz olur mu! Nedir? Buralarda yazar olunur diyemem. Ama yazarların bildikleri, yaptıkları, buralarda konuşulan, buralarda yapılanlardır. Yazarlığa istidadı ve kabiliyeti olanlar kurslardan, atölyelerden yararlanır elbette. Fakat diğerleri de zararlı çıkmaz; nitelikli okurun bildikleri de buralarda konuşulanlardır çünkü.

E, nitelikli okurla yazar arasında… Evet, biri, klavyenin başına geçip yazandır sadece. Bütün fark bu.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....