Menü
11 MAYIS SABAHI  12 Mayıs 2014
Ada'dan • 11 MAYIS SABAHI  12 Mayıs 2014

11 MAYIS SABAHI  12 Mayıs 2014

 

 

11 Mayıs 1954.

“Tarihte bugün: Sait Faik Abasıyanık vefat etti.”

“Twitter”da bu notla duyuran, “Kitapyurdu.com”.

Sait Faik’in bir sözünü eklemiş fotoğrafının altına bir de: “Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz, insanı insana ancak şiir sevdirir.”

Sabahın erken saati. Günlerden pazar. Ne olursa olsun, Kitapyurdu’nun “tweet”iyle mi hatırlayacaktım 11 Mayıs’ı? Utandım mı, önceliği alamadığıma yandım mı, bilmiyorum. Karışık bir hal. Düşülen notu ben de RT’ledim. 12 Mayıs sabahı baktım “retweet” 29, “favori” 19 olmuş.

Sait Faik’in doğumunun 100’üncü yılında, 2006’da yani Sait Faik yazılarımı kitaplaştırmıştım “Adalı Sinağrit” adıyla, onu açtım o pazar sabahı, niyetim 12 Mayıs yazımı o kitaptan uygun bir alıntıyla kotarmak. O kadar çok Sait Faik var ki… “Beyaz Altın”da başka, “Havuz Başı”nda başka, “Üçüncü Mevki”de, “Ağıt”ta başka, hele ki “Alemdağ’da Var Bir Yılan”da bambaşka. Sözü hangisinden açayım, ondan mı şundan mı derken, 2014 düştü aklıma; gidişinin üzerinden 60 yıl geçmiş, 61’den gün alınır olmuştu. E, şunun şurasında on yıl kalmıştı yani. On yıl sonra Sait Faik de kapanın elinde kalacaktı. Eğer yasada yazar lehine bir açık kapı bulunmaz ise dileyen yayımcı dilediği gibi basacaktı Sait Faik’i. Nasıl ki Ömer Seyfettin öyleydi.

On yıl sonra olacak olan ne mi?

Konu “Yazarlar ve Varisleri” başlığı altında “Hece”nin Nisan 2014 tarihli 208’inci sayısına taşındı. Şöyle ki, yazdıkları, sağlığında yazarın. Peki, ölümünden sonra kimin? 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili 19. maddesi, yazar tarafından bir başkasına  devredilmedikçe sahipliğin “sırayla sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mensup mirasçılarına, ana babasına ve kardeşlerine ait” olduğunu söyler. Vârisler bunlardır. Burada problem yok. Çünkü tüccardan, sanayiciden, rantiyeden kalanlar da birinci elden yakınlara geçmekte. Mülkiyet böyle el değiştiriyor.

Problem nerde?

Şurda: 5846 Sayılı Kanun eser sahibinin haklarını “manevi” ve “mali” diye ikiye ayırıyor, mali hakların ölümden sonraki kullanımını da yetmiş yılla sınırlıyor. Problem işte burada. Dükkân, AVM, fabrika, yahut canlı para, akaret, veyahut bağ bahçe, villa, dubleks, tripleks ve bilumum zenginlik, geleceğe aile üzerinden ve hiç engellenmeden taşınmakta iken fikir ve sanat eserlerinde neden böyle değildir? Ailenin yararlanması neden sınırlıdır? Neden sınırlanır? Hem neden yetmiş yıl? Eser, yetmiş yıldan sonra neden kamunun? Emeğin sömürülmesi ile edinilmiş varlık bile özel mülkiyet sayılıp aileden alınmıyor da fikir ve sanat eserine –ki sömürüden uzaktır, tamamen kişiseldir- kamu yahut devlet hangi sebeple el koyuyor? Yetmiş değil, yüz yetmiş yıl sonra bile buna hakları yok.

Yedi yazar bu konuda yazdı. Benimkinin tamamı web sitemde: “Yazara Bal Çalınıp Emeğine El Konuyor”. Adresi de şöyle: http://necatimert.com.tr/1448_YAZARA-BAL-CALINIP-EMEGINE-EL-KONUYOR-Hece,-Sayi--208,-Nisan-2014.html

Şimdi bir alıntıyla bırakayım:

“Ne diyorum ben? Fikir ve sanat eserleri, yazarlarının ölümünden sonra kamunun değil ailenin sahipliği altında geleceğe taşınmalıdır. Söylenmemiş ama söylenenden çıkarılacak bir şey daha var burada: Yok, kamuya geçmesi ise doğru olan, Tarçınîzâdelerin emvali de geçmelidir. Bundan korkuluyor asıl. Arazi ve han hamam üzerindeki mülkiyet kamuya kıyılamıyor. Kıyamayanlar, mal mülk sahipleri. Ben ise fikir ve sanat eserinin daha alenileştiği gün kamuya aitliğini kabule hazırım. Ama gizli tutulmuş bir şey burada da var: Üretilmiş, kullanılmaya çıkmış ne varsa hepsi daha ilk günden kamunun olmalı.”

İyi alıştınız Yağma Hasanın böreğine!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....