Menü
DERSHANE KONUSU  28 Kasım 2013
14/28 • DERSHANE KONUSU  28 Kasım 2013

DERSHANE KONUSU  28 Kasım 2013

 

 

Dershaneler hakkında sağlıklı konuşacağımız gün, bugün değil. Konunun sosyal, kültürel, iktisadi vb boyutları var, hatta siyasi: hükümetle cemaat bilek güreşindeler aleni; haliyle izler –çıkarlar mı desek- birbirine karışıyor, tartışılamıyor.

Konunun temelden alınması lazım. Nedir o? Tevhid-i Tedrisat Kanunu, yani Eğitim, Öğretim Birliği Yasası. Memleketin bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na devrediliyor bu kanunla. Kabulü, 3 Mart 1924. Halifelik de aynı gün kaldırılır, Şeriye ve Evkaf Vekâleti de. Ardından Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925) kanunlaşır, 1 Kasım 1928’de de pat! Harf Devrimi gelir –Latin harfleri.

Buradan başlamak lazım, diyorum ya, buradan mı başlamalı? Bu mudur konunun cümle kapısı? “Eğitim”in kendisinden başlanmalı bence. Sorulmalı: Eğitim şart mı? Niçin? Gerçi bunun da geçmişi var. Büyük zamanda evveli. Ne geldiyse başımıza tekerleğin icadıyla geldi, galiba oradan başlamalı. Şaka değil, böyle gerçekten. İyi ama günlük hayatımızı da basit zamanda yaşıyoruz. Diyelim hastayız. Elimiz titriyor. Adımlarımız yavaş. Elimizi ayağımızı bırakıp tedaviye Âdem’le Havva’dan nasıl başlayabiliriz!

Bugünün basit… Büyük zaman içinde bir basit zaman olduğunu unutmayalım yeter.

Yedi yıl okul öğretmenliği yaptım; bunun beş yılı 1968-73 arasındadır, yani 12 Mart öncesi ve sonrası; iki yılı da 1978-80 arasında olup 12 Eylül’le son bulur. İlk öğretmenliğim devletin öğretmenden beklediği bütün nemrutlukları taşır: gülmem, not vermem, bağışlamam… Dersimi ciddiye alırım sadece: çalışırım, anlatırım. İkinci öğretmenliğimi Hanya’yı Konya’yı anlamış olarak yaptım; şöyle ki çarpık eğitimin kurbanları idi öğrenciler, bilgilerine değil de gelişmelerine not vererek kurban şartlarını hafifletiyordum sanki. Ayrıca baba da olmuştum, iki çocuğum vardı, öğrenci taifesine yumuşamıştım. Öyleyken ikmale kalan oluyordu. Bütün yıl küp gibi oturmuşlara n’apılabilirdi ki! Okuldaki edebiyatçı üç arkadaşımın kulakları çınlasın: Sınav kâğıdı okumuyorum diye sitem ediyorlardı. Allah Allah! İkmale bırakan, onlar. Öğrenciler, onların öğrencileri. Kâğıtlarını onlar okuyacak elbette. Benim öğrencim bir sınıftan olsun olsun iki, üç öğrenci; biraz kıpırdasalardı, mesela yazılıda beş sorunun birine değil de ikisine yanlış da olsa cevap verselerdi onlar da olmazdı. Diyeceğim, gözümde yoklar artık, ikmalde de kalabilirler.

Dershane öğretmenliği de yaptım. 1993-2003 arası. Hendek’te tam on yıl. Dershaneci klişeleri vardır: Okullar yetersiz. Öğretmenler pasif. Çocuklar ne öğreniyorlarsa dershanelerde öğreniyorlar. Dershaneler olmasa üniversiteler bomboş kalır. Sevsinler! Bunca yıl yedirdiler bu martavalları. Öğretmenliği de, dershaneciliği de bildiğim için şunu kesin söylüyorum: Okullar olmasa dershanelerin bimok öğretecekleri yok. Okuldan öğrenmiş gelen çocukları alıyor, taktikler vererek sınava hazırlıyorlar. Bütün yaptıkları bu. Yanlışım, yalanım varsa eğer, okuldan zayıf gelip yetiştirdikleri bir çocuk göstersinler bana.

Peki, neden şimdi anlaşıldı dershanelerin biişe yaramadığı?

Yaramadı değil, yaradılar. Üniversite sayımız az, girmek isteyenimiz çoktu. Sonra, bazı bölümler kıymetli, itibarlı olup çabuk doluyordu, devlet test usulü sınavda buldu çareyi. Geçici olsa katlanılır, hak da verilirdi hatta, ama tez zamanda sektöre dönüştü dershanecilik. Paranın girdiği yerde ticaret olur, eğitim değil. Bütün bunlar biliniyordu ama dershaneler de devletin bir ayıbını kapatıyorlardı. Sessiz kalındı. Üniversite sayımız şimdi kaçtır? Sınavlara girenler ne kadardır? Kaçı başarılıdır? Bilmiyorum. Ama kaba gözle gördüğüm şu: Üniversite sayımız arttıkça giriş hayli kolaylaştı, dershanelere ihtiyaç kalmadı. Hadi, ihtiyatı bırakmayalım: Eskisi kadar şart değildiler artık. E, en büyük dershane zincirini elinde tutanlarla da hükümet ters düşmüşken hazır... Şimdi konuşulması bundan.

Dershaneler özel okul olacakmış. “Dönüşmek” fiilini kullanıyor yetkililer. Ne kullanırlarsa kullansınlar, benim anladığım şu: Devlet okullarında olsun, özel okullarda olsun, çocuklarımız devlet çarkının kontrolündeydiler şimdiye kadar –kurbanlarıydılar anlayın siz- şimdiden sonra ise piyasanın hırs ve çıkarları öne geçecek demek ki.

Hele, dönüşemeyecek dershaneler için “açık lise” önerisi var ki bakanlığın, sorulmamalı mı “Açık liseler okuldan sayılmıyor mu” diye? Yahut şöyle: Şu dershaneler okula dönüşmekte zorlanıyorlarsa, hele içlerinde “açık lise” bile olamayacaklar varsa, bunların okullara üstünlüğü nerde kaldı!

Dershane demeyin bana!

Okullar mı? Her ilde üniversite, her ilçede MYO mu? Bunlar ayrı. Bunları da konuşuruz.   

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....