Menü
VATAN HAİNİ  28 Ocak 2014
14/28 • VATAN HAİNİ  28 Ocak 2014

VATAN HAİNİ  28 Ocak 2014

 

 

Bir grup arkadaşla şubatta konuşacağımız roman, Selim İleri’nin “Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver”i.

Hayattayken yeterli ilgiyi görmemiş, bugün haliyle hiç bilinmeyen eşcinsel muharrir Cemil Şevket’in hayatı etrafında kotarılır roman. Sultan Hamit, İttihat Terakki ve Mütareke İstanbul’u ile Cumhuriyet Ankara’sı ekseninde gelişir; yakın yıllara İsmet Paşa, Demokrat Parti ve 27 Mayıs’la 12 Mart üzerinden de askerler damga vurur. Cemil Şevket Bey, kendi hayatını, çocukluğundan muharrirliğine, bütün dönemleriyle sorgular boyuna. Yakın ve uzak çevresinin yaşadıklarına da tanıklık eder. Ya da şöyle: Kişileri ve dönemleri okurun yorumuna açar.

Cemil Şevket Bey, Nahid Sırrı Örik’ten izler taşır. Selim İleri, Örik’in yaşamından değil eserinden, özellikle “Kıskanmak” adlı romanından yola çıktığını söyler. Roman zihne böyle düşmüşse de sonraki süreçte Yakup Kadri’den, Halide Edip’ten, Tanpınar’dan da beslenir.

Ankara’yı hem de “şiddetle” savunur Cemil Şevket. Romanda, Everest’in yaptığı beşinci basımda, sayfa 126’da bir cümle var, gayet insafsız: “O zaten kimileyin de Milli Mücadele’ye katılmayanları yerin dibine batırır, hepsinin birer vatan haini olduğunu söylerdi.” Bu kadarı bile yeter içimi yakmaya. Yüz Ellilikler geliyor aklıma, Refik Halit geliyor, “vatan haini” midirler? Acıklısı hemen peşinde: “[B]u sözleriyle Ankara’nın yanında yer aldığı izlenimini uyandırmaya çalışıyor olmalıydı.” Kim? Cemil Şevket Bey.

Harb-i Umumi’de İstanbul çocukları da cephelere gönderilir. İlk gidenler, yoksul çocuklarıdır, çok azından haber alınır. Ne zaman ki zengin ailelerin çocuklarına da sıra gelir, Hukuk Mektebi’ne devam etmekte olan Cemil Şevket, öğrenim gerekçesiyle yurtdışına çıkar; İstiklal Harbi boyunca da dışarıda kalır, kentten kente geçer, yurda, ancak, Cumhuriyet’in ilanından bir iki yıl sonra döner. Öğrenimini de tamamlamamıştır.

Kırkların sonlarında yazdığı bir romanında otuzların Ankara’sını, bu romanın yeşil gözlü kahramanı üzerinden anlatır Cemil Şevket. “Başkentteki kadro, çıkarcı, bencil, açgözlü, kendinden başkasını düşünmeyen, bilgisiz, göçen, çöken imparatorluğun bütün hastalıklarını kapmış kişilerin oluşturduğu bir kadro(dur).” Hele ki şu cümle: “Milli Mücadele ruhu can çekişmekteydi.” Sanırsınız içinde yer almıştır! Ankara’ya iş aramak için gelen yeşil gözlü, bir bankada iş bulur, imparatorluk çocuğu olduğu için de yeni hayata çarçabuk ayak uydurur. Nasıldır? Kendi halinde yaşayanlarla vatan için çalışanlar asla yükselememektedir. “Hürriyet devrinin istibdat devrinden ve cumhuriyet devrinin hürriyet devrinden asla farkları yok”tur.

“Vatan haini” kim? Hangisi? Suçlayanlarınki de hainlik değil mi? diye sormayacağım. Nâzım, zehir zemberek bir tersinlemeyle bunun âlâsını yapar:

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt / hainiyim, ben vatan hainiyim. / Vatan çiftliklerinizse, / kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, / vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, / vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, / fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, / vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, / vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, / ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, / vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, / vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, / ben vatan hainiyim. / Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: / Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Vatan hainliğine inanmıyorum. Vatan var elbette. Üstünde yaşıyoruz. Geçimimizi sağlıyoruz. Fakat “vatan hainliği” vatanda geçinenlerin değil, vatandan geçinenlerin dil pelesengleri. İktidar sahipleri olarak vara yoka, uyar uymaz, tutar tutmaz demeden kullanıyorlar ki götürdükleri görülmesin, gizlide kalsın.

Yenik düşmüşlerin dilinde var mıdır “vatan haini” diye bir suçlama?

Bir de millet algısı bütün insanlığı, vatan algısı bütün yeryüzünü kapsayacak kadar geniş olanlarda yoktur.

Fakat onlara yapılır.

“Milletim nev’-i beşerdir, vatanım rû-yi zemin” der Şinasi.

“Toprak vatanım, nev’-i beşer milletim… İnsan / İnsan olur ancak, buna iz’anla inandım” der Tevfik Fikret de.

Ne haindir o yenik düşmüşler, hele ki o Şinasi’ler, Fikret’ler!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....