Menü
İKTİDAR VE NESNE  14 Mayıs 2014
14/28 • İKTİDAR VE NESNE  14 Mayıs 2014

İKTİDAR VE NESNE  14 Mayıs 2014

 

 

Türkçenin ta Kaşgarlı’dan bugüne cümle yapısı özne-nesne üzerinden incelense zannım o ki ilginç sonuçlar çıkar. Başlangıçta –umarım- özne özneydi, nesne de nesne. Yerlerini biliyor, çizgiyi aşmıyorlardı. “Kutadgu Bilig”in girişindeki şu cümlede örneğin: “Tanrı gönlü aydınlattı; gönlümü iman içinde doğru yol üzerinde tuttu.” Özne? Tanrı. Nesne? İlk cümlede gön(ü)lü, ikincisinde gön(ü)lümü.

“Gönül aydınlatıldı” ve “Gönlüm iman içinde doğru yol üzerinde tutuldu” gibi bir cümle dile ne zaman girdi acaba? Ve hangi ihtiyaçla? Bu cümlelerde gerçek özne geri çekiliyor, nesne ise öne sürülerek sanki özneleştiriliyor.

Edilgen çatı dile geç girmiş olmalı. Hem de çok geç. O kadar ki geçen hafta diyeceğim neredeyse. Nesne hızla “itibar” alıyor çünkü. Özne siliniyor, kendisinde olan yahut kendisine yakıştırılan bir şeyin nesnesi oluyor. Kadın –mesela-  kadın değildir artık. Nedir? Arzunun nesnesi. Vay ne itibar! Buradaki nesne, cümledeki nesne değil –farkındayım. Fakat insanı nesneleştiren pratikten dilin etkilenmediği düşünülebilir m? Nasılsın? sorusuna turp, turşu, zımba, tüfek, mavzer, bomba üzerinden vereceğimiz benzetmeli cevap haletiruhiyemizi ve hasretlerimizi aşikâr ediyorsa eğer, pratikteki nesneleştirme cümleye de sıçrar.

Soma maden faciasında ölenleri her sayı artışında “tane” ile verdi muhterem: 201 tane, 204 tane, 225 tane… İnsan için kullanılmaz “tane”. Dil sürçmesi falan değil bu; dil defalarca sürçmez çünkü, hele böylesi bir kez bile olmamalı. Oluyorsa sorun var demektir.

Oysa edilgen çatı, alçakgönüllü öznenin dilinde sahici bir itibar da aldırır nesneye. Sözgelimi “Kitap okudum” cümlesinde özne gizlidir ama kim olduğu da bellidir: Ben. Bu cümlede kibir var. Özne, kitap okuduğu için övünmekte biraz. Alçakgönüllü özne ise şöyle der: “Kitap okundu.” Kim okudu? Belli değil: ben, sen, o… Kendini gizler, nesneyi öne çıkarır, dahası eylemi yapanmış gibi de gösterir. Kitap, eylemden etkilenen anlamındadır, yine nesnedir. Ama eylemi gerçekleştiren gibi durur. İtibar, nesnenin özneye bu dönüşümünde işte. Kadının arzu nesnesi olmasından çok farklı bu. Olumlu.

“Tane”yi insan için ısrarla kullananın dilinde böyle titizlikler olmaz.

Sadece onların değil, kendini benzersiz gören, koltuğunu ebedi sanan bütün iktidar sahipleri, hele ki onlar, dili en kötü kullananlardır. İktidarları pekişsin içindir onların ağızlarında dil. Üslup dışına da çıkarlar. Nasıl ki Demirel de devletin rutin dışına çıkmasını olması gerekenden görmektedir.

Öznedir onlar. Cümle öğesi olarak değil, statülerinden ötürü. Önemlidirler. Eleştirirler, eleştirilmezler. Bunca can, kimi yanarak, kimi gazdan zehirlenerek ölmüş Soma’da, evlatsız, kardeşsiz, kocasız, babasız kalmış bunca ana baba, kardeş, gelin, çoluk çocuk, çıkarılanlar kadar da içerde var daha, insancıklar suallerini yüksek sesle soruyor yetkililerden, bundan rahatsız olunmuş deniyor ki: “Aşırı gidenler oldu. Olayı istismar ediyorlar. İş kazası diye bir şey olduğunu unutmuşlar demek. Oysa madenciliğin fıtratında kaza var.”

Allah Allah! TC madencilik tarihinin en büyük faciası yaşanan, peki bu, bu “aşırı” değil mi? İcraat ben iyileştirdim, ben yaptım, benim projem, ben diyorum, ben isterim, ben vereceğim, ben, ben… diye sunulmuşsa eğer hep, bu facia da aynı dille sahiplenilmeli, yanlış mı? Olay istismar edilmiyor. Yaşananlar hakkında konuşmak bize de vergi değil mi? Konuşmak siyasetten sayılıyor, camide olmaz, çarşıda olmaz, okulda olmaz, kışlada olmaz, olmaz, olmaz… Siyasetçi siyasetten korkar mı? Siyaseti yasaklar mı? Siyaseti ben yaparım, sen kenarda dur demektir bu –yahut şöyle: özneyi nesneleştirmek. İş kazası’na gelince: Evet var öyle bir şey. Ama iş güvenliğinden hiç söz edilmemişse, ocağın elektrik şebekesi yetersiz olduğu halde denetimde bu görmezden gelinmişse, ana muhalefet partisinin Meclis’e konuyla ilgili verdiği araştırma önergesi iktidar çoğunluğunca reddedilmiş ise “iş kazası”na asla sığınılamaz. Ya “fıtrat” ne? Hiç sorma!  Madencilikte bile tespit edilmiş de bende var mıdır, varsa nasıldır, öncelikleri nelerdir… Merak edilesi değil mi fıtratım?

Merak da üsluptan, meraksızlık da!

Eskiler diyor ya: Üslubu beyan, ayniyle insan.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....