Menü
HÜLYA KOÇYİĞİT VE
Ada'dan • HÜLYA KOÇYİĞİT VE "SUSUZ YAZ"  22 Ekim 2013

HÜLYA KOÇYİĞİT VE "SUSUZ YAZ"  22 Ekim 2013

 

 

“Susuz Yaz” Necati Cumalı’nın bir hikâyesi. Metin Erksan bu hikâyeyi aynı adla sinemaya uyarlıyor 1963 yılında; fakat Sansür Kurulu gösterim izni vermiyor filme. Ulvi Doğan sinemaya bir hevesle girip filmin yapımcılığını yüklenmiş bir tekstilcidir, üç temel karakterden birini de oynamıştır, filmi, yasaklanmasıyla bir otomobil bagajında Avrupa’ya kaçırır, dahası, Berlin Film Festivali’nde yarışmaya da sokar. Festivalin büyük ödülü Altın Ayı’dır, “Susuz Yaz” bunu da alır mı? Tarih, Haziran 1964. Devlet pişmandır, filmi kabule hazırdır; Ulvi Doğan kasılır sanırım, filmin Türkiye’de gösterilmesi çok geç olur.

Yabancımız değildir bu. Sansür Kurulu 1962’de de “Yılanların Öcü”nü yasaklamıştır. Yasak, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in araya girmesiyle kalkar ama bu kez de lümpen sağın taşlı sopalı saldırılarına uğrar oynatan sinemalar.

Yıl 1965 miydi? “Susuz Yaz”ın Ankara’ya geleceğini, “Büyük Sinema”da gösterileceğini duyduk. İlk gösterime oyuncular da katılacakmış hem. Sansür ve saldırı hikâyeleriyle zihnimiz zaten dopdolu, merakımız iyicene arttı.

Ulvi Doğan gelmedi. Filmin gerilim yaratan iki karakteri vardır: Osman’la Bahar; Erol Taş’la Hülya Koçyiğit’tedir, ikisi geldiler. Heyecanlıydılar. Erol Taş, nice tali rollerden sonra ilk kez başroldeydi, heyecanı bundan mıydı? Hülya Koçyiğit ise on sekiz yaşındaydı, Ankara Devlet Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi almaktayken Yeşilçam’a çekilişi iki yıl olmuştu ancak, “Susuz Yaz” ilk filmiydi.

Hülya Koçyiğit’ten o güne ait ne bir cümle hatırlıyorum ne bir kelime. Konuşmamış mıydı? Sesini mi taşıyamıyordu? Gelinliği çağrıştırır uzun bir elbise vardı üzerinde, sanki o da yük olmuştu. Beyazdı, galiba rengi de yoruyordu. Gayet kolay ama hep gözlerinin içiyle gülen bir lise öğrencisi vardı karşımızda, diyeceklerini onun vücut diliyle ve fakat hiç mi hiç eksiksiz diyordu.

Hülya Koçyiğit’i Kerime Nadir, Muazzez Tahsin, Esat Mahmut uyarlamalarından çok Ömer Lütfi Akad’ın üçlemesi “Gelin”, “Düğün”, “Diyet”te ve Şerif Gören’in yönettiği filmlerde sevdim. Fakat “Susuz Yaz” Metin Erksan’ın da Hülya Koçyiğit’in de şah filmleridir  –bana sorarsanız.

“Susuz Yaz” hem toplumsal hem psikolojik bir filmdir. Toprağın ve suyun mülkiyeti ile cinsellik iç içe, üst üstedir. Çakışır. Şöyle ki Osman (Erol Taş) arazisinde çıkan suyu sahiplenmek ister, istemesiyle de komşusu diğer köylüleri karşısına alır. Kardeşi Hasan (Ulvi Doğan) hak vermediği halde ağbisinin yanında durur; feodal/ataerkil gelenek büyüğe itaati buyurur çünkü. Dahası ağbisinin ölümle sonuçlanan bir suçunu da üstlenir Hasan bu itaat kültürüyle ve hapse düşer. Ağbi Osman için sırada kardeşinin karısı Bahar vardır şimdi. Ya da şöyle: Kadını mülk edinmek.

Metin Erksan, bu ikincisini çeşitli sembollerle işler, diğer mülkiyeti de onlar üzerinden görünür kılar. Sembolik göstergelerden biri röntgenciliktir. Osman, karısı ölmüş, yaşı geçkince bir adamdır, hayvan sağan Bahar’ı izleyerek içindeki mülkiyet hırsını kışkırtır. Bir diğer benzetmeli anlatım da korkuluk üzerinden yapılır. Osman, kardeşini öldürmeyi orada prova eder. Silahını da –ki fallusu işaret eder- korkulukta dener. Korkuluğa başörtüsü takar, onunla konuşur. Korkuluk, Bahar’dır şimdi.

Hayvana baksa, ekmek yapsa, yani yaratsa, üretse de, ataerkil düzende korkuluğa dönüşür kadın, her bakımdan nesneleşir. “Susuz Yaz” çok güzel, hiç potsuz verir bunu. Oyuncular da bihakkın oynarlar.

Ben Hülya Koçyiğit’e şaşmışımdır en çok. Yirmi yaşındayım. O benden iki yaş küçük. Fakat filmde görüyorum ki ancak otuzlu yaşların tecrübeli oyuncularında rastlanabilecek bir vücut dili var Hülya Koçyiğit’in, filmdeki dil bu dildir işte.

O liseli kız bir büyüyor, bir büyüyor o zaman!

Boşuna değil, Büyükşehir’in 25 Ekim akşamı “Ustalara Saygı” programında onur konuğunun Hülya Koçyiğit olması.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....