Menü
TEVHİD-İ TEDRİSAT  14 Aralık 2013
14/28 • TEVHİD-İ TEDRİSAT  14 Aralık 2013

TEVHİD-İ TEDRİSAT  14 Aralık 2013

 

 

Ne demek “Tevhid-i Tedrisat”? Öğretim Birliği. Öğretimde Birlik. Tek elden öğretim.

Cumhuriyet’ten önce, hatta Cumhuriyet’in ilk dört ayında yok böyle bir şey; ülkedeki bütün eğitim kurumları 3 Mart 1924’te kabul edilen 430 sayılı kanunla Maarif Vekâleti’ne (bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı) bağlanır –çıkışı böyle.

Peki, o tarihe kadar eğitim-öğretim nasıl? Evet, aklınızdan geçtiği gibi: çok başlı.

Devletin Saray Okulu var: Enderun. Hıristiyan çocukları devşiriliyor burada daha çok. Saray dışında da medreselerde yapılıyor orta ve yüksek öğretim. Fakat medreseler çeşitli vakıflara, inanç ve meslek gruplarına ait; Süleymaniye gibi birkaç büyük medrese hariç devletin kontrolü ve görevi dışındalar.

Medreselerde eğitim-öğretim din ağırlıklıdır. Batının model alınmasıyla “ibtidâî” denilen modern ilkokullar gelir önce. Bunu rüştiye’ler (ortaokul), idâdî’ler (yüksek okula hazırlık okulu), sultanî’ler (lise), yüksek okullar izler, geldik 1900’e, Darülfünûn (üniversite) açılır. Şahıslar ve gruplar ilkokullarla ilgilenirler daha çok. Modernlikte başı çeken devlettir, şahısları destekler, ayrıca da büyükler: rüştiye, idâdî falan ona kalmıştır, onları kurar. Medreselere dokunmaz, desteklediklerinden desteğini çeker sadece, onlar da vakıflarıyla baş başa kalır. Nasıl ki köylerde ve mahallelerde imamlar ve eşleri tarafından yönetilen ve çoğu bir vakfa bağlı sıbyan mektepleriyle mahalle mekteplerine de dokunulmaz, hayatları kendilerince olur.

Biri dinî, öteki ladinî bu karşıtlık “mektep-medrese ikiliği” diye bilinir. Aslında bir kategori daha vardır, ne ki pek anılmaz, anmak tehlikelidir, görmezlikten gelinir galiba. Yabancıların okullarıdır bunlar. Misyoner okullarıdır, Hıristiyanlığı propaganda ederler. Yahut yurttaki azınlıkların kurduğu kolej statüsünde kurumlardır.

Görünüşte üç, aslında üçten fazla bu çok başlılık 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile zapturapt altına alınır. Alınır mı? Eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması zapturapt için yeterli midir? Yeterli ise bizim okullarımızla azınlıkların okulları arasında fark olmamak gerekir, yok mudur? Hele ki misyoner okulları açık arayla öndedir. Ya askerî okullar? Gerçi idâdîleri liseye çevrilir, çevrilir ama 1925 yılında çıkarılan bir kanunla bütün askerî okullar yeniden Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanır.

Düşünürüm ki Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla murat edilen, tedrisatın tevhidinden fazlasıdır. Halifelik de Şeriye ve Evkaf Vekâleti de aynı gün, 3 Mart 1924’te çıkarılan iki kanunla kaldırılır çünkü. Dahası, Tevhid-i Tedrisat Kanunu 30 Kasım 1925’te çıkarılacak Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması Kanunu ile 1 Kasım 1928’de çıkarılacak Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’a, hâsılı Atatürk devrimlerinin hemen hepsine altyapı oluşturur. İlkokullardan Kur’an, ortaokul ve liselerden Arapça, Farsça dersleri, 1930-39 arası da kademeli olarak din dersleri bu kanundan alınan güçle kaldırılır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, öğretimde birliği sağlamamıştır. Sağlanması istenmemiştir. Yabancıların ve azınlıkların okulları eskisi gibidir, berhayattır. Daha kanunun kabul edildiği yıl, 29 İmam Hatip Okulu açılır ülke genelinde. Bir ara sayı ikiye iner, hatta öğrenciden ilgi görmediği için kapatıldıkları da olur, ama 1950 sonrası doludizgindirler. Bu okullarda öğretimin bir olduğu söylenebilir mi? Bunlara bir de Sanat Okulları ile bakanlığı farklı Askeri Okulları katın… Tevhid-i Tedrisat’mış! Hadi canım!

Tevhid-i Tedrisat’ın sağladığı bir şey yok değil. Var. Okullar, bu kanunla devletin ideolojik aygıtlarına dönüşür. Velinin ve öğrencinin sözü geçmez artık. Talepleri kale alınmaz. Eğitim’i-öğretim’i sadece ve sadece devlet belirler; onun belirlediği de dayatmacı, ırkçı ve militarist bir sistemdir. O gün bugün bununla eğitildik –babam, ben ve çocuklarım. Sabahları aynı And’la girdik okula.

Peki, eğitimde birlik olmalı mıydı? Sağlanmalı mıydı? Hayır, istemem! Ama birliğin sağlanmamasına da sevinemem. Çünkü otoriter bir eğitim de –hele ki bir de zorunluysa- rezil bir şeydir, zinhar istenmez. Ben eğitimin, öğretimin iyice serbest olmasından yanayım. Şahıslara, dernek ve vakıflara bırakılmalı diye düşünüyorum. Devlet mi? Devlet çekilmeli, ilişkisi destek vermekten öteye geçmemeli.

Bol keseden savurtturuyor gibi olmayayım. O 1920’li, 30’lu yıllarda belki şarttı Tevhid-i Tedrisat, değildi ama diyelim şarttı –ki imparatorluktan ulusdevlete geçiliyor, laiklik de Cumhuriyet projesinin en sıkı ilkesi- bugün de şart mı?

MAZLUM-DER bir kampanya başlattı, “Tevhid-i Tedrisat Kanunu kaldırılsın!” diyor. Basın açıklamalarındaki şu gerekçeye itiraz ne mümkün: “Şurası iyi anlaşılmalıdır ki, çocuklar devletin değildir! Bu sebeple devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevleri; kendi siyasal hedefleri, ideolojik amaçları doğrultusunda değil, çocukların velayet hakkını taşıyan ana ve babanın kendi dinî ve felsefî inançlarına, diline ve kültürüne göre yerine getirmek zorundadır. Üstelik bu uluslararası anlaşmalarla tanınmış bir haktır.”

Nasıl, yanlış mı?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....