Menü
SÖZ SERGİSİ ÜSTÜNE  2 Haziran 2014
Ada'dan • SÖZ SERGİSİ ÜSTÜNE  2 Haziran 2014

SÖZ SERGİSİ ÜSTÜNE  2 Haziran 2014

 

 

Menderes (Daşkıran) Hoca’nın edindiği dertler vardır, eğitim bunlardan biridir. Benim eğitim anlayışıma uymaz, Hoca eğitimi araçsallaştırır sanki. Ama eğitim şartsa başka yolu da var mıdır? Uzun mesele…

Sonra “Feta” diye, “Feta Medeniyeti” diye bir şey attı ortaya Hoca sekiz on yıl oluyor, kendi icadı sandım önce, değilmiş, gelenekte varmış meğer, ama “a” kısa değil uzun, “Fetâ” diye uzatılıyor; temel anlamı “genç, yiğit, delikanlı” demek, yan anlamı –ki Hoca için geçerli olan bu- “cömert, eli açık”. Bir de örnek cümleye rastladım: “Lâ-fetâ  illâ Alî”, yani ki: “Ali’den başka yiğit yoktur.”

Anladığım kadarıyla: tabiattan alınmış ve hemen hepsi Ahilikte de bulunan kırk bir değer üstüne oturuyor Fetâ Medeniyeti; Hoca ve arkadaşları da bu değerlere yazısı, sanatı veya hizmeti ile dikkat çekmiş, onları unutturmamış kırk bir değerli isme her haziran ayı ödüller vererek insanın yeniden keşfi ve inşası için çabalıyorlar. Yolları açık olsun!

Menderes Hoca, bir de şaşırtır insanı. Nasıl şaşırtır? Olmaz sandığınız, hatta iki cihan bir araya gelse asla olmaz dediğiniz ne varsa, Hoca’nın elinde oldurulduğunu görürsünüz onun bir gün. Bir cemiyetinde bakarsınız klasik saray müziği formunda bir eserin ardından Haydar Haydar’lı bir nefes geliverir. Kimse de yadırgamaz. Hoca’dan da beklenen budur zatı (zaten’in avamcası).

Siz hiç adı Özdeyiş Sergisi yahut Özdeyiş Günü veyahut Söz Günü gibi bir şey olan etkinlik duydunuz mu? Duyamazsınız. Yoktur. Gerçi ilkokulum Sabihanım’ın duvarlarında “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”, “Türk! Öğün, çalış, güven” gibi okuyana gaz veren gayet ideolojik vecizeler vardı çocukluğumuzda. Menderes Hoca’nınkiler böyle mi ya? Bir kere kısa düşünmüyor Hoca; yatırımcı değil. Bunların yapılması lazım diyor, inanıyorum ki insan bugün yeniden keşfedilecek olsa onu yine özdeyişlerle göreceğiz.

Fetâ değerlerinin her biriyle ilgili çeşit çeşit özdeyiş birikmiş elinde Hoca’nın, onları öğrencilere dağıtıyor, okutuyor, sonra da benzerlerini yazmalarını istiyor. Hazirana kadar da üzerlerinde çalışıyorlar birlikte. Sergiye çıkardıkları, rötuş görmüş, yani eksiği de fazlası da olmayan, miktarı ve yeri tastamam kelimeden olma kırk bir cümle. Büyükçe kâğıtlara kaligrafik olmasına çalışılarak yazılıyor her biri. Ve müzisyenlerin nota sehpasını hatırlatır, ahşaptan ayaklı kırk bir rahle üstünde görücüye çıkarılıyorlar.

Sergi yerleri de ilginç. Birkaç yıl oluyor, Katlı Pazar’a girdim, Bulvar ucundan çıktım, dükkâna gideceğim, a! Menderes Hoca ve öğrencileri M. Selahattin Şimşek Çocuk Parkı önünde açmışlar sergiyi. İlk o gün gördüm yapılanı. Salahattin “Ş” imzasıyla özdeyişler yazardı; rahlelerde usta ile çıraklarınki yan yanaydı galiba –geçmiş gün- ama sırf öğrencilerinki var idiyse de sergi yerinin ora olması “Ş”nin hatırasına hürmetendi.

Pazar önünde, parkta, bulvarda, havuz başında… aklınıza neresi gelmiyorsa, geliyor da “Yok yav! Orada sergi mi olur!” diye aklınızdan kışaladığınız bir yer oluyorsa, Menderes Hoca’yı Özel Kerime Hatun Lisesi öğrencileriyle orada görebilirsiniz bir gün. Şaşırmayın!

Bu yıl Adapazarı Belediyesi’nin önünü seçmişler. Tarih, 2 Haziran. Saat 14.00.

Geçen hafta dükkâna uğradı Hoca. İzin verirsem benden seçeceklermiş bu yıl. Allah Allah! Benim özdeyişlerim mi var? Hoca sordu: “Siz mi seçersiniz, biz mi seçelim?” Seçmelerini istedim, ben seçemem de; ama merak da ediyorum neler seçecekler?

Saatinde belediye önüne gittim. Ooo! Menderes Hoca işi artırmış: Ses düzeni tamam. Öğrenciler, öğretmenler orada olmak zorundalar diyelim, ama velilerden de gelenler vardı, ayrıca davetliler. Yerel kanalların kameramanları, gazetelerden muhabirler de hazırdı. Dikkatimi gelen geçenin ilgisi çekti en çok. Kurdele kesilmemiş, sergi açılmamış daha, rahleden rahleye geçiyorlardı. İyi de ediyorlardı. Seremoni de neydi! Emre’yle (Durmuş) beraberdik, biz de katıldık gezenlere. Neler neler demişim meğer! Neler bulmamışlar! Kitaplarımdan almışlar, web sitemi taramışlar falan. İyi de çoğu birkaç cümlelik, bir kısmı daha uzun, hemen bir paragraflık şeylerdi. Özdeyiş miydi bunlar?

Derken, bir öğrenci kız hoş geldiniz! diyerek söze başladı, ben onur konuğuymuşum, benden, biyografimden ve kitaplarımdan söz etti uzun uzun. Sokak yerde, milletin ortasında övülmek kolay değil, yüzüm kızardı. Sonra konuşmamı yapmak üzere beni çağırdı öğrenci.

Konuşmak da kolay değil, ama övülmekten kolay vallahi!

Neler dedim? Kafaya taktım bir kere: Benimkiler özdeyiş miydi? Ya da şöyle: Özdeyiş neydi?

Biraz daha çalışayım, size de anlatırım.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....