Menü
AH ŞU DAVULCULAR!  3 Aralık 2002
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • AH ŞU DAVULCULAR!  3 Aralık 2002

AH ŞU DAVULCULAR!  3 Aralık 2002

 

 

 

Şu davulcular var ya, ramazanda cinlerimi ayağa en çok kaldıranlar onlar.

Davula vurmasını bilmezler. Adımlarını davula uydurmasını bilmezler. Bir tutturmuşlar dan, dan, dan... Sesin peşinden ruh kovalar gibi yürümek bir de. Seyrederken aha düştüler, aha düşecekler diye helak oluyor insan. Aah o eski sahurlar nostaljisine dalabilirsen dal bakalım!

Kabahat bunlarda değil bunları sokağa salanda. Kuracaksın “Muzır Kurulu” gibi bir kurul. Ağır adamlardan. İmtihana çekeceksin davulcu adaylarını. Kasnak hangi ağaçtan yapılır, çember hangi ağaçtan? Soracaksın. Diyelim aday bildi: Gürgen, dedi; fındık, dedi. Bu sefer tokmağı soracaksın. Kavak mı dedi, basacaksın tokadı. Hem “Len, kavak ses verir mi len?” diyeceksin “Düğün davulu mu bu?” bir yandan da faslı sürdüreceksin. Ta ceviz dedirtene kadar. Dedi mi dedi sırada deri var. Onu soracaksın. Koyun derse nabekâr bir fasıl daha. İnat giderse sen de gidecek, hatta tehdit edeceksin: “Ülen!” diyeceksin “Ne keçisin be! Derini yüzdürüp davula gerdirmemi mi istiyorsun?”

Nazari kısmı böyle hallettik. Acaba pratikleri nasıl adayların? Sonra genel kültürleri, hele hele hal ve gidişleri? Bunlar da yoklanmalı. Bir kere zorunlu eğitimden geçmemişlerse nafile! Diplomaları olacak, bir. Solfej bilecekler, iki. Öyle ya, mani söyleyecek, bir bakıma kamu hizmeti görecekler. Boru mu? Sonra, manileri nasıl? Bu da önemli. Yok öyle aganigi naganigi: “Derelerin al turuncu / Kınalı parmak ucu / Öpülmemiş kızların / Kabul olmaz orucu”.

Ya adayın ailesi? Bakın, en önemlisi de bu. Evliyse eşi, değilse bacısı, yeğeni, akrabası veya komşusu kızları nasıllar? Başları bağlı mı? Bağlıysa eğer olmaz AB eşiğindeki Türkiye’ye yakışır mı? Yakışmaz.

Yap bunları, sokağın sahipsiz olmadığını göster bir yol, bak bakalım nasıl hizaya giriyor davulcu taifesi.

Yapmazsan olacağı bu işte. Bu kadarla kalsa yine iyi. Gecenin bir yarısı kapına dikilirler. Oruç tutar mısın, tutmaz mısın? Tutuyorsan akşamdan yatarken mi yersin, sahura mı kalkarsın? Sahura kalkıyorsan kalktığın saat davulcunun geçtiği saat mi olsun istersin yoksa imsakten az öncesi mi? Bunları düşünen yok. Kundakta beben mi, döşekte yorgan paralayan hastan mı var? Bunları da. Dikilirler kapına, hatta kimi zaman üçü beşi  –saz heyeti gibi adeta- vur Allah vur: dan, dan dan...

Geçen akşam uyandım. Odada sesler. Pencerede sesler. Kapı önünde sesler. Deprem mi yine paniği içindeyim. Derken zil çalıyor. Sesler de “Korkma, ben davul sesiyim!” demekte bu arada. Penceredeyim. Aşağıda heyet. Biri sözcüleri olmuş, sesleniyor: “Ağbi, her eve zarf dağıttık. Siz yoktunuz. Bir haftadır geldik, gittik yakalayamadık. Bari dedik gece dayanalım. Bahşiş için ağbi. Lütfen! Hem, elini de çabuk tutsan.”    

Hasbinallah! Adım Bay Muteber olsa mesele yok. Açarım karakola telefonu, derim böyleyken böyle. Ekip gelir. Adamları derdest eder. Önce nezaret, mariz. Ardından mahkeme. Oradan da, toplayacakları bahşişten fazlasını yerler, oooh! Afiyet olsun! Hadi şimdi vursunlar dan dun! 

Hayır, ben yapamıyorum. Elim telefona gitmiyor. Kendi kendime diyorum ki: “Daha büyük rahatsızlıkların var. Kolaysa bunlardan şikâyetçi olsan a! Nedir senin yapmak istediğin? Hamamın namusunu kurtarmak. İyi de yakışır mı sana!”

Doğru. Yakışmaz. Ben iyi vatandaş olmak peşinde değilim çünkü.

Bu yüzden, milletvekili olsaydım, Fadıl Akgündüz yemin ederken salonu terk etmezdim ben. Meclis’in, tavır konulacak marifetli tek milletvekili Fadıl Akgündüz müdür?

Bana iyi insan olmak yeter.

Yeni Sakarya, 3 Aralık 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....