Menü
HANGİ POLİTİKA?  28 Şubat 2014
14/28 • HANGİ POLİTİKA?  28 Şubat 2014

HANGİ POLİTİKA?  28 Şubat 2014

 

 

“Politika” Batı’dan geldi, Arapçanın “siyaset”ine rağmen dile yerleşti. Kendi dillerinde nasıldırlar bilmiyorum, ancak her iki kelime de temel anlamlarından çok mecaz anlamlarıyla şöhretliler bizde. Bildim bileli böyle. Konuluş anlamları unutuldu adeta. Sonraki anlamlarıyla kullanılmaktalar. Politikaya neden mesafeli durur eline, beline, diline sağlam insanlar? Ve politika esnafına itimadımız niye zayıftır? Üstelik gitgide artıyor aramızdaki mesafe ve itimat da hemen hiç kalmadı. Nedeni, kelimenin ikinci ve sonraki anlamlarında bence.

Olduğundan farklı durmayı anlatıyor “politika” daha çok. Çıkarınız olan bir alana, çıkarınız için değil de Allah rızası için girmiş gibi yapıyorsunuz. Niyetiniz tamamen kişisel, fakat gösterdiğiniz bu değil de, diyelim kamu yararı oluyor; haliyle muhatabınızın gördüğü de. Bu ikiyüzlülüğü karşılayan kalıplar da var: “işini bilmek”, “işini yürütmek”, “politika yapmak” gibi. Hatta iyi politikacı iseniz sözel dilin de, vücut dilinin de ötesine geçer, tehditten, şantajdan da yararlanabilirsiniz. Politikadır bu, her yol mübahtır. Değil, mübah değil, daha da ötesi. “Mübah”, sevap da günah da olmayanı anlatır dinde; oysa politikada mübah, övünülesidir, politikanın olmazsa olmazıdır. Kulakları çınlasın, kendini oyun kurmakla, oyun bozmakla tanımlayan bir arkadaşım vardı, yanlışlarını söylediğimizde, “Politikacıyım ben” derdi, “İşimiz siyaset.”

Peki, nedir “siyaset” diye yapılan? Kurnazlık, sinsilik, ikiyüzlülük. Hatta çakallık. Eskiden –bilir misiniz-idam cezası için “siyaset” denirdi. Ömer Seyfettin’in “Nâdân”ındaki şu cümlede böyledir sözgelimi: “Saraya elleri bağlı getirdiler. Siyaset gününü tesbih çekerek bekleyen Köse Vezir’in yanına koydular.” Neden bu negatif anlam? Tarafların birbirlerine öldüresiye girmelerinden kinaye ile herhal. Zaten, siyasetin tartışıldığı yer ve ortamın da, idam cezalarının uygulandığı alanın da adı “siyaset meydanı” idi. Ali Kırca’nın geçmişteki o meşhur TV programı buna göndermedir. Siyasete her atılanın hâlâ mı hâlâ hem de daha yolun başında, “Kefenimizle geldik” demesi de boşuna değil.

Sözlüklerin “politikacı” ve “siyasetçi” için verdikleri mecaz anlam da aynıdır hem de olumsuz: “Karşısındakinin duygularını okşayarak, ona hoş görünerek, dalkavukluk ederek menfaat sağlayan, işini yürüten kimse.”

Bu mudur politika? Böyle mi olmalı? Siyasetçi dendiğinde de madrabaz mı gelmeli akla?

Öz Türkçeci Nurullah Ataç, “politika”yı da kullanmaz, “siyaset”i de. O, “yurt-yönetimi” der. Kendi bulmuştur. Beğenir. “Politika ile yurt-yönetimi arasındaki münasebeti kavrayamadım” diyenlerle dalgasını geçer: “Kavrayamasanız da olur ama ben bir anlatayım.” Böyle der, kelimesini savunur.

Şöyle ki, “politika” kök olarak Yunancanın “polis” sözüne dayanır. Ne demek “polis”?  Site. Orijinal yazımıyla: “cité”. O da “şehir” demek. TDK Türkçesindeki “kent”, halk ağzında “şar”, Orta Asya Türklüğünde “balığ”, Arapçada “medine” olan kelime yani. Ya “politikos”, o ne? O, şehirli, balığlı demek. Peki, “citoyen”? O, “yurttaş” oluyor. “Politike” de bir şehirlinin şehir işlerine, şehir yönetimine karışmasını anlatır. Fransızca sözlüklerdeki tanımlar da buna paraleldir: “Bir devleti yönetmek uzluğu, hüneri.”

Nurullah Ataç “politika” ve “siyaset” yerine “yurt-yönetimi” derken bunları düşünür. Gerçi “politika”daki ve “siyaset”teki öteki anlamlar, mecazlar yoktur “yurt-yönetimi”nde. “Örneğin, ‘bir kimsenin bizi övmesini sağlamak için onu övmeğe kalkmak’ anlamına gelemez.”

Öneri güzel mi? Değil. Köküyle uyumuna rağmen güzel değil. Ataç da beğenmez. “Bir başka karşılık arayacağım” der. Başkalarının da aramasını ister. Ama bulunana kadar da kullanacağı “yurt-yönetimi” olacaktır, “‘politika’ gibi yaban bir söz” değil.

Her şeye rağmen “yurt-yönetimi” tutsun isterdim. Belki “politika”daki, “siyaset”teki o negatif mecazlara gidilmezdi o zaman. Benimki bir umut! Ataç da umutlanmış sanırım; 22 Nisan 1953 tarihli “Ulus”taki yazısında şöyle bir cümle var: “‘Politika’ demiyorum, ‘yurt-yönetimi’ diyorum. Yalnız öz-türkçe olsun diye değil, bu işin yüksekliğini, ululuğunu ansıtmak için öyle diyorum.”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....