Menü
AMA'SIZ OLMAZ  14 Temmuz 2013
14/28 • AMA'SIZ OLMAZ  14 Temmuz 2013

AMA'SIZ OLMAZ  14 Temmuz 2013

 

 

Birbiriyle anlamca ilişkili en az iki cümlenin peş peşe gelenine “sıralı cümle” diyoruz. İki cümle arasına ya virgül, noktalı virgül, iki nokta alıyor bunlar yahut doğrudan bağlaç. Bağlaçlı olanların adı “bağımlı sıralı cümle”.

Bağlaçlar cümleler arasında farklı anlam ilişkileri kurar: birliktelik (hem … hem), seçme (ya … ya), açıklama (yani), nedenlik (çünkü), üsteleme (hatta) gibi.

Kurdukları ilişkilerden biri de “karşıtlık”tır; ama, fakat, lakin, ancak, yalnız… bağlaçlarıyla yapılır.

“Sinek küçüktür ama mide bulandırır.”

“Çok uğraştı fakat başaramadı.”

“Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor / Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.” (Yahya Kemal)

“Bağırmış ancak duyuramamış.”

“Yanımda idi yalnız hiç sözümü dinlemedi.”

Farkında mısınız, ama’ya ve ama benzeri öteki bağlaçlara karşı bir nefret var toplumda; özellikle son zamanda iyice arttı bu. Cümleyi tamamlıyor, ikincisi için ama’lı bir giriş yapıyorsunuz, anında uyarıyorlar: “Ama’sız konuş! Ama’sız konuş!”

“Sinek küçüktür” dememiz isteniyor bizden sadece. Yahut küçük değilse “Küçük değil” dememiz. Karar ver: Çok uğraştı mı, uğraşmadı mı? Ölmek kaderde var mı, yok mu? Bağırmış mı, bağırmamış mı? Yanımda mıydı, değil miydi?

Münazaracı mantığıdır bu. Ya evet ya hayır, diyeceksin. Yahut ya siyah ya beyaz. Siyaset esnafı da münazaracıdır. Sever laf köpürtmeyi. Polemiğini bu pingpong masasında kurar, oynar da oynar: tak tuk! tak tuk!

Oysa harcıâlem aksın dışına çıkılmıştır ama’yla, yeni bir yol açılmıştır. Üzerinde durulası olan budur. Sineğin küçük olup olmamaklığına değil mide bulandırdığına dikkat çekilmiştir örneğin. Uğraşılmıştır, amenna! Ama altı çizilen, başarılı olunamadığıdır. Yahya Kemal’in beytinde de vatandan ayrılışın ıstırabı, onun zorluğu, ölüm’ün önüne geçer. Ya son iki örnekte? Biri bağırmış, biri de yanımda imiş, tamam da, duyuramamak’la söz dinlememek görmezlikten mi gelinmeli?

Diyeceğim, ama’sız olmaz Hele ki kısa bağlanmak istemiyorsanız. Yol açmayı seviyorsanız.

Gelin bunu 1960’a taşıyalım.

27 Mayıs, darbedir. Bu, bugün söylediğim bir şey değil. 1978’de yazdığım “Park” hikâyemden beri bu böyle. 12 Mart gibi darbedir, 12 Eylül gibi darbedir. Evet, mağduru da Menderes’tir. Ardılı siyasetçiler, bunu, Menderes yandaşlığı olarak okumak istiyor. Hiç alakası yok. Çünkü hem 27 Mayıs’ın darbe olduğunu düşünüyorum ben hem de Menderes’in sütten çıkmış ak kaşık olmadığını. Böyle düşünmek, darbeyi zımnen meşrulaştırırmış, bu ihtimal var. Ama sizinki de demokrasiyi öteliyor, gölgeye götürüyor. Siz de ama’lı konuşun: Menderes sütten çıkmış ak kaşık değil ama 27 Mayıs’ı da bağışlatmaz bu. Daha iyi anlaşırız.

Ama’sız olmaz. Güncel siyaset için evet-hayır yahut siyah-beyaz yeterli olabilir; edebiyatçıyı yahut şöyle: yukarıdan bakanı kesmez.

Ama’sız konuşulacak, yazılacak diye kanun çıkarılacak olsa n’aparım bilmem. Gelin deneyelim:

“Sinek küçük olmasına rağmen mide bulandırır.”

“Çok uğraşmakla beraber başaramadı.”

“Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyorsa da vatandan ayrılışın ıstırabı zor.”

Allah Allah! Ama’sız oluyor demek! Siz şimdi bu “-mesine rağmen”li, “-mekle beraber”li, “-se de”li dili alın ister 27 Mayıs’a taşıyın, isterseniz Mısır’a.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....