Menü
NAFİLE!  12 Şubat 2014
Ada'dan • NAFİLE!  12 Şubat 2014

NAFİLE!  12 Şubat 2014

 

 

Şubatı ortaladık, hâlâ ne yağmur gördük ne de soğuk ve kış. Nisan ortalamasında geçiyor havalar. E, gölde de sular başlamış mı çekilmeye! Saya saya gitmişler suya: tam altmış adım. Bakındı! Yağmur yağmaz, hele ki kar da birikmezse Keltepe’de, Keremali’de n’aparız, he! söyleyin n’aparız?

İzmit’in yaptığı da iş mi yani! Yuvacık barajı boşalmış, Sapanca’dan su çekiliyormuş oraya. Tamam, su mübrem bir ihtiyaç. Olmazsa olmaz. Verelim. Ama varsa verelim. Su bizim. Su bize yetmezken biz kalkıyor, İzmit’in sanayisine de veriyoruz. Duydum da şaştım! Kaynarca’ya da gölden su verilecekmiş bundan böyle. Oldu mu ya! Olmadı! Fakat şimdi bir “âkıl adam” çıkar mı, çıkar da, “Arkadaşlar, varken herkes verir, bu cömertlik değil; mübarek insan, elindekini bölüşür, hem sadece dininden, donundan olanla değil, olmayanla da bölüşür” derse, işte o zaman şaş asıl!” Şaşmam! Nifakçıdır bunlar! Vatana ihanet içindeler!     

Şaka bir yana, susuz kalmaktan korkuyor insanlar. Yakınlarımdan, arkadaşlarımdan, dostlarımdan da korkanlar var –az buz değil hem, ciddi ciddi. “Nasıl yıkanacağız?” diyordu biri. Toprak nasıl büyütecek ekini, karpuz nasıl su tutacak değil de sual, neden “Nasıl yıkanacağız?” Niçin öncelik yıkanmaya? Niye? Temizliği imandan sayarız biz, ondan olmalı. Sahi, sağlam mıdır bizde temizlik? Helbette! Sağlam ki kumarhane argosuna da soktuk onu. Tabancayla bitirilen işler için de kullanılıyor “temizlik”.

Hepsini tanıyorum. Hepsi de sevdiklerim. Bugün Çarşamba, onlar Pazar günü, çoluk çocuk, maaile, tekmil horanta arabalara doluşmuş, gitmişler göle, “Gölüme dokunma!” eylemi koymuşlar Gölbaşı diye bildiğimiz yerde hani Arifiye belediyesinin düzenlediği piknik yerinde. Farkında mısınız Arifiye şehir olmuş. Nerden mi biliyorum? Sapanca yoluna Beşköprü’den giderseniz eğer “şehir merkezi” oku sizin de önünüze çıkacaktır. Hay Allah! Bu cümle de ne! Paralelimdeki nifakçı iş başında yine.

İyidir iyi! Şaban’ın (Günel) bir lafı var: “Dondurmayı sade severim” der, “memleketi karışık!” Eylem de karışıklıktır. Pazar günü Gölbaşı’ndan başka Yanık’ta, Uzunkum’da, Kırkpınar’da da olunmuş galiba. Ben Yanık’takinin resimlerini gördüm gazatada, pek hoştu. İnsan umutlanıyor. Öğrenmenin yaşı yok, derler, öyle valla! Bakınız, sıkışınca insan, eylemi nasıl hatırlayıveriyor. Memleket bereketli. Sık sık hareket halinde olacaklar, biz de göreceğiz anlaşılan.

Kürtaj, içki, sigara, argo yasakları –pardon’ düzenlemeleri- geldiğinde neden sokağa çıkmadılar diye sorulmaz artık. İnternet yasağı var şimdi gündemde, sürüncemede bırakılmış açılım(lar), uğradığımız hakaretler… Sokaktan eve dönemeyeceksiniz demek bundan böyle. İyidir iyi.    

Su için eylem yapılır mı? Yapılır elbette. Ama İzmit’e, Kaynarca’ya verilmesin diye yapılmaz. Yağmur yağmamış, sular çekilmişse eğer hiç yapılmaz, tabiatın umurunda olmaz eylem. Fiziğe, kimyaya inanan yağmur bombası atar, mütedeyyin de duaya çıkar, sonra beklenilir topluca. Yağarsa yağar, yağmazsa ve yağmayış süreklilik gösterirse bir coğrafyadan bir coğrafyaya azimete kalkılır –tarihin ilk göçü de olmayacaktır bu.

Ben büyük kıyametten korkmam, elle gelendir o, düğün bayramdır, katlanılır. Küçük kıyametten korkarım. İktidar sahipleri, gün gelir suyu şakır şakır akıtırlarken kendileri, bize karneyle vermeye kalkabilirler. İşte küçük kıyamettir bu. Ve yandıkları gündür.

Böylesi de olur mu? demeyin. Olur. Olmuyor mu nitekim! Parayladır madem, olur. Olmaktadır. Su ne zaman ki damacanaya, pet şişeye girdi, ticarileşti, Allah’ın olmaktan çıktı. Biz suyu işte o zaman yitirdik. 

Diyeceğim, hakça bölüşmek için yapılmadıkça eylem nafile!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....