Menü
DİN, DİL VE SİYASET  14 Mart 2014
14/28 • DİN, DİL VE SİYASET  14 Mart 2014

DİN, DİL VE SİYASET  14 Mart 2014

 

 

Çok beğenmiş olmalıyım, “Kelepir Sepet”e de almışım o yazımı: “Eğitişim, Öğretişim, Yönetişim”. Eğitmek, öğretmek, yönetmek eylemlerinde iki taraf vardır, ilişkiler karşılıklıdır. Üzerlerindeki –iş- eki verir bunu. Yazı böyle bir yazı. Ay sonunda sandığa gidecek, yöneticilerimizi seçeceğiz ya, hatırlamam bundan.

Fakat başka bir yönü de var konunun. Bakınız “yön” dedim. Apartmanda, çarşıda, mahallede, belediyede, valilikte “yönetenler” var bir, bir de bizim gibi “yönet-il-enler”. Onlar aktif, etken; biz pasif, edilgen. Ben “yönetilen” olduğumu hiç eziklik duymadan söylerim. Söylemeliyim. Ama “yöneten”, yöneten olduğunu benim kadar rahat söyleyememeli. O ifadede hiyerarşi, statü veya sınıf farkını hatırlatır bir büyüklenme var çünkü. Kibir. Böyle bir fark yok mu?  Var. Öyleyse gizlenmesi niye? Gerektiğinde kullanılır elbette, ama terbiye odur ki kullanmak gerektiğinde bile ses yumuşatılmalıdır. Yoksa rencidelik getirir.

“Yönetmek” ile “yönet-il-mek” aynı kökten. Sonra, “yön-el-mek”. Fakat biçim, usul, yol anlamında “yönet” de aynı kökten. “Yönelge” de. Hepsinin kökü “yön”. Yüz, yan, ön… anlamları var kökün. Türevlerinde de “kurala bağlamak/bağla-n-mak”, “doğrultu belirlemek”. Yani bir “taraf”ın insanı ya oluyor ya da olduruluyorsunuz. “Yönetim” mi? Çekip çevirmenin adı o. “Yönetici” de bunu yapanın. Her apartmanın bir yöneticisi var, iyi ki de var, yoksa ortak yaşam düzen kaybına uğrar. Ama yönetici yöneticiliğini “Ben kimim? Sizi yönetmiyor muyum?” sorusunu cevaplar bir kibirlikle diyememeli.

Alçaktan uçmalı en iyisi, yönetme’ye değil yönet-iş-im’e talip olmalı.

Beş yıl oluyor, taşra belediyelerinden birinin başkanı Türk Cumhuriyetlerini ziyarete gitmiş, dönüşünde de demişti ki: “Kültürümüz, ırkımız ve dinimiz aynı. İslam dinini seçen millet olarak insanlığa merhametle hükmettik ve inşallah tekrar hükmedeceğiz.” Çok alkış almış bu kibir.

Oysa kullanılmamalı bu kelime. Çünkü iktidar’la iç içedir hükmetmek; iktidar da şiddet’le. Merhamet’le hükmetmek asla yan yana gelmez. Kullanılmamalı bu yüzden, “İnşallah tekrar hükmedeceğiz!” demek, “tahakküm hasreti”dir ki diyenden ürkerim.

Seçime şunun şurasında iki hafta kaldı. Reklam giydirilmiş minibüsler, midibüsler, otobüsler bangır bangır! “Bu şehre hükmedeceğim!” diyene, çok şükür! çok şükür! henüz rastlamadım. Fakat “Yöneteceğim!” demeyen adeta yok. “Hükmetmek” hükümdar’ı, hükümet’i, hakimiyet’i, mahkeme’yi yani envai kötülükleri çağrıştırıyor da ondan mı acaba kullanılmıyor? “Yöneteceğim!” demek sanki çok masum. Açık Türkçeleri ikisinin de aynı: Egemenliğime alacağım! Aklıma eseni yapacağım! Sözümü geçireceğim!

Hele biri, şehri nasıl yöneteceğini Hz. Ömer adaleti üstünden slogan etmiş ki vallahi şaştım! Bu başkan adayı kendini Ömer sanmıyor elbette. Ömer’in “adalet”le birleştirilen bir şöhreti var, ona göz koymuş. “Adil olacağım!” veya “Adaletli olacağım!” de o zaman. “Adaletle yöneteceğim!” bile –inanın- çok masum kalır, “Bu şehri Hz. Ömer adaletiyle yöneteceğim!”in yanında.

Evet, Hz. Ömer adaleti diye bir şey var. Var da dönem Ömer’in dönemi değil. Sorum şu: Ömer’in yaptıkları bugün yapılabilir mi? Yahut şöyle: Ömer, anlatılagelmiş her hikâyede haklı görülür mü? Çok hikâye var Ömer hakkında. Anladım, politikacıların lakapla yetinenleri Google’a bile bakmıyorlar irdeleyen gözle. Din bilginleri de galiba suspus. Hikâyeler belki yakıştırmadır, belki inemediğimiz derinliklere sahiptir. Ama bunları din bilginleri dert edinmeyecekse kim edinecek?

Bir hikâye var ki canımı yakar.

Alkollü içki İslamiyet’te haram. Ancak içene verilecek ceza Kuran’da yok. Okumalarımdan öğrendiğim şu: Hanefi ve Şafi mezheplerine göre, içenin cezalandırılması için iki şahit veya içenin ikrarı veyahut da ağız kokusunun duyulması şart. Peki, cezası ne? Maliki, Hanefi ve Hanbelilere göre seksen kırbaçtır. İmam Şafi ise kırk kırbaç vurmayı yeterli bulur. Ömer n’apar? Bunu da seksene çıkarır.

Bu kadarla da kalmaz, oğlunun şarap içtiğini öğrendiğinde ona da yüz kırbaç cezası verir, dahası cezayı da bizzat Ömer infaz eder. Ne ki oğulcağız zayıftır, takatsizdir, sekseninci kırbaçta ölür. Buna rağmen durmaz, adaleti çiğnemez Ömer, kırbacı yüze tamamlar.

“Bu şehri Hz. Ömer adaletiyle yöneteceğim!” diyen, Hz. Ömer adaletiyle yönetilmeye kendisi hazır mı acaba?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....