Menü
GÜNDEMİN ARA SICAĞI  14 Şubat 2014
14/28 • GÜNDEMİN ARA SICAĞI  14 Şubat 2014

GÜNDEMİN ARA SICAĞI  14 Şubat 2014

 

 

Farkında mısınız “yasaklama” denmiyor artık. Ne deniyor? “Düzenleme.” Sonracığıma, “dayatma”nın yerini “süreç” aldı, “baskı”nın yerini de “yönlendirme”. Ha, “şiddet”in yerine de “müdahale” geçti. Facebook arkadaşım Kerem Güner, Eduardo Galeano’nun bir metninden hareketle bu halef selef çiftlerine başka örnekler de verdi: “Kapitalizm”, sahne ismi olarak “pazar ekonomisi”ni kullanıyormuş mesela. “Emperyalizm” de “küreselleşme” olmuş. “Zenci” için “renkli insan” deniyormuş. İşkence’yi mi soruyorsunuz? “İşkence” yokmuş artık “yasa dışı baskı” varmış, bunu beğenmeyenlerin kullandığı ise “fiziksel/psikolojik baskı” imiş.

Gündemin ara sıcağı internet yasağı; yasayı çıkaranlar ve savunanlar kelimeyi öyle hızlı terk ettiler ve suçladılar, “internet” yerine de öyle bir ad seçtiler ki, mübareğin “edepsizlik” olduğuna ben bile inanayazdım. Yahu “müstehcen” var, “porno” var, “erotik” var. Bunlar yetmiyor mu? “Edepsizlik” neden? Suçlama edep üzerinden yapıldığında daha çabuk ve etkili olunuyor da ondan belki. Lakin akıl erdiremediğim bir şey var: Edepsizlik, niçin internetle sınırlı? Hem edep dendiğinde akla hemence ut yerinin gelmesi niye? Rüşvet almak, vermek, yalan söylemek hele ki yönetici olup vatandaşa söylemek, güçle öğünmek, güç kullanmak, kişi ve kurumları tehdit etmek ve daha nice eğrilik edeple bağdaşır mı hiç! Dahası, toplumdan topluma, hatta insandan insana değişir bir şey değil midir edep! Edebiyat için “ilm-i edep” derdi eskiler. Her şairin, her yazarın kendince bir edebi vardır, düşüncesiyle uyumludur, bunun estetize edilmişi de şiirdir, öyküdür, romandır işte. Ve biri diğerine benzemez.  

Peki, edepsizlik diye bir şey yok mu? Olmaz olur mu! Uygun olmayan her eylem, her iş, her söz edepsizliğe girer. Bedenle olanı, edepsizliklerden sadece biri. “Teşhircilik” bu gruptandır, söze, resme dökülmüşü de “müstehcen” diye sıfatlanır. Yapılan uygun mu, değil mi? Bu kararı, taraflar verir. Şiirde, tiyatroda, müzikte… iki taraf vardır: gösteren-gören, karar onlarındır. Sadece onların. Onların bile kararsız kaldıkları olur.

Erotizm ile pornografi arasında fark olduğu sanılır, söylenir. Yok mudur? Var elbette. Nedir olan? Kabaca şöyle: Teni arzulandıran her parlak, taze, güzel, sağlıklı körpelik –ki sözle, eylemle, bedenle de gösterilir bu, gerçek hayatta da olur, sanat âleminde de- erotizmdir. Oysa pornografi estetik mesafeyi gözetmez, yakından bakar, büyültür, tekrar eder, hâsılı teni küçük düşürür. Öyle ki kaba saba sözleri kullanır hiç çekinmeden, yine öyle şakaları da olur. Daha doğrusu aynı sözler, şakalar bir başkasının elinde hiç de pornografik durmaz. Diyeceğim, keramet kullanıştadır. Ustalıkta. Kurgu ustalığında.

Böyle diyorum ya, dediğim doğru, dediğime inanıyorum da, ama erotik olanla pornografik olan, yine de kolay kolay ayıklanamaz galiba. Evet, pornografi tensel zevkleri sığ ve kaba bir dille tanımlar. Erotizm ne yapar? Aynı tanımı alır bir aşk düşüncesine veya toplum yaşayışına bağlayarak değerli kılar. Tanımlanan aynı. Buyurun ayıklayın.

Bizim en erotik şairimiz Karacaoğlan’dır.

Sevdiği vardır, şehvetle ister göğsünün akını, ozanın diliyle: “Karac’oğlan der ki çağlar çağında / Arzumanım kaldı göğsü ağında / Akşam sularında, yatsı sonunda / Gel de muradını al, dedi bana”. 

Sevdiğine gider: “Ala gözlerini sevdiğim dilber / Göster cemalini görmeğe geldim / Şeftalini derde derman dediler / Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim”. Özelliklerini sıralar: “Senin âşıkların gülmez dediler / Ağlayıp yaşını silmez dediler / Seni bir kez saran ölmez dediler / Gerçek mi efendim sormaya geldim”. Nihayet niyetini söyler: “Karac’oğlan der ki işin doğrusu / Gökte melek yerde hüma yavrusu / Söyleyim ben sana sözün doğrusu / Soyunup koynuna girmeye geldim”.

Sevdiği esirgemez, nesi varsa verir, vererek dinlendirir ozanı: “Seherden uğradım dostun köyüne / Hoş geldin sevdiğim, in dedi bana / Tomurcuk memesin verdi ağzıma / Yorgunsun sevdiğim, em dedi bana”. Terler ozan, o zaman da saçıyla işaretli mendilini, örtüsünü verir sevdiği: “Mestine de deli gönül mestine / Âşık olan gül gönderir dostuna / Telli mahramasın attı üstüme / Terlisin sevdiğim, sil dedi bana”.

Küçük müçük demeden göz koyar bir kıza Karacaoğlan, meraktadır: “Nâçar kaldım şu yavruyu öğmeden / Çözemedim ak göğsünü düğmeden / Emsem dudağını kimse duymadan / Erinde gecinde bana eşm’ola”.

Siz ne diyorsunuz? Erotik midir bunlar, pornografik mi?

Şu iki satıra ne dersiniz? “Ak memeler domur domur terlemiş / Sil kara zülfüne kullar olayım”. Ya şu iki dörtlüğe? “Evlerinin önü bakla / Çift güvercin atar takla / Al koynunda beni sakla / Sabahınan tan’a karşı // Evlerinin önü susam / Çıkartsam mendilim yusam / Soyunsam koynuna girsem / Sabahınan tan’a karşı”.

Kanı hep kıpraşıktır Karacaoğlan’ın. Aganigi maganigi bitmez onda. Bir dörtlük daha verip biz bitirelim: “Karac’oğlan uşak olsam / Yâr beline kuşak olsam / Bir atlastan döşek olsam / Yâr altına serse beni”.         

Kolay değil ayıklamak. Hatta imkânsız. “Pornografi” yerine “erotizm” demek ise niye? Nihayetinde yemek içmek, barınmak gibi temel bir ihtiyaç. Dışımızdaki bir şeyi, herhangi bir şeyi beş duyumuzla alıp algılıyor, imgeleştiriyor, açılıyoruz. Nereye? Kafdağı’na.  

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....