Menü
MOLLA KASIM  28 Ekim 2013
14/28 • MOLLA KASIM  28 Ekim 2013

MOLLA KASIM  28 Ekim 2013

 

 

Yunus Emre’den yüz yıl sonra yaşamış, devlet katında görev almış bir Molla Kasım var. Van’da ve İran’da da yine Mollakasım adında iki köy. Bu köylerin Kasım muhteremle ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. Peki, Yunus’un bir şiirinde adı geçen Molla Kasım, bu devletlû mudur? Nasıl olsun, yüz yıl girmiş aralarına. Fakat bu gönyeli bakış, hesap kitap adamlarının işidir, şiiri yok eder. Edebiyatçı, doğruluk peşinde değildir. Apaçık yalanı bile ciddiye alır; yalanın ardındaki niyet önemlidir çünkü.

Rivayet ederler ki Yunus’un şiirleriyle yüklü bir cönk geçmiş Molla Kasım’ın eline. Başlamış okumaya. Okuyor, okuyor, her okuduğunu,  “Olmamış, edebiyat yapmış şair” deyip deyip defterden koparmış, suya atmış bizimki. Fakat şu beyte rastlamasıyla uyanmış, dediğinden de yaptığından da utanmış: “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni siygaya çeker bir Molla Kasım” gelir.

Bir başka rivayette softadır, ham sofudur Molla Kasım. İlk bin şiiri okur, “Bunlar şeriata uygun değil” deyip dereye atar. İkinci bin şiiri de şeriata aykırı bulur, onları n’par, onları yakar. O uyandırıcı beyit üçüncü bin içindeymiş, üçüncü bin kurtulur. Derler ki ilk bini sudaki balıklar okurmuş bugün, yakılanları da gök ehli. Bizim bildiklerimiz, atılmaktan, yakılmaktan kurtulanlar işte.

Bu Molla Kasım, yukarıdaki Molla Kasım mıdır? Yahut da şöyle: Molla Kasım yaşamış mıdır? Var mıdır böyle biri? Yaşasa ne, yaşamasa ne! Rivayetteki hali yaşamışından daha sağlam, daha sahici. Önemli bir şey söylüyor.

Nedir? Alanlarının cahili olup bunu fark etmeyenleri, hatta başımıza âlim kesilenleri temsil ediyor Molla Kasım. İlkinde edebiyattır alanı. Fakat edebiyatı doğruluk, kaba doğruluk üstüne oturtur. Edebiyat yaptığı için de eleştirir Yunus’u. Oysa yapılan bir şeydir edebiyat. Temelinde mecazla teşbih ve istiare vardır; bunlar da sözü eğer büker. Gönye dışına çıkarır.

İkincisinde dindir alan. Yunus şeriat açısından yoklanır. Fakat şairin şeriat mecburiyeti mi var! Kaldı ki Yunus zaten şeriat içindedir. Molla Kasım’lı şiirin bir beytinde, “Sırat kıldan incedir kılıçtan keskincedir / Varıp anın üstüne evler yapasım gelir” diyor. Devamında: “Altında gayya vardır, içi nâr ile pürdür / Varuben ol gölgede biraz yatasım gelir”. Molla Kasım, şeriatın alaya alındığını sanıyor burada. Hayır! Yunus, şeriatı edebiyatın diliyle anlatıyor Yani mecazlı. Yani eğri büğrü.

Şimdi bir doğrucu Davut çıkar mı çıkar, der mi der: “Ama Yunus ‘Eğri büğrü söyleme, Molla Kasım’a dikkat et, onu dinle, gözet’ diyor beytinde.” Yav, kelimeler, sözlük anlamları dışına kaydırılarak da kullanılır –ki mecaz budur. Burada bu var. Şöyle ki kelimeler karşıt anlamlarıyla kullanılmış, anlamca kaydırılmış,  sanattır bu, mecaz sanatlarından olup adı tariz’dir.

Günümüzün Molla Kasım’larına –biliyorum- bunu anlatmak zor. Hatta imkânsız. Onlar Çehov’un tüfeğinin de sadece tüfek olduğunu ve ilk sahnede duvarda asılı duran bu tüfeğin oyunda mutlaka pat! diye patlaması gerektiğini düşünüyorlar. Ama tüfekten kasıt mesele’dir aslında. Takip edilerek, çözümlenerek patlatılmalıdır.

Bu mesele, tüfek olamaz mı? Olabilir tabii. Ama tüfekle sınırlandırılmamalı.

“Godot’yu Beklerken” tüfekli bir sahneyle açılmaz. Gerçek tüfek yoktur oyunda. Ama Godot’yu beklemeyeduran iki arkadaş vardır. Beklerler. Bu, tüfektir. Seyirci de oyunun sonuna kadar bekler, ha şimdi gelecek, ha şimdi gelecek Godot diye. Oyun biter, Godot gelmez. Gelmemesi gerekmektedir.    

Molla Kasım, kabul eder mi bilmem. Böyle de patlar tüfek. Pat! sesi çıkarmadan.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....