Menü
ŞEMSİYELİ BAHÇE  12 Ekim 2013
Ada'dan • ŞEMSİYELİ BAHÇE  12 Ekim 2013

ŞEMSİYELİ BAHÇE  12 Ekim 2013

 

 

1971’de evlendim. Korkut 1973 doğumlu, henüz dünyada değil, Neclâ’yla Şemsiyeli Bahçe’ye çıkardık. Atatürk Parkı’nın kuzeybatı köşesinde idi; kuzeyi Uzunçarşı’ya, batısı Bulvar’a bakardı. Alanı Hanaltı kadardı. Hanaltı yıkılmış, yeri bir metrekaresine bile dokunulmadan Şemsiyeli’ye dönüştürülmüştü. Ne zaman olmuştu yıkım? Hiç hatırlamıyorum. Hatırlamadığıma göre, Ankara’da bulunduğum 1963-68 arasıdır. Peki Şemsiyeli’nin tevellüdü? Ona da şahitliğim yok. Ama 1971’de, 72’de vardı, yılların mekânı gibi de durmuyordu. Diyelim iki yaşındaydı.

Şehirlerin yeni mekânları demokrasiyi çok geç görür. Mekânların ilk sahipleri, böyle mekânlarla alışkanlıkları olan insanlardır. Parayı istiflemesini bildiği kadar harcamasını da bilen sosyalleşmiş işadamları bunların başında gelmeliler değil mi? Evet, bugün nispeten böyle; ama o 70’li yıllarda başta gelenler, yerelin okumuş, meslek tutmuş şöhretleriydi.

Akşamları Neclâ’yla çıkardık; şemsiyeleri kapatılmış masalarda bizim gibi öğretmenler olurdu daha çok, kimi masalarda da doktor, eczacı ve avukatlar aileleriyle. Herkesin birbirini tanıdığı bir zamandı. Mekân da mahallemizin kahvesi kadar bizimdi haliyle. Bir keresinde eczacı-avukat Nurten-Özdemir Apaydınlarla yan yana olduk, konuştuk, hani misafirliklerde karşılaşılır ya öyle –kızları Zeynep, oğulları galiba Burak küçükler, biri galiba pusette. Yok, misafirlikte karşılaşmak gibi değil Şemsiyeli’de karşılaşmak. Misafirliklerde, “Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne” mısraı geçerlidir, yani yeni misafir öncekini kaçırtır. Şemsiyeli öyle değil. Şemsiyeli’den gidilmez. Şemsiyeli’de kalınır.

Dün gibi hatırımda. Yaşlı bir çifte takıldı gözlerim bir akşam. Oturuyor, hiç konuşmuyorlardı. Masaları boştu. Çay da mı içmemişlerdi? Ama kavgalı, dargın, küs de görünmüyorlardı. Konuşmuyorlardı sadece. Biz çekirdek çitliyor, bir yandan da bıdır bıdır konuşuyorduk. Acıdım çifte. Çocuklarını evlendirmiş, uzaklara göndermişlerdi, torunları da vardı belki, ama konuşacakları bir şeyleri yoktu. Çiftin yaşına geldiğimizde biz de böyle olursak korkusu düştü içime, Neclâ’ya, “Onlar gibi hiç olmayalım!” dedim. Biliyor musunuz, olduk. O çiftin yaşındayız bugün. Şöyle bir on yıl var ki biz de konuşmuyoruz artık. Meğer konuşarak birbirimizi törpülemişiz vaktiyle, benzemişiz, benzetmişimiz, öyle ikiz olmuşuz ki konuşmadan anlaşıyoruz hanidir, hem de fazlasıyla: Şöyle ki üçüncü şahıslarla birbirimizin yerine de konuşabiliriz.

Merkezin her nasılsa ayakta kalmış sade insanları: esnaf ve zanaatkârlarla arka sokakların çalışanları: işçiler, yevmiyeliler Şemsiyeli’ye ne zaman çıkar oldular? Köylüleri geçiyorum, onlar hiç olmadılar Şemsiyeli’de, bundan sonra hiç olamayacaklar. 1978’de “Park”ta yazdıklarımın bir kısmı Şemsiyeli Bahçe’dendir. Okuryazardan tüccara, tüccardan da küçük insanlara geçer bahçe giderek. Nasıl geçer? Öncekiler, Suadiye’de, Bostancı’da kışlık, Yalova’da, Çınarcık’ta yazlık edinip taşınır, işlerine uzaktan kumanda ederler, park işsiz güçsüzlere kalır, Şemsiyeli de… Şöyle yazmışım: “Benden koparılan, bana yabancılaştırılan şemsiyeli bahçede de çaylar hanidir yal­dızlı bardaklarla, Erzurum işi kaşıklarla, çift tabaklarla ve­rilmiyor. Dondurma da eskisi gibi çeşit çeşit değil. Pek fark kalmadı aramızda yani. Oraya gidenlerle parka ge­lenler arasındaki tek fark bir bardak çay parasında. Gi­denler de ya Zirai Donatım'da dökümcü ya Şeker’de ocak­çı veya Sosyal Sigortalar’da hemşire, Royal'de kesici, okulda öğretmen, inşaatta işçi, Doğanköy’de çiftçi, İplikçiler’in pasajında kasiyer... Hepsi aynı bahçede, aynı ağaç­ların altında ve hepsinin ellerinde aynı demlikten renk al­mış bardaklar!”

70’li, 80’li yılların Adalılarında Şemsiyeli Bahçe’nin apayrı yeri vardır. Şatafatlı mıydı? Misilsiz miydi? Hiçbiri değildi. Biz mahalle kahvesini, cami avlusunu ve İbrahimbey Parkı’nı bilirdik; Şemsiyeli, modern bahçeyle tanıştırdı bizi. Kaçgöç yoktu orada. Harem, selamlık yoktu. Onu ilkokul öğretmenimiz kadar kıymetli yapan, budur işte. Yoksa, bugünün Aile Çay Bahçelerinden ne daha moderndi ne de hizmetiyle kusursuz. Hatıraya saygısızlık gibi olmasın ama, şemsiyeleri bile köçek eteği geçirilmişçesine renk renkti.

Bu yakışıksızlığı yeni gördüm. Farkında mısınız, Büyükşehir, Şemsiyeli Bahçe’yi yeniden kurdu.  Yine Atatürk Parkı’nda, hem de parkın kuzey yarısında ve bütünüyle. Meğer o park ne büyük ne genişmiş. Köfteci, sucukçu, burgerciyle boğulmaktaymış, kaldırılmalarıyla açılmış, feraha kavuşmuş. Masalardaki şemsiyeler tek renk: koyu yeşil. Bacakları uzun mu uzun ve kavi. Altlarında masalar, oturanlar, her şey, herkes göz önünde. Saklı yok. Arkası? Arkası da öyle: Şemsiyeler, genişliği görünür kılmışlar.

Beşir Ayvazoğlu’nun bir kitabını anmak isterim: “Geçmişi Yeniden Kurmak”. Başkan Sayın Zeki Toçoğlu’nun yaptığı da tam bu. Tekrar etmiyor, geliştiriyor. Hatıraya olsun, mevcuda olsun işlev yüklüyor.

Şemsiyeli Bahçe bir başına değil. OSM de böyle oldu. Sakarya Sanat Galerisi de. Ziya Taşkent Konser Salonu da.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....