Menü
Ada'dan • "MEMLEKET KİTABEVİ" ÇIKARKEN  2 Ekim 2013

"MEMLEKET KİTABEVİ" ÇIKARKEN  2 Ekim 2013

 

 

“Memleket Kitabevi” 4 Ekim’de piyasaya veriliyor.

2011 yılına yeni girmiştik, yazmaya başladım. Daha net konuşayım: Dosyamda 12. sayfayı yazarken –ki kitapta 28.  sayfadır- tarih 22 Mart imiş. 2013’ün Temmuz’unda da bitirdim. İki yıl sürmeli miydi? “Hikâyem Adapazarı” gibi anı-yaşantı  türünden bir kitap bu da, sürmemeliydi. Araya ekstralar girdi: panel, sempozyum konuşmaları, söyleşiler, dergi yazıları falan, e dükkân da var, Emre yürütüyor ama bana iş düştüğü de oluyor, özellikle yılın son dört ayı –diyeceğim bağlanması gecikti. Fakat ilginçtir, basımı iki ay içinde gerçekleşti. Kitap, yayımevinden gördüğü ilgiyi dilerim okurdan da görür.

“Hikâyem Adapazarı” benim üzerimden Adapazarı’nı, Adapazarı üzerinden beni anlatan bir kitap. Yayımevi “yazar ve şehri” ekseninde yazmamı ve sekiz ayda yazıp teslim etmemi istemişti. Öyle yazıldı. Üslubu daldan daladır. Çağrışımlıdır. Zaman, görünüşte kronolojik, aslında sıçramalıdır. Geçişken.

“Memleket Kitabevi” de böyledir. Sanırım alttan alta da mizah taşır. İroni. Ekseninde şehir vardır yine. Fakat benim yerime bu defa kitabevim geçer. Ben yanı sıra yer alırım. Ne anlatır? Şehir üzerinden kendini, kendisi üzerinden şehrini. Uzatmayayım, kırk yılını tamamlamış, kırk birinci yılını yarılamış bir dükkânın hayat hikâyesidir okuyacağınız.

Yirmi beş metrekare yoktur ya, diyelim vardır, bu kadarcık bir dükkânın ne hikâyesi olur mu diyorsunuz? Olur. Hatta daha küçüğünün, hatta hatta banka saçağının altını mekân tutmuş seyyar biletçinin bile olur. Olur değil var. Yeter ki o hikâye biletçiyle sınırlı kalmasın. O hikâye başkalarıyla da buluşabilsin.

“Memleket Kitabevi” bizim dükkân mıdır? Hem öyle hem değil. Evet bizim dükkân anlatılıyor; ama çarşı da giriyor hikâyeye, okur da, müdavimler, dağıtıcılar, yayımevleri de. Ortaklar, çalışanlar da. Kurumlar da: Valilik, Belediye SATSO, Üniversite… Sonracığıma Basın. Lobici kulüpler. Sivil gruplar. Onlarla yaşananlar: küslükler, barışmalar. Her biri yirmi dört ayar değerinde onlarca hikâye, anekdot. Düşünün, 1973’te bir ara rejimde kuruldu bu dükkân, 12 Eylül’ü gördü, 28 Şubat’ı gördü, saldırıya uğradı, bombalandı… Yazarlığım da var, dükkâncılığımdan da bir yıl kıdemlidir, kitapçılığımdan ayrı düşünülemez; ne ki dükkânı etkilediği gibi onun yaşadıklarından etkilenir de. Bunlar da hikâye ediliyor kitapta. Adı bu yüzden “Memleket Kitabevi”. Şu kırk yıl içinde memleket neler yaşadıysa dükkânım “Gelişim” de onu yaşadı. Hikâye “Gelişim”in hikâyesi değil, onun üzerinden bir şehrin, bir ülkenin hikâyesi. Belki kürenin de.

“Memleket Kitabevi” on üç bölüm. 309 sayfa. İçinde fotoğraf, mektup, tutanak, bildiri, karikatür cinsinden altmış yedi görsel var. Geçmişi görülür kılıyorlar. Fakat bölümlerin yazıldığı tarihler de belli, gizlenmiyor, bir olay, bir haber bahane edilerek veriliyor. “Memleket Kitabevi”nde iki tür iç içedir sanki. Şöyle ki bölümler “günce” tutulurcasına yazılıyor; yazılanlar ise “hatıra”.

Kitap “İletişim”den çıkıyor. Arka kapağa yazılanlardan bir alıntıyla yazıyı sonlandırayım:

“Necati Mert, taşrada bir kitabevini yaşatma macerasını anlatıyor. Kitapçılık macerasının etrafında, taşra hayatını anlatıyor: Çek tahsildarını ‘komünist!’ diye kovalayan kitapçıyı, dolandırıcıya para kaptıran dağıtımcıyı, müşterisi tarafından dövülen esnafı… Herhangi bir taşrayı değil, Adapazarı’nı, Adapazarı’nın yakın tarihini anlatıyor  Necati Mert. Adapazarı mikro evreninde, 12 Mart döneminden günümüze, Türkiye’nin toplumsal ve politik değişim sürecini anlatıyor. Solculuğun ve sağcılığın değişimini… Sadece gündelik ve politik hikâyat değil ama… ‘Memleket Kitabevi’, Necati Mert’in kendi yazarlık serüveniyle iç içe, taşrada edebiyat ve düşünce uğraşının canlı resimlerini sunuyor.”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....