Menü
MODA ŞARKILAR  14 Ocak 2014
14/28 • MODA ŞARKILAR  14 Ocak 2014

MODA ŞARKILAR  14 Ocak 2014

 

 

90’lı yıllardı galiba, iki kıtalı bir şarkı moda oluverdi: “Sana gönül borcum var, ödemek kolay değil”. İkinci satır: “Zaman gelip geçiyor, dur demek kolay değil”. İkinci kıtanın iki satırı şu: “Hiçbir şey istemezdim seni sevmekten başka / Bin ömür yeter mi böyle güzel bir aşka”. Bağlantı nakaratla elbette: “Şu yalancı dünyaya yeniden gelebilsem / Seni bir ömür değil bin ömür sevebilsem”. Emel Sayın mı okumuştu önce? Safiye Soyman, Ayşegül Durukan, Metin Milli ve başkaları da okudular sonra.

İsmail Hakkı Koçar, Prof. Dr. Ayrıca generalliğe kadar yükselmiş bir asker. Güfte onun. Kafiyesi girişlerde zayıf, kolay, harcıâlem; nakaratta hiç yok. Birkaç güftesine daha rastladım Koçar’ın, hiçbiri daha bilinir değildi. “Sana gönül borcum var”ın öne çıkması da herhal Bilge Özgen’in bestesinden olmuştu.

Hemen görmedim bunları. Görmem, muhasebecilerin genel kurullarda olsun, yemekli toplantılarda olsun bu şarkıyı icra etmelerinden sonradır. Onlar bu şarkıda kendi mesleklerinin, ucu genellikle icraya varan bir rutinine rastlamışlardı, şarkıyı müvekkilleri adına söylüyorlardı. Sokak, ama sokak, boşluğunu görmüştü şarkının; şöhretli ses, gözünü yumup şarkıya giriyor: “Sana gönül borcum var, ödemek kolay değil”; sokak, “Ablacım erteleriz, senet de yaparız” diye kolaylık gösteriyordu. Sokağa güvenirim: Bir şiir, bir öykü, bir beste… gülünçleştirilmişse, orada bir arıza vardır muhakkak. Bakıldığında görülecektir.

Fuat Edip Baksı (1912-1974) öğretmen-şairlerden. Şiiri büyük değil. Mehmet Çetin’in hemen her şaire yer veren o iki ciltlik “Tanzimattan Günümüze Türk Şiiri Antolojisi”nde Ümit Yaşar Oğuzcan da vardır da Fuat Edip Baksı yoktur –anlayın. Fakat güftesi Baksı’ya ait yirmi yedi şarkı vardır TRT repertuarında. “Rüzgâr kırdı dalımı ellerin günahı ne”, “Aşkımın ilkbaharı ilk heyecanım benim”, “Yüzün pembe güllerden sesin bülbülden güzel”, “Uzun yıllar ötesinden hatırını sorayım mı”, “Bakışı çağırır beni uzaktan” gibi her biri sevilen, bilinen yirmi yedi şarkı. Güfte sağlam şiir gerektirmiyor demek ki. Beylik söz, beylik teşbih, beylik deyiş yetiyor. Gerçi bestelenmiş sağlam şiirler de var, fakat popüler değiller. Şöyle mi demeli: Popüler olan, hafiftir, basittir ve boşlukludur. Eleştirici aklın sarakaya aldığıdır.

“Bir bahar akşamı rastladım size / Sevinçli bir telaş içindeydiniz / Derinden bakınca gözlerinize / Neden başınızı öne eğdiniz?” Bu güfte de Fuat Edip Baksı’nın. Hikâyesi de vardır: 20’li yaşlarında iken çok güzel bir kız görür rüyasında Fuat Edip Hoca. Yıllarca onu arar. Bulur da. Hem Yeşilçam filmlerindeki gibi. Mekân: Çamlıca Kız Lisesi. Zil çalmış, öğrenciler dağılmakta, şair de oradan düşünceli geçmektedir. Gözü bir kıza ilişir. Merdiven sahanlığındadır ve o kızdır –rüyasında gördüğü. Donar kalır Hoca. Yaşlanmıştır. Kız, aile kızı, gördüğü manzara karşısında boynunu mahcuuup büker. Şiirden başka çare yoktur. Yazılır, Selahattin Pınar tarafından da bestelenir.

Kerim Korcan anlattıydı: Doktor Hikmet’leymişler (Kıvılcımlı). Şarkı piyasaya yeni çıkmış, radyolar bangır bangır, rast gelmişler. Dinlemişler. Siz’li biz’li bir şarkı. Sonra içindeydiniz, gözleriniz, eğdiniz falan. Devamındaki dörtlük de keza: “İçimde uyanan eski bir arzu / Dedi ki yıllardır aradığın bu / Şimdi soruyorum büküp boynumu / Ah, daha önceleri nerelerdeydiniz?” Siz’ler, biz’ler yormuş Doktor’u, “nerelerdeydiniz”le giydirmiş: “İstida gibi şarkı be!”

Hayli şiiri bestelenmiş bir şair de Ümit Yaşar Oğuzcan. Şiir diyorum ya yanlış, değindiğim kolaylıkları taşıyorlar, şarkı sözü denmeli. Ümit Yaşar’da bol mu bol bunlar. Örneğin “Biraz kül biraz duman o benim işte”. Bir kül’lü duman’lı daha: “Bir ateşim yanarım külüm yok dumanım yok”. Edebiyatın, şiirin dili benzetmelidir; Ümit Yaşar bunu biliyor, biliyor da bunun ötesine gitmiyor, dahası elinin altındakilerle idare ediyor. Oysa benzetme (veya imge) sadece anlatan değil, yanı sıra anlatılandır da. Öyle olmalı. Örneğin, kül’le duman’ın anlattığı biri var şarkıda, ama kül ve duman, kendini anlatmıyor, bu es geçilmiş.

Benzetmesiz, adeta düz dümdüz yazdıkları da var Ümit Yaşar’ın. “İçimde nice uzun yılların özlemi var” onlardan biri. Güftenin varsa eğer, bütün ağırlığı “ağla gitar, çal gitar”da toplanmış. Fakat kül’lülere tercih ederim. “Bu kadar yürekten çağırma beni / Bir gece ansızın gelebilirim”e de.

Teşbihte hata olmaz, denir. Teşbih hatasız olmalı yani. Ve uygun. Nasıl ki her kelime her yerde kullanılmaz. Ölmek, vefat etmek, Hakka yürümek, uyumak, hayatı kaymak… kelimelerinin anlattığı aynıdır, ama konuşulan kişiye ve yere göre seçilerek kullanılır.

Ümit Yaşar’ın Münir Nurettin tarafından bestelenmiş bir dörtlüğü var, ne zaman işitsem güleceğim geliyor. “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın”. Yakışmış mı buraya “merdiven”! Uygun mu! Bu “merdiven” sonraki satırları da gülünçleştiriyor: “Denizler ortasında bak (bakalım hadi!) yelkensiz bıraktın / Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı (yıkılması için bahane arıyormuşsun!) / Beni bensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın”.

Yav, çaresizlik, merdiven’le mi, “yelken”le mi, onların yokluklarıyla mı anlatılır!

Şaka gibi.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....