Menü
SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI  Hece, Sayı: 153, Eylül 2009
Hece Yazıları • SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI  Hece, Sayı: 153, Eylül 2009

SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI  Hece, Sayı: 153, Eylül 2009

 

 

25–26–27 Haziran’da dokuzuncusu yapıldı Sapanca Şiir Akşamları’nın. İlk gün panel, toplantı. İkinci gün, komşu veya dost ülkelerin edebiyat ve müziği. Son günün akşamı da Türkiye’nin gözde şairleri konuklarla birlikte şiirlerini okuyorlar göl kıyısında.

İlk günün etkinliklerine dokuz yıldır hemen hep katıldım. Bunlar Ada’da, kapalıda oluyor. Göldeki şiir okumalarında ise bir kez bulundum. 2004 yılıydı. Haziran’dı. IV. Sapanca Şiir Akşamları’nın panel konusu, “Sait Faik’te Şiir”di o yıl; Mustafa Şerif Onaran vardı konuşmacı olarak, Ayşe Nur İslam vardı, Yakup Çelik vardı. Bir de ben. O yıla kadar göldeki programı izlememişken, o yıl, izlemezsem ayıp olur düşüncesiyle izlemeye gittim. Keşke yine gitmeseydim.

Su kenarları güzeldir. Hele yazın. Ve akşam. Yel eser hafiften. Göl buruşur. Bahçelerin, restoran ve gazinoların sesleri, göl boyunca dolaşanlara çarpar, göle açılır, sesler seslere karışır, cıvıl cıvıl bir hayatın içinde olduğunuzu iliklerinize kadar duyarsınız. İyi de şiirin yeri mi orası?

Bakınız, Çatalca’da Topuklu Çeşmesi başındaki şiir akşamlarının birinde de bulundum. Sapanca için dediğimi Topuklu için demem. Neden? Çeşme başı, sayın ki eski evlerin üst kat sofası kadar. Halat arabası ancak geçer birkaç dar sokakla iniliyor meydana. Etrafı da, en kabadayıları iki katlı ahşap evlerle çevrili. Adeta bir tiyatro dekoru içindesiniz. Hiç mübalağam yok, Ahmet Kutsi Tecer’in “Köşebaşı” oyunu için kendiliğinden mekân. Şiirler orada okundu. Biz dinledik, pencerelerdeki sakinler dinledi.

Sapanca böyle değil. Arkalarında göl, önlerinde yan yana, yan yana yeme içme yerleri: Zeytin, Gülizar, Erze’s, Olimpia, Kumbaz... sağdan sola, soldan sağa yürüyen kalabalık. Şairler de şiirlerini okuyor. Okumuyorlar aslında, gürültüye giden şiirleriyle turizme katkıda bulunuyorlar.

İçim bu kadarına da yanar ya, fazlası da oldu o akşam. Ellerinde siyahlı, sarılı gazlı içecekleriyle gençler, çekirdek külahlarıyla yarkalar, kucağı çocuklu anneler, duman duman sigaralarıyla adamlar sandalyelere ufak ufak yerleşmekte. Protokolün teşriflerine daha var. Bir çiçekçi çırağı, uzun bacaklı bir çiçek halkasını getirdi, sahneye koydu. A, koca şiir akşamlarına tek bir çiçek gönderilmiş! demeye kalmadan döndü çiçekçi, çiçeği bacağından omzuna vurdu götürdü. Öğrendim ki, yanlışlık yapmış çırak, gazinoların birinde düğün varmış, düğününmüş çiçek. İyi de hiç düğün sesi yok. Sapanca usulü düğün böyle midir yoksa? Çalgısız çığırtısız. Ama diğer yerler de sessizdi. Müziksiz. Şarkısız. Gecikmeden sessizliğin de nedenini öğrendim. Sesleriyle maruf o mekânlar o akşam için ilçe yönetimince “ikna” edilmişler meğer.

Eyvah! Şairin turizme kurban edilişinden daha hazin bu. Kimileri için şiir işkencedir. Onlar sevmez, dinlemez. Haklarıdır. Ama kimseye de zorla dinletilmemeli şiir, hele hele işkence aracı haline hiç mi hiç getirilmemelidir. Bırakınız, insanlar, çekirdeklerini çitlesinler piyasa yaparken; sesli işyerleri açsınlar seslerini; düğüncüler kurtlarını dökercesine yapsınlar düğünlerini... Bir akşamcık bile olsa “örfi idare” uygulanmasın kendilerine. 

