Menü
BAHÇELER VE AĞAÇLIKLAR  2 Temmuz 2013
Ada'dan • BAHÇELER VE AĞAÇLIKLAR  2 Temmuz 2013

BAHÇELER VE AĞAÇLIKLAR  2 Temmuz 2013

 

 

Size de sorayım: Meşenin eriği mi daha iri, yeşil ve kütür kütürdür, yoksa çınarın verdiği erik mi?

Gençlerin bulunduğu bir mekânda, laf olsun diye böyle sordum. Ağaç bilgimin dedeminki kadar olmadığını bilirim, fakat çocuklarımız bizim kadar da bilmiyor.

Yıllar önceydi, küçük bir grupla Kuzuluk’ta ağaçlar arasında geziyor dolaşıyorduk, inciri çok sevdiğini söyleyen bir genç de vardı aramızda, gövdesi çarpık çurpuk, dalları gevrek inciri gösterip sordum: “Bu ağaç ne ağacı? Sen bilirsin.” Bilmiyordu. Fındığı da bilmiyordu, elmayı da. Fındık kuruyemişçiden, elma manavdan alınıyor, ama ağaç olarak bilinmiyordu.

O gün bugün hayret ederim. Laf olsun diye sorduğumun arkasında bu hayret var. Gençler ağaçlardan ne kadar haberliler, bu bilinsin, görülsün de çaresi bulunsun istiyorum galiba.

Meşenin eriği mi, çınarınki mi diye sordum; gençlerin cevap vermelerini bekliyorum; onlardan biri değil de, mekândaki bir yaşıtım oturduğu yerden “Sen ne diyorsun be?” diye fırladı ve beni ayıpladı: “Meşede, çınarda erik mi olurmuş! Erik erikte olur, erik ağacında.”

Durum daha da vahim. Şaka yaptığım, kahkaha atmamla anlaşılmıştı ama, eriğin erikte olacağını benim de bilmeyebileceğim düşünülüyordu demek. Hem de yaşıtım tarafından.

Bir sohbetimizde Büyükşehir Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı İbrahim Aktürk’e bu hikâyeyi anlattım. Gülüştük. Geçmişe de kısa bir uçuş yaptım. Demiryolunun alt yanı, Müftülük’le istasyon arası yani, ta birinci geçide kadar ağaçlıktı. Ağaçlıkaltı derdik. Her biri boylu boylu, gövdeli, kalın, sert yayla ormanı ağaçlarındandı, sanırım travers için biçilmiş kaftanlardı. Kız Meslek Lisesi’nin bulunduğu yer Armutluk’tu. Bulvarın Yenicami ucunun adı bulvardan önce Kestanelik’ti. Banksız, havuzsuz bir park. Gezi. Kestaneler, kokulu ıhlamurlar altından serin serin giderdik. Ayrıca mahalle içlerinde sahipsiz gibi görünen yerler olurdu, üstlerinde beş on gövde ağaç, ki bu ağaçlıklar ağırlıklı meyvesi ne ise onun adıyla bilinirdi: dutluk, elmalık, ayvalık… Evlerin arkası zaten bahçe. Her evde ya kümes önünde ya kuyu başında mutlaka nar. Çardak varsa, çardağa sarılmış üzüm asması da haliyle.

Sakarya Nehri Rekreasyon Projesi şehri nehirle bütünleştirecek. İlk etap çalışmaları başladı. Proje tamamlandığında iki köprü arasında otel, kafeterya, restoran, AVM, otopark, sinema, tiyatro olacak. Piknik ve spor alanları, yürüyüş yolları, eğlence merkezleri, hatta kayıkla gezilebilen göletler, hatta hatta parklar, hobi bahçeleri yer alacak, üniversitemizin Güzel Sanatlar Fakültesi de oraya taşınacak-mış. Gerçekten –dendiği gibi- “Rüya Proje”.

Ben en çok şu parklara, hobi bahçelerine takıldım. Envaiçeşit meyve ağacı olamaz mı bunlardan birinin içinde? Elma. Armut. Erik. İncir. Dut. Şeftali. Zerdali. Kızılcık. Böğürtlen. Kocayemiş. İğde. Üzüm. Fındık. Ayva. Muşmula. Daha nicesi. Kiminin alt türleri: Elmanın  starking’i, Amasya’sı örneğin; üzümün müşkülesi, razakısı, yaldaşı, misketi. Aileler gelir, eski bahçelerde bizler nasıl yayıldı isek öyle yayılırlar. Çocuklar üzümü dalından yemenin tadını alırlar ki asla unutulmaz bu. Vişne dendi mi Erenler’de bağdayım –yıl 1951. İğde dendi mi Eyüp Sultan’a giderim –yaşım dokuz, on. Üzümün âlâsını Geyve’de Mehmet Sadettin Özalp’ın bahçesinden yedim –inanmazsınız kırk yaşındaydım, o güne kadar yediklerim üzüm değilmiş meğer. Unutulmaz. Tatlar, kokular unutulmaz. Ben unutmam. Ayları bile meyvelerle anlatırım. Nisan eriktir. Haziran kiraz. Eylül hünnap. Hünnap dedim de, hünnap bahçesi düştü aklıma.  Rekreasyon projesine bizim eski mahallelerimizdeki bahçecikler gibi köşeler de katılabilir. Hünnap bahçesi pek asil durur mesela. Yahut bahçeler ilçelere, semtlere taksim edilir. Karaman’a armut –ne bileyim- Serdivan’a dut, Arifiye’ye kızılcık…

Sevgili İbrahim gülerek dinliyordu. Gevezeliğime gülüyor sandım. Değilmiş. Onun kayınpederinin de benzer istekleri varmış meğer.  Gürgenden habersizmiş gençler. Kayını, meşeyi bilmiyorlarmış. Dişbudağı, ıhlamuru, karaağacı.  Hatta kavağı bile. Çınarı bile. E, o zaman kavak yeli de bilinmez. Bâkî’nin beyti de anlaşılmaz: “Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler / Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan”. Nerde kaldı ki serviyle çam ayırt edilecek!

Şehirlerin ağaçlıkları olmalı, her ağaca adını, özelliklerini, yaşını söyler metal künyeler de asılmalı imiş.

Valla iyi olur! Benim aklıma bu kadarı gelmedi idi.

Bizden söylemesi!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....