Menü
SİYASİ GÖRÜŞÜM  22 Temmuz 2013
Ada'dan • SİYASİ GÖRÜŞÜM  22 Temmuz 2013

SİYASİ GÖRÜŞÜM  22 Temmuz 2013

 

 

Adını, soyadını vermiş; ben şimdilik inisiyalleri ile yetineceğim: İ.H. Bir ad benzerliği değilse eğer kendisini, ailesini, amcasını, özellikle amcası oğlunu tanıyorum. İ.H de beni bilir yahut bildiklerinden bilmediklerini çıkarır sanırdım. Yanılmışım.

17 Mayıs’ta web sitem üzerinden bir mesajını aldım, şöyle: “Hocam, bir kere daha yazıyorum, her yazınızı okudum ama siyasi görüşünüzü bulamadım. Şu anda kalbinizde olan partiyi açıklayabilir misiniz? Lütfen.”

Cevabımı hemen yazdım: Web sitemi izlediği için teşekkür ettim önce. “Bir kere daha” diyordu; bir mesaj daha vardı demek; ama onu hatırlayamadım, belki de adresime ulaşmadı –elektronik haberleşmede de düşme oluyor. Bunu da yazdım, sonra asıl soruya geçtim, “yanıtla” üzerinden gönderdim. Gitmedi. Gitti, geri geldi. Bir daha denedim, yine döndü. Durumu amcası oğluna yazıp İ.H’nin başka bir adresi varsa yazmasını rica ettim, cevap alamadım. İ.H de bir daha yazmadı haklı olarak, belki de cevapta zorlanacağımı düşündü, üstüme varmadı.

Cevabımı bu nedenle buradan ama biraz genişletilmiş olarak veriyorum.

Bugüne kadar tek bir partiyle, TİP’le (Türkiye İşçi Partisi) ilişiğim oldu, o da ta 1965’te. Seçim öncesiydi, girdim, Aybar’ın o meşhur “Maya tuttu!” tespitini seslendirdiği Tandoğan mitinginde ve seçim günü de bir sandıkta görevliydim, on üç oy çıkmıştı da çok üzülmüştüm, oysa bu oya rağmen meclise on beş milletvekili sokmuştu TİP. Tek bir oyun bile ziyan olmadığı bir sistemdi Milli Bakiye Sistemi. Bunun dışındakiler benim için fasaryadır fasarya. Ne gördüm TİP’te? Neden üç dört ayla kaldı particiliğim? Daha sonra Muzaffer Şatır’ı tanıdım, sevdim de, TİP’liydi o, neden tekrar girmedim? Bilmiyorum. Cevap olabilecek bir şey yok hatırımda o günlerden.

O günlerden yok ama sonrasından var. Hiçbiri de siyasetin lehine değil. Gördüklerim beni siyasetten soğuttu. Sendikacılıktan da, dernekçilikten de soğuttu. Siyaset düşmanı mıyım? Hayır. Tersine, siyaset dışı tek satır yazmadım bugüne kadar. Ancak partilerin siyaset yaptıklarını da düşünmüyorum. Kulis oyunlarını, polemikçiliği, kazık atmayı, rakibi mandepsiye getirmeyi siyaset sanıyorlar. Bunlar siyasetse üç kâğıtçılık ne o zaman? 

Böylesine “particilik” denir. Evet-hayır, beyaz-siyah, iyi-kötü keskinliğini sever particilik. Benim partimse –evet- beyazdır, iyidir. Senin partinse –hayır- siyahtır, kötüdür. Bu dil bölmeli. Bu dil dar. Bu dil bana göre değil. Hayat da böylesi bölmeliliği reddeder zaten. Hayat her düşünceyi hem yalanlayacak hem doğrulayacak örneklerle doludur. Hatta bir örneğin bile birbirini yalanlayan birkaç doğrusu olabilir. “Sen de haklısın!”la Hoca bunu anlatır fıkrasında. 

Yazdıklarımdan bana parti yakıştırılmaz. Yakıştırmak yanıltır. Sözümü parti disiplini belirlemez çünkü. Dün dediğimle bugün dediğim ve yarın diyeceğim farklı partilerce beğenilebildiği gibi eleştiriye de uğrayabilir. Bir parti ister ki ben 27 Mayıs’ın darbe olduğunu söyleyip Menderes’in yanında yer alayım. Diğeri de antidemokrat Menderes’e yapıldığı için 27 Mayıs’ı alkışlamamı bekler. Oysa –evet- 27 Mayıs darbedir, ama Menderes de sütten çıkmış ak kaşık sanılmaya. Ya da şöyle: Menderes –evet- antidemokrattır, ama 27 Mayıs’ı haklı çıkarmaz bu. Ben böyle düşünürüm. Bu da siyasettir. Ama büyük “S”li “Siyaset”.

Yeni bir seçenektir bu. Sanata, edebiyata yakışandır. Ve makrodur.

Particiler ya kadından yanadır ya erkekten. İnsandan yana olunmalı oysa.

Şimdi size bir soru: Mısır için fikriniz: Mursi mi? Ordu mu?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....