Menü
SERGİ VE FOTOĞRAF ÜZERİNE  22 Mart 2014
Ada'dan • SERGİ VE FOTOĞRAF ÜZERİNE  22 Mart 2014

SERGİ VE FOTOĞRAF ÜZERİNE  22 Mart 2014

 

 

“Sait Tanış” açılalıberi, Roman Okuma Grubumuz her ayın ilk perşembe akşamı orada toplanıyor. Ondan önce hemen her ay yer değiştiriyor, kiminde kendimizi emanet hatta fuzuli hissettiğimiz bile oluyordu. Beş altı yıl önce birkaç ay, Döner Geçit Sokak’ta bir öğretmen derneği ile “Değirmen” dergisinin ortaklaşa tuttuğu bir evde yaptık tartışmalarımızı –Rüstem Budak’ın davetine uyarak. Daha ilk gidişimizde gördük ki meğer o evin bir odasında da amatör fotoğrafçılar toplaşıyor, Fatih Gürsel’den ders alıyorlarmış. O zaman dernek miydiler, sonradan mı ADAFAD (Adapazarı Fotoğraf Amatörleri Derneği) adıyla dernekleştiler bilmiyorum, odalarının kapısında bunlara yakınca bir şey yazıyordu ama hatırımda değil.

Bu amatörler kırk sekiz kişi olmuşlar şimdi, hayret edilesi bir durum, OSM’nin (Ofis Sanat Merkezi) o koca salonunu sergilenmeye değer fotoğraflarıyla bir donatmışlar ki fotoğraflar güzeldi ayrı, ebatları gerektiğince, sayıları da miktarıncaydı. Hayret edilesi olan, işte buncacık sürede bunca yetişmişlik.

“Objektiflerdeki Sakarya Fotoğraf Sergisi” 21 Mart’ta açıldı, 9 Nisan son gün.  Bir amatör grubunun karma sergisi. Fakat içlerinde öyle fotoğraflar var ki kadraja alanların yakın bir gelecekte kişisel sergi açacaklarını erken erken müjdeliyorlar gibi. Zaten Fatih Gürsel –malum. Onunla birlikte Nevzat Yıldırm, İsmail Okur, İsa Cıda, Ahmet Zeki Okur, Hatice Ekiz de fotoğrafın önemli isimlerinden.

Sergi kataloğundan öğrendimce: Dernek 2009’da kurulmuş. İlgileri daha çok Sapanca, Taraklı, Göynük gibi turistik yahut tarihi mekânlara olmuş. Süpürgeciler, hurdacılarla ilgili projeler üstüne çalışmaktaymışlar. Benim merak ettiğim ise “Sakarya’da Yaşam” adı altında yaptıkları. Objektifleri neler gördü acaba? Bunu merak ediyor, önemli buluyorum hem de.

Beni biraz bilen, fotoğrafçı oğlu olduğumu, rahmetli Hüsnü Gürsel’i sayıp sevdiğimi, saydamlarından “Gelişim Kartpostalları” adıyla bir dizi yapığımı bilir. Fotoğraf sanat mıdır? Bu soru bir şüpheye işaret eder, şüphemizde haklı mıyız? Yoksa temel altı sanata taassubumuz mu söyletir bize bunları? Biliyorsunuz sinemanın sanat sayılışı bile bir sayı sıfatı lütfedilerek olmuştur: “yedinci sanat”. Oysa ben fotoğrafı sinemadan daha yakın bulurum sanata. Genetik bağlılığım var, tamam. Ama sinema hareketten aldığı destekle sinema olmuştur; fotoğraf yalın ve yoğundur. Yani ki daha zor. Romanla öykü arasındaki farka benzer bir durum. Bundandır belki öykülerimde fotoğrafçılıktan yararlanmam. Öyle zengin dili vardır ki. Her biri de mecaz, ima, benzetme… yüklüdür: objektif, göz, çerçeve, karanlıkoda, banyo, arap, görüntü, resim, diyafram, flu…

Fotoğraf, fotoğrafçılık ve şehrimiz fotoğrafçıları hakkında hayli yazım var. Kimi burada “Gren”de çıktı, kimi gazetede. Ulusal basında yer bulanlar, kitaplarıma aldıklarım da oldu. Öykülerimdeki metaforik fotoğrafçılık da ayrı.

