Menü
SÖYLEŞİNİN ARDINDAN  2 Aralık 2013
Ada'dan • SÖYLEŞİNİN ARDINDAN  2 Aralık 2013

SÖYLEŞİNİN ARDINDAN  2 Aralık 2013

 

 

Ofis Sanat Merkezi’ndeki küçük salonu görmemiştim. SAMEK satış yeri ile restoranın arasından beş altı basamak çıkıyor, hemen soldaki kapıdan giriyorsunuz, amfisi derin bir salon karşılıyor sizi. 75 kişilik. Küçük. Ama verdiği rahatlık, bıraktığı genişlik duygusu değme büyük salonlarda yok. Sımsıcak bir söyleşi salonu.

Büyükşehir’in son kitabım “Memleket Kitabevi” ile ilgili imza/söyleşi programı orada gerçekleştirildi. İlk öğretmenliğimden öğrencilerim vardı. Kardeşlerim. Yaşıtlarım. Eşim dostum. Arkadaşlarım. Ayrıca hiç tanımadıklarım. Az tanıdıklarım. Bir kitabevi üzerinden bir şehrin, bir ülkenin mikro tarihi nasıl olur, bunu ve bu tarihi yazanı merak etmişler.

Ben bu kitapla ne yapmak istediğimi anlattım önce. Anlatılan, bizim Gelişim Kitabevi’ydi ama çarşı da giriyordu hikâyeye, okur da, müdavimler, dağıtımcılar, yayımevleri de. Ortaklar, çalışanlar da. Kurumlar: Valilik, Belediye, SATSO, Üniversite… Sonracığıma Basın. Lobici kulüpler. Sivil gruplar. Onlarla yaşananlar: küslükler, barışmalar. Onlarca anekdot. 1973’te bir ara rejimde kuruldu bu dükkân, 12 Eylül’ü gördü, 28 Şubat’ı gördü, saldırıya uğradı, bombalandı… Daha neler! Bunlar da hikâye ediliyor kitapta. Özetle: Şu kırk yıl içinde memleket neler yaşadıysa Gelişim de onları yaşadı. Gelişim’le yaşadık.

Kitap, benim açımdan buydu. İletişim’in Memleket Kitapları dizisinden çıkmıştı. Editörü Tanıl Bora, o da söyleşide. Benim merakımsa şu: Tanıl Bora ne buldu gönderdiğim dosyada da yayın kurulunda savundu?  Galatasaray’dan mezun bir arkadaşının elinde “Memleket Kitabevi”ni görmüş Tanıl Bora, “Adapazarlı mısın?” diye sormuş; “Öğrenciliğimde yazlarım Adapazarı’nda geçerdi” demiş, “Gelişim Kitabevi o sıcaklarda vaha olurdu bana.”  Bu “vaha” üzerinde durdu Tanıl Bora. Kitabın bir şehir kitabı olduğu kadar bir ülke kitabı olduğuna da dikkat çekti. Şunu da söyledi: “İletişim’in ‘Memleket Kitapları’ dizisi olmasaydı, diziyi bu kitabın verdiği ilhamla başlatırdık.”

Aslı Tohumcu, “Radikal Kitap”taki yazısına çocukluğunun Bursa’sındaki “Gökyüzü Kitabevi” ile girmişti; “Memleket Kitabevi”nin çağrıştırdığıydı bu. İzmir’e yerleşmiş bir Adapazarlı da kitabı sevdiğini, İzmirli yakınlarına aldırdığını, onların da sevdiklerini söylemişti telefonda. Bir bey de iki gün önce kitap alırken, “Adana’dan telefon ettiler, kitabın haberini böyle aldım” dedi, ekledi: “Babamı yazmışsınız, bakalım!” Yine ekledi: “Hayret! Kitap Adana’ya gitmiş, okunmuş.” Evet, TRT 1’deki söyleşide Ahmet Murat Özel de durdu “Memleket Kitabevi”ndeki bu mikro-makro ilişkisi üstünde. Yaptığının görülmesi sevindirmez mi insanı, seviniyorum.

Söyleşinin son aşaması izleyicilerin sorularına ayrılmıştı. Kitap, gecenin anısı olarak Büyükşehir’ce dağıtılacaktı, soru olur muydu? Ama kitabı önceden edinip okuyanlar vardı, sonra, söyleşinin tetiklediği sorular olabilirdi. Öyle de oldu. Kitabın kapağıyla, diliyle, kimi anekdot ve hatıralarla ilgili sorular geldi. Sait Faik’in Adapazarı’nı değil İstanbul’u anlattığını söyledi bir izleyici; öyle değil oysa, Kavafis’in şiirini doğrular Sait Faik. Ne diyordu şair: “Yeni bir ülke / Başka bir şehir bulamazsın / Bu şehir arkandan gelecek /  Sen yine aynı sokakta dolaşacak / Ayni mahallede koşacaksın”. Diyeceğim, Sait Faik’in en İstanbullu hikâyesinde bile Adapazarı vardır, görürüz. Adapazarı’na yeni gelmiş, yerleşmiş bir izleyici de Adapazarı’nın “muhafazakâr, gerici” şöhretini andı, 2010 Şubat’ında başlayan kültür-sanat etkinliklerini duyunca –ki o geceki bunların en alçakgönüllüsü idi- şaşıp kaldığını itiraf etti. Verdiğim cevabı önemli buluyorum, ayrıca yazarım.

Üniversiteden hoca Ali Balcı’nın sorusu “taşra” üstüneydi ve kitabın 35. sayfasındaki şu üç cümleye dayanıyordu: “Benim toplumcu gerçekçiliğim de 80’li yıllarla çok özel bir açıya yerleşir. Anahtar kavramım taşra olur artık. Giderek yeni anlamlar da kazanır bu bende; küçük, büyük her merkezin/iktidarın/otoritenin ötelediği, öteki kıldığı her şeyi kapsar adeta.

Bunu biraz açmam istendi sanırım. Açtım. Fakat Sayın Balcı’nın yeterli bulmadığını gördüm; çok özel bir açısı vardı sorusunun, oradan başlayayım istiyordu belki. Yakalayamadım. Rastlaştığımızda konuşmak üzere bıraktık. Bırakmamışız. Söyleşi sonrası, imza sırasında yeniden görüştük, soru, taşradaki kontrolle ilgiliydi bu defa. Hoca diyordu ki: “Taşrada gözaltındasınız. İstanbul’da kayboluyorsunuz da taşrada hemen görülüyorsunuz.”

A, evet! Soru ya açı değiştirdi ya da şimdi doğru anladım. Keşke salonda verebilseydim cevabımı. Diyeceklerim var çünkü.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....