Menü
SAMİ CANER  2 Eylül 2013
Ada'dan • SAMİ CANER  2 Eylül 2013

SAMİ CANER  2 Eylül 2013

 

 

Sami’yle ne zaman, nerede, nasıl tanıştım, hatırlamıyorum. 1945 yılı Mart’ından beri tanıyorum sanki. Oysa 1951’lidir. Arifiye İlköğretmen Okulu’ndan mezun olduğu 1969’da ben bir yıllık öğretmendim. Bizim lisede okusaydı öğrencim de olabilirdi. Neyse! Tanışıklığımızı benim doğumumla değil de onun doğumuyla başlatayım öyleyse.

Öğretmenlik yaptı mı? Yaptı sayılmaz. Kundaktan çıktığından beri çizer. Soba altına koyduğumuz muşambalar vardı, onları alır, sütuna gelir en boyda keser, klişeye hazırlar, bir yüzüne karikatürünü çizer, çizmez, muşambayı çizgi çizgi oyar, hem de bunu tersten yapardı ki gazetede düz çıksın. Bizim yerelin gazetelerinde böyle masrafsız ve bilaücret çok karikatürü çıkmıştır Sami’nin.

Şu Adapazarı’nda haftalık mizah gazetesi bile çıkardı Sami. Dergi boyunda değil. Kocaman. Adı, “Vatan Millet Sakarya”. Fıkralar, mizahi hikâyeler de vardı içinde. Şeref (Eriş) yazmıştı, ben yazmıştım. Dükkâna da getirdi on tane bıraktı Sami, fiyatını söyledi, ertesi gün geldiğinde satılmış görseydi uçardı sevincinden ve kalırdı Adapazarı’nda; öylece bıraktığı gibi durup duruyordu getirdikleri, İstanbul’a çekip gidişi hemen bundan sonradır –tesadüfse de, tesadüf sadece tesadüf müdür?

“Ustura”ya, “Papağan”a, “Pardon”a çizdi Sami, “Yeni İstanbul”da, “Cumhuriyet”te çalıştı, “Cumhuriyet”ten emekli oldu. Yurtiçinden, yurtdışından pek çok ödülü var. Rahmetli Şeref, “İkinci aylığını da ödüllerden alıyor” derdi –Allah daha ziyade etsin. Çizdiklerinden kitaplaştırdıkları da oldu. İlkinin adı, “Karikatürleştirebildiklerimizdenmisiniz?” (1984)   

Kimi karikatürcü yorar insanı. Sorun yükler her çizdiğine. Demeye getirir ki: Dünya karmaşıktır, çözülüp alt edilmesi gerekir, ama bu da hiç kolay değildir. Böylesine bakarken, mitolojinin, Dünya’yı sırtında taşıyan Atlas’ı gibi hissedersiniz kendinizi. Sami şakacıdır. Sami güldürür. Sami mizahçıdır, çizgiyi mizah için kullanır. E, çizdiği hava cıva mıdır, sabun köpüğü müdür? Dert edindiği bir sorun yok mudur? Olmaz olur mu! Tiye alır onları. Makaraya sarar. Diyeceğini böyle der.

Adapazarı’nın gündelik hayatından çizdikleri pek hoştur, nasıl görmedik biz bunu? dedirtir bakana. AFA’da, merdivenin üst başında dev saksılardan vardır, onlardan birini çizmiş Sami, ama saksıda bir yaprak bile yok. Bu kadar olsa iyi. Pervazına da içilmiş bir çay bardağı oturtmuş. Ama bardak kesme hem de ince belli ve, ve katmer katmer de yaprak ve çiçek desenli.

Şakacı ya, sürprizleri olur şakacıların. Geçen yıl yazarlığımın kırkıncı yılıydı, bu yıl da kitapçılığımın. Bunun sık dile getirildiği süreçte her uğrayışında birer ikişer karikatürle geldi Sami. Yirminin üzerindedirler. Neler yoktu! Ben neyi dert edinmişsem hepsini alaya almıştı. Ben “Sakarya” demem, “fayton” demem mesela; toplumcu gerçekçiliğim de “taşra” eksenindedir… bunları çizmiş Sami. Güle güle hal olduk! İki yıl önce başladığım, araya acele yazılar girdiğinden sık sık askıya aldığım “Memleket Kitabevi”ni nihayet bitirdim. Görsel malzemeyle birlikte yayınevine verdim. Görsellerin birkaçı Sami’nin çizdiklerinden. Niye? Ne anlatır bu kitap? Kitabevimin yaşadıklarını. Memleket hatta küre şu kırk yılda ne yaşadılarsa kitabevim de onları yaşadı. Diyeceğim, anlatılası çok şey var. Fazla beklemeyeceksiniz, kasım başında kitap piyasada olacak.

Benim “Bağ Çorbası” yazımdan “Köfteci İsmail” Yavuz Köprülüoğlu’nun haberi olmuş, “Hocam çorbanın tarifini alalım, üzerinde çalışıp mönüye katalım” dediydi –iki sene oluyor. Derken Büyükşehir’den bir kitap önerisi geldi, Adapazarı denemelerimden kırk kadarını “Bağ Çorbası” adı altında toplayıp verdim. Basımı gecikmeli oldu. Bu arada Sami’den duydum, Ülker, çorba çeşidi arasına bağ çorbasını da katmış meğer. Hatta markette telefonuna fotoğrafını da almış Sami, gösterdi, “Duyulmuş senin ‘Bağ Çorbası’, elin oğlu piyasaya da sürmüş” dedi. Meraklandım, Esmer’e baktım, acaba olmuş mu? ekşiliği tutturabilmişler mi? merakım bu. Her çorba vardı da bağ çorbası yoktu Esmer’de. Ürün yeni ya, ondandır, sonra bakarım, deyip çıktım. Fakat çorbayla bunca ilgilenilmesi hoşuma gitmiş, gelene geçene de anlatıyorum. Bir, iki, üç… En sonunda Sami patladı, “Yahu! Anladın, sen de şakayı sürdürüyorsun sanmıştım” dedi, “Yok öyle çorba. Fotoğraf, benim montajım.”

Sami böyledir.

Araya sıkıştırayım: Karikatürlerinden kitaba girmemiş olanlarla bağ çorbası montajını web sitemden vereceğim yakında. Bugünlerde dükkândan kaytarıyorum, bozulmuş Sultan, bir ferman buyurmuş, onu da.

“Hikâyem Adapazarı” çıktığında çok sevinmiş Sami, Adapazarı’na gelene kadar bekleyememiş –ben vereceğim oysa- bastırmış parayı İstanbul’dan almış. Geldiğinde gösterdi. A! Sami’deki değişik. Adı “Hikâyem Adapazarı” ama kapaktaki fotoğraf Beşköprü değil. “İstanbul baskısının kapağı daha güzeldi, onun için ordan aldım” dedi. Hadi! Şakacı!

Bu montaj hikâyesi varken bağ çorbası yutulmalı mıydı? Yutarım! Vardır benim böyle saflıklarım!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....