Bu yazılardan birini anmak isterim:

Yav, yirmi yıl olmuş –dün gibi. Hüsnü Gürsel, oğulları Barbaros ve Fatih’le sergi açmışlardı. Nerede? Atatürk Parkı’nda, dipte, vaktiyle Ortaokul, o zaman Adapazarı, şimdi Büyükşehir Belediyesi olarak kullanılan yatay binanın ortalarına düşer bir yerde Güzel Sanatlar Galerisi vardı, orada. Sergi adı da Turgenyev’e gönderme: “Baba ve Oğulları”.

“Hüsnü Gürsel ve Oğulları” başlıklı, Kapıdan İçeri Girmek’e de aldığım bu yazıda, 1994’ten otuz, belki de otuz beş yıl öncesine gider, oğullardan Barbaros’un henüz ilkokulda, dördüncü sınıftayken çektiği bir fotoğrafı Hüsnü Hoca’mın bizim dükkânda nasıl mutlulukla gösterdiğini anlatır, şunları derim yazının sonlarına doğru:

Barbaros, şimdi öğretim üyesi. Fotoğrafçılık hocası. Bu yüzden cesur. Denemekten, birbirlerine uzak uzak konularda çalışmaktan çekinmiyor. Fakat buna rağmen, ışık tayfları, optik hileler, üst üste çekimler… ile vardığı bir sakinliği, cömertliği, sabrı var ki Hüsnü Gürsel’i hatırlatıyor.

“Bu hatırlatış, Fatih’in fotoğraflarında daha baskın. Suyu ve toprağı sevişi ile, insanı gizleyişiyle, dikine çerçevelenmiş fotoğraflarında bile konuyu altta istifleyerek sakinlik yaratışı… ile adeta genç Hüsnü Gürsel. Fakat hiçbir dengesizliğe düşmeyişiyle de o ölçüde olgun ve usta.”

Yukarıda da ADAFAD’ın “Sakarya’da Yaşam” adıyla yaptıklarını merak ettiğimi, önemli bulduğumu yazdım. Bu, günlük hayat fotoğrafçılığı –ki Ara Güler’de baskın olandır- bir şehrin görsel hafızasıdır, doğa fotoğrafçılığına benzemez; doğa fotoğrafçılığı kartpostalın peşine takılır. Ara Güler’inkinde toplumsal gerçeklik vardır oysa.

Adapazarı’mızda fotoğrafla uğraşanlar, diğer dallarda uğraşanlardan hayli fazladır. Doğa, meslekler öne geçer çalışmalarında –Hüsnü Hoca’nın etkisi olmalı. Bunlara yakın plandan alınmış böcekler, çiçekler eklendi şimdilerde –hoş bunlar da doğa. Fakat nedense portre çalışan fotoğrafçımız yok. Yetmiş iki milletin yaşadığı, on yedi anadilin konuşulduğu bir yer oysa Adapazarı. Çeşit çeşit millet var. Diyeceğim, portre fotoğrafçılığı için ideal mi ideal. Çalışılmalı. 

Bir isteksizlik, bir ürkeklik görüyorum fotoğrafçılarımızda. Büyükşehir, yarışmalar açsa bu iki dalda, çekimserliği kırmış hem de şehrî albümü zenginleştirmiş olur. Sergide ikişer üçer örnekle yer verilmişti bunlara. Niyetlerindeler demek. Geçer notun da üzerindeydiler.

Hadi öyleyse!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....