Menü
TARTIŞAMIYORUZ  28 Mayıs 2014
14/28 • TARTIŞAMIYORUZ  28 Mayıs 2014

TARTIŞAMIYORUZ  28 Mayıs 2014

 

 

Kerim Korcan’ı radyodan çağırmışlar, ilk çağrılışı, tecrübelilerden tavsiye almak istemiş, hepsinin söylediği şu olmuş: “Ne sorarlarsa sorsunlar, sen ne söylemek istiyorsan onu söyle.”

Böyle hünerlerim yoktur. Cevabım soruya olur hep. Aksi halde soruyu anlamadığım düşünülür, bunu göze alamam. Hazırcevap da değilim. Sonra, laf çeviremem. Yazıda tutarlıyımdır, ama konuşurken zihnim kayıyor galiba, gördüğümde utanıyorum. Tartışmalara girmem bu yüzden. Girmeli oysa. İnsan tartışırken alır, tartışırken verir çünkü. Ne zararı var bunun? Tabii yok. Ama tartışılmıyor ki! Çok kişi polemiğe kaçıyor hemen. Belki ben de kaçıyorumdur. O ne o? Söz dalaşı. Laf ebeliği. Münazaranın takım halinde değil de “ferden-ferdâ” yapılanı.

Ya kalem tartışması? Ben onu da sevmiyorum. İki taraf var ya tartışmada, hemence nefis giriyor, ego giriyor araya haliyle, düşünce ötelenip yenmek, alt etmek öne geçiriliyor. Ben kalem sahipleri hasımlığa girmeden yazsınlar, düşüncelerini sereserpe söylesinler isterim.

Yazmaya 80’li yıllarda başlayanlarla ilgili kimi geçerken söylenmiş kimi biraz geniş tutulmuş kimi de öfkelice epey yazdığım olmuş. Bir meraklı, alınganlık göstermiş, üşenmeyip bu yazıları dosyalamış, toptan cevap vermiş bana. Bir sevenim de –sağ olsun- savunmuş beni. Dergi yönetmeni aradı, eleştiriye eleştiride bulunmam için zarf attı, elime aldım zarfı ama açmadım. Diyeceğimi demişim. Alan da idraki kadar almış. Tamam. Bu konuyu parça parça değil de bütünüyle işlemek istersem eğer bir gün, eleştiride söylenenleri de dikkate alırım. Ama tartışarak bir yere varamayız bugün. Ben varamıyorum.

Hiç mi girmiyorum tartışmalara? En hurda teferruatına kadar düşünüp sonuçlandırdığım, arşına çıktığım, ya da şöyle: yerimi belirlediğim konular vardır; neler olduklarını söylemeyeyim. Hoş, bu konularda da tabii ki hâlâ okuyorum, ama çevremdekiler daha çok çalışmalılar.

Hele “Facebook”ta veya “Twitter”da tartışmak hiç akıl kârı değil. Mesaj için idealler, o başka. Duyurmak istediğiniz bir haber, etkinlik olur, onu geçersiniz arkadaşlarınıza not olarak, hepsi bu. Ben yazılarımdan kışkırtıcı bir paragrafı veya cümleyi geçiyor, yazının da adresini veriyorum tıklansın diye, yazım tıklanıyor, da okuyanlar ne kadarıdır acaba?

İnanmayacaksınız, boşluğu hiç kalmamış konularımdan ikisiyle tartışmaya giriştim; hem de sosyal medyada. Bir yıl kadar oluyor, gecenin leyli vakti, baktım “Facebook”ta bir not Osmanlıcanın Türkçe olmadığını söylüyor. İtirazıma Ziya Gölkalp’la itiraz ediliyor, karşılıyorum, bu defa, “Konuya devlet politikası açısından işaret etmiştim” denilerek alan hem daraltılıyor hem de değiştiriliyor. E, işaret edilen noktadan başlasaydık keşke tartışmaya.

İlginç bir geceydi. Tartışmayı başladığımız yerden sürdüremedik. Konuyla görünüşte ilgili ama aslen ilgisiz her cümleciğin peşinden gittik, daldığımız yerin ötelerinden çıktık su yüzüne. Baktım, bir ara anadil ile anadili üzerinde, bir ara iktidar-dil ilişkisi üzerinde konuşuyoruz. Nafile gayret. Üstelik konuştuğum da güvendiğim bir isim.

Bir daha tartışmaya asla girmem! dedim o gece. Bugün 28 Mayıs, geçen yıl “Facebook”ta tartıştığım arkadaşımdan peş peşe twit geldi dün akşam. Bugüne kadar pek çok twitini RT’lediğim için yine bekleyerek okudum, okudum. Birinde durdum. Mülk sahipleri ile mülksüzler ayrışmasını derinleştiren en önemli siyasi akımın AKP olduğu söyleniyordu twitte. İtiraz etmem. Dert de etmem. Ama arkadan gelen twit bu ayrışmayı gerçekleştirdiği için AKP’nin sosyalist sol tarafından desteklenmesi gerektiğini söylüyordu ki ne alaka! Ha, bunun sosyalizmle ilgisi yok mu, var. Hem de sapına kadar. Var da anti-sosyalizmin var, nasyonal sosyalizmin var. Bunu yazdım. Cevap şöyle geldi: “AKP’nin kent emekçisi üreten burjuva demokratik devrimini Kemalizmden daha başarılı kültür dayatması şeklinde okuyabiliriz.” Katılırım. Okunur. Hatta destek isteyene destek de veririm. “Ama Kemalizmin solculukla, hele ki sosyalist solla buluşturulması olacak şey değil.” Eyne’s-serâ ve’s Süreyya! Yani ki Kemalizm nerde, sosyalizm nerde!

A, arkadan öyle sağlam kaynaklardan delil getirildi ki hayretim şaştı!

Kaynaklardan biri AKP’nin bir yetkilisi. Kemalizmle sosyalizm onun bir cümlesi üstüne buluşturulmuş meğer. E, Milli Demokratik Devrimciler de Kemalizmle  birlikte değiller miydi? Dahası, sol fraksiyonların hemen hepsi Kemalizmi solda görmez mi? Kelimesi kelimesine değil ama mealen hepsi söylendi.

Fakat bunlar o akşama mahsus şeyler değil. Epidemi. Salgın.  

Salgın da olsa daha sağlam delil niçin aranmaz?

Mesela, Milli Mücadele’ye Lenin’in desteği var; benim işime yaramaz ama Mustafa Kemal’in solculuğuna delilse alın size delil!

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....