Menü
BİLİM VE SANATIN BULUŞMASI  24 Aralık 2002
Yeni Sakarya Yazıları 2002 • BİLİM VE SANATIN BULUŞMASI  24 Aralık 2002

BİLİM VE SANATIN BULUŞMASI  24 Aralık 2002

 

 

Evime gelmiş, çalışma odamda oturmuş yakınlarım bilir, kitaplığımda, olsun olsun bir karış boyda üçgen bir bayrakçık vardır. İki üç yıl kadar oluyor, Eğitim Fakültesi’nin düzenlediği bir panele katılmıştım Hendek’te, konu Sait Faik’ti, bir çanta, bir tişörtle birlikte o gün vermişlerdi. Kitaplardan birinin burnuna ipliğinden astım hemen, o günün hatırası olarak –yoksa otuz küsur yıl önceye ait bir arzunun, YÖK’ten beri yakıcılığını yitirmiş bir fotoğrafı diye mi- bakar ha bakar oradan.

Fotoğraf dedim de...

O gün Hendek’te fotoğraf çektirmedik, biliyor musunuz? Ne panelde ne panel sonrası. Epey önce –1995 Mayıs’ıydı galiba- Sayın Sabahattin Zaim’in dekan, Sayın Sami Güçlü’nün dekan yardımcısı olduğu İktisat Fakültesi’ne çağrılmış, Adapazarı’ndan, mitolojisinden, yaşanılan yere uygun hayat kurmaktan falan söz etmiştim. Orada da fotoğrafçı yoktu. Bilim adamlarıyla yazı adamları –genelleyelim: sanatçılar- böyledir. Onlar özgür zihinlerdir, düşüncelerini kendi alanlarında ve kendi dillerince somutlaştırıp kamuya mal etmekten başka bir şey düşünmezler. Fotoğrafmış, imzaymış, kartpostalmış, şeref defteriymiş... onların olmazsa olmazları arasında değildir bu yüzden.

Bir de valiliklerin, belediyelerin düzenlediği günleri düşünün. İl yıllığı toplantısı yapılacak diyelim ya da iki manzumecik okunacak, fotoğrafçılar, televizyoncular daha toplantı saatinden önce oradadır. Neden? Onlar bir şey yapmak değil, bir şey yapar görünmek peşindedirler çünkü. Medya da –çağrılmıştır zaten- onların bu arzusunu karşılıksız bırakmaz.

Yerelde olsun, genelde olsun, haberlerin ne kadarı politikaya ne kadarı üniversiteye ne kadarı kültür-sanata ayrılmıştır? Medyadan bunu izlemek çırılçıplak koyar gerçeği ortaya. Diyeceksiniz ki: Bilim adamlarıyla sanatçıların hani bu taraklarda bezi yoktu? Evet, yoktur. Ama onların yapıp ettiklerine kamunun da ihtiyacının olmadığını mı gösterir bu? Kamu bunlardan haberdar edilmemeli mi? Medya, bu insanlardan bir de kendilerinin yine kendilerine tellallık etmelerini mi beklemekte yoksa?

Daha da vahimi üniversiteyle, kültür-sanatla ilgili haberlerin valilik, belediye veya bir oda haberine ekli olarak verilmeleri. Bu neyi gösterir? Bilim ve sanatın -özellikle taşra medyasında- devletten/politikadan ayrı düşünülmediğini. Ona bağımlılığını. İyi de kurumlarla böylesine bütünleşmiş/bütünleştirilmiş üniversitenin ve sanatçının ise zihin özgürlüğünden ne derece söz edilebilir ki? 

Biliyorum, YÖK merkezli bir üniversiteden ve neredeyse ev içlerinin bile kamusal alan sayılıp resmileştirilmek istendiği bir ülkenin sanatçısından –sadece taşrada değil, ülke genelinde de- gerçekten özgür düşünce ummak kolay değil. Kolay değil ama, aşılması için de yollar denenmemeli mi? Bunların başında da –Bilkent’i hatırlayarak söylüyorum- bilim ve sanat adamlarının bilim ve sanat dışı güçlerden bağımsız olarak sık sık buluşmaları geliyor sanırım.

Bu bağlamda, yukarıda andığım ve arkası gelmeyen iki toplantıyı –ki Hendek’te olan, Rektörlük’ün düzenlediğiydi- Sakarya özeli için önemli bulurum. Fakat, adımın, panel düzenleyicilerine İstanbul’dan verildiğini de unutamam. Üniversite’nin, adını aldığı yerden bu kadar habersizliğini kendi üzerimden söylemem kolay olmuyor. Ama Üniversite’nin habersizliği de gerçek. 

Yanılmıyorsam Güzel Sanatlar Fakültesi var Üniversitemizin, Turizm Meslek Yüksek Okulu var. Var da özel bir kütüphanesi, arşivi, diyatek veya videotek’i olduğu söylenebilir mi? Kaç üniversitede var ki biri de bizde olsun? Öyleyken yerel imkânlardan yararlanılması hiç düşünülmüş mü? Sözgelimi Hüsnü Gürsel’den haberdar mı Üniversite? Haberdarım demek yetmez. Diyalarını öğrenciler için bir kez olsun göstermesi kendisinden rica edilmiş mi hiç?

Bunları neden yazdığıma gelince: Faik Baysal’ın ardından Rektör Sayın Mehmet Durman’ın gazetelerdeki taziyeleri karşısında Üniversite’de gerçekten yeni bir dönemin başlayacağı umudu doğdu içimde. Yanılmamışımdır herhalde.

Yeni Sakarya, 24 Aralık 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....