Menü
TEK TARAFLI  2 Şubat 2014
Ada'dan • TEK TARAFLI  2 Şubat 2014

TEK TARAFLI  2 Şubat 2014

 

 

“Parametre” için matematik terimi olduğu notu düşülmüş “Sözlük”te, karşılığı da “değişken” diye verilmiş. Fakat, yani ne demek bu? diye açıklama isteseniz benden açıklayamam. İktisat ve sosyoloji hocalarının ağzında ise pek bol bu kelime. Dediklerinden çıkardığıma göre “sayısal değer”, “uygun ölçü” gibi bir anlamı var.

Mesela, şehirleri belirleyen yeni parametreler varmış: Nüfusa bakılırmış. Ekonomiye bakılırmış. Ulaşıma bakılırmış. Kültür sanat etkinliklerine bakılırmış falan. Ama boş boş değil. Her biri için belirlenmiş bir sayı varmış; nüfus, katma değer, ulaşımın eni boyu, kültürel etkinlikler… o sayıyı yakalıyor veya geçiyor mu, yoksa altında mı kalıyor, buna bakılırmış. Bu da “trend” dedikleri olacak. Eğilim. Değişkenlik nerede? Sayılarda. Örneğin bir yerin şehir sayılması için belirlenmiş nüfus, gün gelir, merkezin mühendislerince yeniden belirlenir. Diyelim yüz bin nüfuslu yerleşimler şehir sayılırken düne kadar, bu sayı iki yüz bine çıkarılabilir; çıkarsa çıksın! diyemezsiniz, yaşadığınız yer, trendi yakalayamamışsa şehir olmaktan düşer çünkü, bunun da bedeli vardır.

30 Ocak akşamı Sakarya Kent Konseyi’nin düzenlediği “Sakarya’da Şehir(li) Atölyesi” adlı söyleşide geçti bunlar. Başka konuştuklarımız da oldu, oldu da hepsini bir güne sıkıştırmayayım. Peyderpey ve hem de polako polako!

Ülke nüfusu da dünya nüfusu da artıyor, şehirler ve ülkeler arası nüfus hareketleri hızlanıyor, toplumsal hayat bütün alanlarda değişime uğruyor. Yeni sayısal değerler –anladığım- bu yeni durumu tanımlıyor, tasvir ediyor. Nasıl mı? Evrensel ölçüye vuruluyor konu, ona göre de skalada yeri belirleniyor. Eskiden neydi o? Dil dökülürdü tanım için, tasvir için. Zahmetliydi. Şimdi şipşak! Şipşak!

“CNBC-e Bussines” dergisi her yıl yaptığını 2013 için de yapmış, illeri “yaşanabilirlik” açısından yeni parametrelere göre sıralamış. Bizim Sakarya genel sıralamada 56’ncı, ekonomide 52’nci, eğitimde 55’inci, sağlıkta 59’uncu, güvenlikte 39’uncu, kent hayatında 34’üncü ve, ve, ve kültür sanatta 7’nci sırada yer alıyormuş. 7’ye sevinirim, 56’ya değil. Fakat sayılara da bel bağlamam. Kültür sanatta 7’nci değil, 17’nci, 27’inci de çıkabilirdi dergide. İnanır mıyım! Gördüklerime, yaşadıklarıma bakarım ben. 2010 Şubat’ından beri gerçekleştirilen kültür sanat etkinlikleridir baktığım. Öyle sık ve nitelikliydiler ki Başkan Toçoğlu’nun görmek istediği Sakarya’yı müjdeliyorlardı adeta; ya da şöyle: kültür ve sanat başşehrine pek bir şey kalmamıştı.

Hal böyleyken, nasıl oldu anlamadım, Adapazarı’mızın yeni şehir parametrelerine uymadığı, Ada’mızda şehir(li) kültürünün bulunmadığı söylendi. Hocalarca soruldu: Kent Konseyi olarak neler yapılmalı? Neler yapılabilir kültür için?

Önce şu: Kent Konseylerine inanmakta, güvenmekte zorlanıyorum. Tıpkı meslek odaları gibi, iktidarın taşrada gözü kulağı olsun için kurulmuş, yasayla mecbur edilmiş kontrol odakları bunlar. Yalova Kent Konseyi Genel Sekreteri Hasan Soygüzel, çok hür çalışan, yerel yöneticileri zorlayan konseyler de olduğunu söyledi. Doğrudur. İnanırım. Ama bu hürriyet ve kendine güven sürekli olabilir mi? Yasayla verilmiş, veren, verdiği gibi alır da. İş yapacak birlikteliklerin gönüllülük üzre olmaları şart.

Gelelim “şehir(li) kültürü” meselesine. Evet, benim de şikâyetlerim var: Apartmanlarda ortak alanlar bencillerin elinde. Pasaj ağızları köşedekilerce tıka basa doldurulmuş, içeri girilemiyor. Yağmurda sokağa çıkmayın, sürücüler zifoslar saçarak fotoğrafınızı çıkarır duvara. Değil iftar vakti, bayram öncesi gibi kalabalık günlerde, en tenha günlerde bile çarpışmadan yürünemiyor. 

Daha ne şikâyetler! Evet, böyle. Uzman diliyle: Yeni parametrelerin gerisine düşülmüştür.

İyi de bu şehir 60’lı, 70’li yıllarda şehirdi, sakinlerinin kültüründen, görgüsünden de şikâyet edilmiyordu. Bakınız ne diyeceğim: Erenler’den kovboy filmlerindeki gibi gelip Yenicami’den geçen, İstasyon Caddesi’ne sapan, Birinci Geçit’ten İtfaiye’ye çıkan, koyun, sığır, karasığır sürüleri gördüm ben; yolculukları Atatürk İlkokulu’nun orda, “kanara” denilen kesim yerinde son bulurdu. O Yenicami’de karşıdan karşıya geçmek için, ışıklara rağmen, bin dikkat gerekiyor şimdi. Bunu öğrenmemiş de var bu şehirde, öğrenmiş fakat uygulamayı reddetmiş olan da… Onlar yayaya kırmızı yanarken geçiveriyorlar.

Kültürden, görgüden yoksun oldukları mı söylenmeli? Asla!

Onların dedikleri bir şey var: Burası benim yolum. Araçlar için düzenlerken bana mı sordunuz? Hem yolumu alıyor hem de beni kakıyorsunuz.

Bir çeşit yargısız infaz. İki taraf var, fakat parametre belirleyenle suçlayan aynı taraf.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....