Ben şiiri, salonda, iyi bir okuyucudan dinlerim. Ama en çok da odamda, kendi okuyuşumu beğenirim.

Peki, konuk ülkelerin müzikleriyle aram nasıl? Sevmeye gönüllüyüm. Ama onunla da ilgili bir anım var, Sapanca Şiir Akşamları’nın bu bölümüne de bir kez katıldım, ikincisine gidemedim.

Akşamların yine dördüncüsüydü sanırım. Yunanlılar gelmişti. Konserleri Çark’ta Açıkhava Tiyatrosu’ndaydı –yerinde nikâh salonu “ucube”si var şimdi. Gittim. Müzik olarak her şey hoştu. Halkların kardeşliği müzikte çıkıyor ortaya en çok. Sanki bizim şarkılarımızı söylüyorlardı. Birden içim yandı, cız etti. Önde dönemin valisi, belediye başkanı ve diğer zevat. Önlerinde erik, kiraz tabakları. Üstleri peçetelerle örtülmüş dolu su bardakları. Her şarkıyı onlar da alkış alkış alkışlıyorlar. Yahu, “Yaşasın halkların kardeşliği!” diyenlerin üzerine polisi bunca yıldır gönderenler kimlerdi? Şair Ecevit’in 1947’de Londra gurbetinde iken yazdığı “Mavi Büyü” adlı şiirini, miting günü, içinde şu satırlar geçtiği için: “sıla derdine düşünce anlarsın / yunanlıyla kardeş olduğunu / bir rum şarkısı duyunca gör / gurbet elde istanbul çocuğunu”, sırf bunun için çoğaltıp bizim Belediye İşhanı’nın üzerinden, tam da Politikacı Ecevit kürsüdeyken, uçaktan salar gibi Bulvar’a salıp güya siyaset, güya karşı propaganda yapan Adapazarlılarla bu protokol arasında hiç mi akrabalık yoktur? Her şey ne de çabuk değişti Allah’ım! Meğer halkların kardeşliğine inanmaya ne kadar da hazırlarmış!

Gitmem anasını satayım! Bu yutturmaca açık açık konuşulmadan, dünün suçluları itirafta bulunmadan gitmem.

Diline sağlık Cahit Koytak’ın. Şiir akşamlarının bu yılki onur konuğu Cahit Koytak, bakmış, fotoğrafçılar merkezin ve yerelin kodamanlarına yöneltmişler objektiflerini, şak! şak! fotoğraf alıyorlar; şiirini okumadan önce, “Bu akşam, şairlerin akşamı. Fotoğrafçılar –ki sanatçı biliriz onları- her zaman yaptıklarını, bu akşam da yapıp erkâna çevirdiler objektiflerini” diyerek otorite düşkünlüğümüze dikkat çekmiş ve eklemiş: “Kendine güvenmeyen halktan sanat doğmaz, birinci sınıf sanatçı çıkmaz.”

Dönüyorum akşamların yine dördüncüsüne. İlçenin bir kodamanı, “Akşamı, etkinliği nasıl buldunuz Necati Bey?” dedi. “Şiirin böyle bir açıklıkta okunmayacağını biliyordum. Yanılmamışım” dedim, üstünü de sürdürdüm. O da bana, “Struga Şiir Akşamları da böyle oluyor” dedi, galiba Struga deyince akan suların duracağını sandı. “Böyle yapılıyorsa, orada da yanlışa yanlış diyen vardır muhakkak” dedim, “Ama siz duymamışsınızdır.”

Şimdi şairlerden bir ağır isim daha bekliyorum. Cahit Koytak, şairin yerini söyledi apaçık; o isim de şiirin yerini söylesin. Hoş, şu son birkaç yılın birinde bir usta –isteğine uyulmuş olmalı- şiirlerini Sapanca Halk Eğitim Merkezi’nde okumuştu; şiirin yerine dair örtük bir uyarıydı bu bence.

Dikine dikine mi söylemeli herkes?

Hece, Sayı: 153, Eylül 2009

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....