Menü
MALTEPE  2 Kasım 2013
Ada'dan • MALTEPE  2 Kasım 2013

MALTEPE  2 Kasım 2013

 

 

O yıllarda… O 60’lı yıllarda sadece Hızırtepe, sadece Beşköprü değil, Maltepe de boş, bomboş, bakir kır, hem de bugün üniversitenin bulunduğu ta Esentepe’ye kadar.

O kadar boş ki, 62-63 ders yılında lise sondaydım, şehir riskli, şehirde yan yana gelinemiyor, tepelere çıkardık. “Bir Yaprağın Düşüşüyle” adlı öyküme bakın nasıl yansımış o yıllar:

“Maltepe’de, bayırda, kekikler ve zor renklenmiş boysuz kır çiçekleri arasında uzanmış yatıyoruz. İlk kez o gün görüyor, öğreniyorum bazı şeyleri. Ama Zuhal, kulağımı, dilinin ucuyla yavaş yavaş, seslice ve ıslata ıslata öptükçe ve dışından içine doğru yine öyle dokunuşlarla sokuldukça korkuyorum da. Kulağımın, uğradığı, gıdıklanmaya benzer hoş hallerle kazanıverdiği cinsellik korkutuyor beni.”

Peki, bu tepeler ne zaman doldu? Nasıl doldu? Ya da şöyle: Bu tepeler bunca yıl kendi hallerinde iken şimdi niçin değiller?

Osmanlı’ya gideceğiz mecburen. Osmanlı toprak rejimi –biliyorsunuz- “dirlik” örgütlenmesine dayanıyor. Bu da toprağın çeşitli değerlerde tımar’lara ayrılıp askeri görev karşılığında sipahilere verilmesi demek. Sipahiler, yani dirlik sahipleri, tespit edilen sayıda silahlı askeri –ki “cebel” deniyor bunlara- savaş sırasında orduya göndermek zorundaydılar. Sıkışmasınlar diye, toprakları üstünde çalışan köylülerin ödemek zorunda oldukları vergiler de kendilerine bırakılmıştı. Ancak vergi tahsildarı da değildiler, toprakları “reaya” denilen çiftçilere kiralar, işletir, vergisini, arazinin ve işleyen reayanın sahibi sıfatıyla toplar, tımarın bütçesini yaparlardı.

Bunda yanlış yok. Ekonomi tarıma dayalıdır, toprak, dolayısıyla yayılmacılık ve askerlik önemlidir, ona göre örgütlenilir. Tarım topraklarının büyük bir bölümü böyledir: “mirî toprak”. Rakabesi, yani çıplak mülkiyeti Beytülmal’e aittir. “Beyt’ül mâl” ne? Maliye. Hazine. Kestirmesi, Devlet. Bizim “Maltepe”deki “mal” bununla ilgili. Yakınlara kadar, ilçelerde mal müdürlükleri vardı, devlet gelirlerini toplar, devlet mallarını gözetirlerdi. Maltepe, bu dairenin gözettiklerinden işte.

Medeni Kanun’un 1926’da kabulü ile mirî toprak düzeninden özel mülkiyete geçilir. Ama nasıl geçilir? Toprağı yararlanma hakkıyla ellerinde tutanlar, bununla yetinmeyip toprağı mülkleri gibi kullanır olmuşlardır, fiili durum, Medeni Kanun’la resmileşir; toprağı işleyenler, daha çok da işletenler toprağın sahibi oluverirler Medeni Kanun’la. Maltepe, tarım için elverişli değildir sanırım, devletin elinde kalır.

60’lı yılların ikinci yarısında görülür ilk evler. Gecekondu üslubuncadır. 70’li yılların hemen başında, dönemin inşaatçıları, müteahhitleri el atarlar tepeye, yönetimden –ki 12 Mart sonrasıdır- tüyö belki de güvence almışlardır, iki katlı, üç katlı betonarmeler yapıp yapıp satarlar. Tapu yok. İskân yok. Ama şunu derler: “Al. Otur. Birkaç yıl geçsin, zilyedlik (fiili sahiplik) kazan, devlet tapunu mecburen verecektir.” Gerçekten öyle de olur.

Ne o gecekondular var şimdi ne de o ilk betonarmeler. Maltepe o günden bugüne kaçıncıya kuruldu, tapular kaçıncıya el değiştirdi kim bilir? Anlattıklarım rüya gibi. Yahut yalan. Uydurma.

Mirî topraktan çıkmakta da yanlış yok. Tarım makineleşecek, pazar ekonomisine geçilecektir, toprak rejimi de yenilenmelidir. Ama bir yanlış –ki geçmişte de yapılmıştır- yine yapılır. Kimlerdir toprağın yeni sahipleri?

90’lı yıllardı. Üniversitenin yerleşeceği tepe taş toprak, in cin top oynuyor, dört arkadaş, E5’ten tırmandık, gittik, gittik, Kâzımpaşa’ya indik. Şehirde yeri ve sözü olan, bugün de süren üç isimdi arabadakiler, her taşın, her ağacın, her dönemecin başında durup arkasındaki adanın, parselin kime ait olduğunu söylüyorlardı. Hepsi birbirinden cambaz ve lobici yöneticiler, politikacılar ve iş adamlarıydı adları verilenler. Devlet oraların imara açılmasını istemiş belli ki, bunlar da müteşebbis adamlar, on kuruşa kapatmışlar. Hiçbiri orada değiller şimdi. Bir liraya sattılar yine devlete yahut üniversite yayıldıkça o fiyattan istimlak bedeli aldılar.

Hızırtepe’nin şehre bakan yamacındaki bağımız geliyor aklıma. 1926-27 yılına ait Ticaret Yıllığı’nda dedem Çorumlu Mehmet Ali’nin adı geçmekte, bunu hatırlıyorum sonra da. “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Adapazarı’nın Siyasal ve Sosyal Hayatının Öncüleri” arasındadır dedemiz –Enver Konukçu Hoca’nın demesi böyle.

Oysa benim merakım başka şimdi: O bağ, nasıl bizim oldu acaba? Olmalı mıydı?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....