Menü
14/28 • "PARA" ÜSTÜNE  14 Kasım 2013

"PARA" ÜSTÜNE  14 Kasım 2013

 

 

Eşyanın “kullanım değeri” vardır bir, bir de “değişim değeri”. İlki, eşyanın niteliğine, ikincisi niceliğine gönderme. Bu iki yanlılık literatürde “meta” diye geçiyor. Yani kullanmak için ürettiklerimiz yahut sadece kullanım değeri olan –diyelim eşimizin ördüğü kaşkol- meta değil. Ancak o şey başka bir şeyle –diyelim kaşkol, bir çorapla- değiştirilmek yahut pazarda satılmak için yapılmışsa “meta” oluyor. Yani eşyayı metalaştıran, üzerindeki kullanım değeri değil, değişim değeridir.

Marx, “toplumun en temel hücresi” der meta için ve sistemi çözümlemeye buradan başlar. Görür ki kapitalizm bir meta üretme sistemidir ve yapısı gereği “emek gücü” de dahil her şeyi metalaştırır. Para, mübadelenin kaşkolle çorap arasındaki kadar kolay olmadığı bir dönemde, bu değişimi, anlamdaşlarıyla: değiş tokuşu, takası, trampayı- kolaylaştırmak için çıkar, kolaylaştırır, üstüne hızlandırır da. Sistemin koçudur artık.

Para ile ilgili haber yazacak bir muhabirin bile bunları bilmesi gerekir. Oyununun adını “Para” koyacak bir yazardan beklenen ise bunun fazlası olmalı değil midir? Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan geçen ay izledim Necip Fazıl’ın oyununu, aklıma gelenler oradan.

“Para” 1941-1942 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynanır ilkin. Olaylara yol açar. 1948-1949’da oynanan “Nam-ı Diğer Parmaksız Salih” de olaylıdır. Necip Fazıl, başrolü oynayan İ. Galip Arcan’ın iyi oynamadığını ileri sürer, rolün yedek oyuncuya verilmesini, verilmezse oyunun kaldırılmasını ister. Kaldırılır.

Günümüzün maddeci anlayışını eleştirir “Para”. Şerefin, namusun, hikmetin, dünya ve ahretin para ile ölçülüşünü ayıplar. Metin And da, “değer yargılarının değişiminde kuşaklararası çatışmayı” ve bu yeni “değerlerin cinsel sorunlarda, para, ahlak, din anlayışında yansıları”nı işleyen oyunlar arasında sayar “Para”yı. Oyun kişilerinin özel adları yoktur. Kahraman “O” ahlak dışı yollarla zengin olmuş, insanların canıyla oynamış bir bankacıdır. Ahlaksızdır. Diğer kişiler de O’nun nazırı, hususi kâtibi, noteri, karısı, oğlu, kızı, kızının nişanlısı, kadın müşterisi, kadın müşterisinin kızı olarak yer alır. Onların ahlaksızlıkları da oyunda çıkar. Şöyle ki O’nun bir de benzeri vardır, halk, bankaya saldırdığında benzerini O’dur zannıyla parçalar. Varisler yasal haklarına göre O’nun mirasını bölüşürler. Öldürülen, O değil, benzeridir ya; O, yakınlarının karşısına çıkar, kendisinin O olduğunu ispatlamaya çalışsa da başaramaz. Bütün yakınları O’yu inkâr hatta tehdit eder, hırsızlıkla bile suçlarlar. İlginçtir, birinci perde O’nun “Bu memleket bir gün batarsa ahlaksızlıktan batar” sözleriyle kapanır; şundan ilginç: ahlakı savunmak ahlaksıza kalmıştır. Kim savunaydı? Oyunda böyle biri yok. Ama olmalıydı zannı uyandırılıyor seyircide. Olmaz. Olamaz. Paralı düzende ahlaklı, dürüst, namuslu… olunabilir mi?

Necip Fazıl, paranın nasıl doğduğunu, neyi ikame ettiğini, yani karşıladığını –ki kayme (kâğıt para) de aynı kökten- düşünmeden yazmış oyununu. Kolayına gelmiş, meseleyi ahlaka bağlayıvermiş. Üstat bir başka zaman da “Yahudi icadı” der para için. Ve şunları: “Paranın teşkil ettiği zulme karşı antikapitalizm keza Yahudi icadıdır. Velhasıl bu Yahudi garip şeydir. Tahribe memurdur. Nerede mükemmeliyet görürse bu tahrip eder. Marks Yahudi’dir, ama Yahudi’ye dehşetli çatar, çıfıt diye. Acayip bir şey. Tezi Yahudi, antitezi Yahudi, sentezi Yahudi, analizi Yahudi… Bu ne iştir!”

“Reis Bey” (1964) ve sonraki oyunları için şunları yazar Metin And: “[K]işilerinin yerine kendisinin konuşması, onlara söyleşme yerine söylevi yakıştırması yüzünden, kişileri hiç soluk alıp vermeyen cansız kuklalar durumuna geldikleri gibi, oyunları da dramatik güçten yoksundur; ancak okunduklarında, yazarının görüş açısını tanıtması bakımından ilginç olabilirler.”

Necip Fazıl’ın oyunlarına hiç mi hiç ısınamadım bugüne kadar. Özdemir Nutku da “söylevci” der yazar için. Isınamayışımı bu söylevciliğe bağlamıştım. “Para” ile gördüm ki hazırlanmadan, meselesinin temeline inmeden yazmış hep Necip Fazıl.

Beni kandırmaması bundan. Lafla yetinemiyorum.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....