Menü
KADRO BER-HAYATTIR  2 Mayıs 2014
Ada'dan • KADRO BER-HAYATTIR  2 Mayıs 2014

KADRO BER-HAYATTIR  2 Mayıs 2014

 

 

Her ayın ilk perşembe akşamı, önceden belirleyip okuduğumuz bir roman üzerinde konuşuyoruz. 1 Mayıs akşamı konuştuğumuz, Şevket Süreyya Aydemir’in romanı “Toprak Uyanırsa” idi.

Şevket Süreyya ilginç bir kişilik. Gençliğinde Turancı, 1920’li yıllarda TKP yöneticisi, 1927’den sonra da Kemalist. Deliormanlı bir ailenin Edirne’de doğmuş çocuğu. Azerbaycan’ın İstanbul’dan öğretmen istemesi üzerine Nuha’ya gider, 1919-20 yıllarında öğretmendir. Kafkasya’nın etnik çeşitliliği karşısında Turancılığını sorgular,  Eylül 1920’de Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na Nuha delegesi olarak katılır. Komünizmle tanışır. Türkiye’ye 1923’te döner. Faaldir. 1925 Tevkifatı’nda yargılanır, on yıl yer, 29 Ekim 1927’de genel af’la çıkar, çıkmasıyla önce milliyetçi komünizme, sonra da Kemalizm’e döner. O kadar ki TKP’den ayrılır, partiyi de polise ihbar eder. Sağlam güven uyandırmış olmalı ki Mustafa Kemal 1932’de “Kadro” dergisinin çıkarılmasını Yakup Kadri ile Şevket Süreyya’dan ister.

30’lu yıllarda kalmış bir isim midir? Kesinlikle hayır. Şöyle ki devletçi, kalkınmacı ve laikçidir Şevket Süreyya. Böyle bilirim, hatta Mihri Belli ve MDD ile, “Yön” ve “Devrim” dergileri ile, Doğan Avcıoğlu ve cuntacılık ile, Köy Enstitülü yazarlar ve günümüz ulusalcıları ile “Kadro” ve Şevket Süreyya arasında fark yoktur; diyeceğim şu: hurda teferruat hariç kadro ber-hayattır.

Bana katılmayanlar oldu. Hoş, bu çizgiyi solda zannederek içinde veya kenarında yer aldık vaktiyle. Ama 1971 12 Mart’ından beri bu zan, hele ki bugün, sahiplenilir bir şey değildir, dile getiren mahcup düşer. Utandıracak bir klişe daha var, Şaban (Günel), Ruşen Çakır’ın “Vatan”daki 1 Mayıs tarihli yazısının başlığıyla hatırlattı: “Komünizm ölse bile anti-komünizm ölmez”.

E, hani ölmüştü komünizm! Öldüyse, niye bu anti-komünizm propagandası? Bilinçaltımıza yerleşmiş, denecektir. Bu kolaycılığa sapmaz düşünen insan. Çünkü ülkenin komünizm tehlikesi hiç olmadı –bunu görür. Fakat tehlike varmış gibi yapıldı. Hâlâ o yapılıyor. Beyinler doldurulmalı ki gerektiğinde cepheye sürülebilsinler.

Neler, neler hatırlamadım!

Tarih, 16 Şubat 1969. ABD’nin 6’ncı Filo’su İstanbul’dadır. Öğrenciler ve işçiler Beyazıt’ta toplanır, Filo’yu protesto edecek, “Go home!” çekeceklerdir. Fakat Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği de bayrağa ve dine karşı bir eylem varmış gibi günler öncesinden “cihad” çağrısı yapar. 16 Şubat’ta da toplu namazların ardından Taksim’de protestocuları bekler. Sultanahmet, Sirkeci, Karaköy, Tophane, Gümüşsuyu geçilir, Taksim’e gelindiğinde kıyamet kopar...

Mücadele’nin adamlarını merak ediyorum. Kanlı Pazar’a 16-17 yaşlarında katılanlar bugün 60, çok çok 65 yaşlarındadır. Ağbileri de olsun olsun 70. En fazla 75 –sağ iseler. Nerdeler acaba? Ne yapmaktalar? Koltuk sahibidirler mutlaka. Belki Meclis’tedirler, belki de Hükümet’te. ABD’de olan da vardır içlerinde? Ya toplu namaza Adapazarı’ndan gidip katılanlar? Bir soru daha: Türkiye sağı bugün ABD yanlısı değil o günkü kadar. Acaba hatırlıyor mu 16 Şubat’ı? Ve nasıl hatırlıyor? 

Peki Filistin Kurtuluş Örgütü’nü hatırlar mısınız? 1964’te kurulur. Filistin davasının ilk siyasal temsilcisidir. Etkinliğini 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında artırır ve davayı dünyaya duyurur. El-Fetih ise 1959’da Yaser Arafat tarafından kurulan bir direniş örgütü. FKÖ’nün kuruluşuyla ona katılır; katılan örgütlerin en büyüğü olup başı çeker. Yaser Arafat’ın diplomasiye ağırlık vermesi 1973’ten sonradır. Bunda da başarılı olur. BM Genel Kurulu’na hükümet dışı bir örgütün üyesi olarak katılıp konuşan ilk kişidir. Direniş yıllarında ise bizden de FKÖ kamplarında eğitim görmüş hayli 68’li vardır: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Cihan Alptekin, Cengiz Çandar...

Yazıyı bağlıyorum: Filistin davasını ne zaman sahiplenir Türkiye sağı? Geçen hafta. Geçen ay. Geçen yıl. Yani o kadar yeni. O kadar geç. Bu gecikme karşısında ne düşünür acaba? İsterdim, davayı ta baştan sahiplenmiş Türkiye soluna ettiği haksızlıktan dolayı alenen değil, içinden “Sol haklıymış!” desin, mırıldansın.

Böyle bağlayacaktım, vazgeçtim; Cengiz Çandar’ın kitabı “Direnen Filistin”i hatırladım; 1976 yılında MAY Yayınevi’nden çıkmıştı. “Ağbi, Filistin hakkında en güvenilir yayın, bu” diyerek kitaba dikkatimi çekti Salahaddin (Şimşek) de. Dahası var: 12 Eylül’den az sonrası olacak, demek kitabın dördüncü yılında, bizim çarşının diğer kitapçısı İhvan’ın vitrinine yığdı bu kitabı, yöresini afişle donattı. Bir kampanya yaptı ki Allah da beğenir kul da!

Diyeceklerimden vazgeçtiğimi Sait Tanış’takilere de dedim o akşam. Yerine ne diyeceğim diye beklediler. Cengiz Çandar’ı anlattım, kampanyayı anlattım. Ve Salahaddin’i. Hayret ettiler! Yirmi yıl önce yitirdiğimiz bir dini bütün, on yıl da öncesinde, kalkıyor, Marksist bir direniş örgütü lehinde yazılmış kitabı salık veriyor. Hayret edilmez mi buna! Hele ki bir benzerinin, ikinci bir örneğinin olmadığını da düşünün bir, hayret katlanır da katlanır.

Allah razı olsun Salahaddin’den! Mekânı cennettir dilerim!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....