Menü
PİR SULTAN ABDAL  28 Temmuz 2013
14/28 • PİR SULTAN ABDAL  28 Temmuz 2013

PİR SULTAN ABDAL  28 Temmuz 2013

 

 

Aleviler yedi şair bilir büyük olarak, Pir Sultan Abdal onlardan biri. Diğerleri mi? Nesîmî, Hatâyî, Fuzûlî, Kul Himmet, Yemînî, Vîrânî. 

Hayatı hakkında bildiklerimiz az. XVI. yüzyılda yaşadığını, asıl adının Haydar olduğunu, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz’da dünyaya geldiğini, hayatını da bölgede geçirdiğini biliyoruz. O kadar. Gerçi şiirlerinde Yemenli olduğu, seyyidliği yani Hz. Peygamber’in soyundan geldiği de geçer, ne ki geçmişin böylesi bir artı itibar geleneği vardır, Pir Sultan için de bu iddia ihtiyatla karşılanmalı.

Hayatının bilinmemesi bir eksiklik midir? Bence değil. Çünkü öylesine destanlaştırılmış bir hayat hikâyesi var ki şairin, mufassal bir biyografiden daha sağlam.

Safeviler adına Osmanlıya isyan düzenlemiş. Niçin? “Hazreti Ali’nin devri yürüye / Ali kim olduğun bilinmelidir / Alay alay gelen gaziler ile / İmamların öcü alınmalıdır”. Çok bilinen bir dörtlük:  “Hadin canlar bir olalım / Yezid’e hamle kılalım / Hüseyn’in kanın alalım / Tevekkeltü taâlallah”. Amaçla ilgili bir başka dörtlük: “Mahlûk deccal oldu insan haşarı / Asla bilen yoktur hayırı şerri / Teber (küçük balta) çekip şu mağradan dışarı / Çıkalım bakalım nicolsa olsun”. Fakat buradaki “mağara” nasıl okunacak? Gidişatı kötüleyen bir istiare olarak mı? Belki de isyanın başlangıcında bir mağarada toplaşılıp buluşuldu, bu “mağara” o mağara. Gerçek. Belki ikisi de. Bu dörtlükte de isyanın başlangıcıyla ilgili sayısal ayrıntı var galiba: “Yetmiş üç er idik girdik bu yola / Yalbırdak (yalın, çıplak) kılıçlar hep aldık ele / İman Kur’an nasib olsa bir kula / Kudretten okunur onun Yâsin’i”.

Pir Sultan Abdal’ın destanında olsun, şiirinde olsun, Hızır Paşa geçer bir de. Kimdir? 1552’de Köstendil, 1554’te Şam, 1560’ta Bağdat beylerbeyliğine atanan Hızır Paşa mı? Olabilir de, olmayabilir de. Fakat hikâyesi güzel mi güzel!

Hızır Paşa, aslen Sivas’la Hafik arasında bulunan, vaktiyle Alevi olan Sofular köyünden. Yani bir garip kimesne. Hızır, Banaz’a, Pir Sultan’ın yanına gelmiş, önce azabı (hizmetçi), sonra müridi olmuş, bir gün de, “Pirim!” demiş, “Bana himmet et de büyük bir makama geçeyim.” Pir himmet etmiş, etmiş ama, “Hızır vezir olursun ama gelir beni asarsın” da demiş.

Hızır, İstanbul’a geliyor, devlette yükselip paşa oluyor, Bağdat’a geçerken de Sivas’taki isyanı tenkil ediyor –bastırıyor, tepeliyor. Pir Sultan, ne de olsa piri, pirini huzuruna çağırıp yemek ihsan ediyor Hızır Paşa. Pir Sultan, “Hızır!” diyor, “Sen zina ettin, yemeğini yemem; hatta köpeklerim bile yemez.” Banaz’a, iki köpeğine seslenir, koşa koşa gelirler, fakat yemeği koklamazlar bile. Hızır Paşa kızar, pirini Toprakale’ye hapsettirir. Yüreği yine yufkalanır, yine çağırtır pirini, der ki: “İçinde şah geçmeyen üç şiir söyle, seni bağışlayayım.”

Öyle üç şiir söyler ki Pir Sultan, baştan baş “Şah” geçer içinde. İlkinin ilk dörtlüğü şöyle: “Hızır Paşa bizi ber-dâr etmeden (dâr’a göndermeden)  / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip yetmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim”. İkincisinin üçüncü dörtlüğü: “Sivas ellerinde zilim çalınır / Çamlı beller bölük bölük bölünür / Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir / Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz”. Bu da üçüncüsünün son dörtlüğü: “Pir Sultan Abdal’ım dünya durulmaz / Gitti giden ömür geri dönülmez / Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz / Ben de bu yayladan Şah’a giderim”.

Pir Sultan hızını alamaz, bir nefes de siyaset dârına giderken söyler: “Bize de Banaz’da Pir Sultan derler / Bizi kem kişi de bellemesinler / Paşa hademine (hizmetkârlarına) tenbih eylesin / Kolum çekip elim bağlamasınlar”.

Sabanan haber yayılır, kahvehanelerde konuşulur; fakat inanılmaz. Nasıl inanılsın ki daha o sabah Koçhisar yolunda Seyfebeli’nde gören vardır şairi. Bir başkası Malatya yolunda Kardeşler gediğinde rastlaşmıştır şairle. Bir başkası Tavra boğazında görüşmüştür. Yenihan yolunda Şahna gediğinde karşılaşan da vardır.

Şaşılacak bir durum. Ahali kalkar, darağacının kurulduğu yere gider, bir de ne görsünler: Dârda Pir Sultan’ın hırkası asılı, kendisi yok.

Firaklı bir hikâye. Ardından kızının söylediği sanılan bir ağıt var, bütün firak onda:

“Dün gece seyrimde (rüyamda) coştuydu dağlar / Seyrim ağlar ağlar Pir Sultan deyu / Gündüz hayalimde gece düşümde / Düş de ağlar ağlar Pir Sultn deyu // Uzundu usuldü dedemin boyu / Yıldız’dır yaylası Banaz’dır köyü / Yaz bahar ayında bulanır suyu / Sular ağlar ağlar Pir Sultan deyu // Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da / Kanlı yaş akıttım baharda güzde / Dedemi astılar kanlı Sivas’ta / Darağacı ağlar Pir Sultan deyu // Kemendimi attım dâra dolaştı / Kâfirlerin eli kana bulaştı / Koyun geldi kuzuları meleşti / Koçlar da ağlaşır Pir Sultan deyu // Pir Sultan Abdal’ım ey yüce Gani / Daim yediğimiz kudretin hân’ı (sofra’sı) / Hakka teslim ettin ol şirin canı / Dostların ağlaşır Pir Sultan deyu”.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....