Menü
HİKÂYELERİM YENİDEN BASILIRKEN  12 Haziran 2014
Ada'dan • HİKÂYELERİM YENİDEN BASILIRKEN  12 Haziran 2014

HİKÂYELERİM YENİDEN BASILIRKEN  12 Haziran 2014

 

 

133 yayımlanmış hikâyem var. Bunların 9’u henüz dergilerde, 1’i bir ortak kitapta. Kalan 123’ü de beş kitabımın içinde. Beşinci kitabım “Zamansız” 128 sayfa; onda 24 hikâye yer alıyor. Ortalama beşer sayfalık şeyler.

İlk dört kitabım “Toplu Öyküleri” genel adıyla ikişer ikişer iki cilt halinde Hece Yayınları tarafından yeniden basılmakta. İlki “Mustafa’nın Karesi” adıyla basıldı, piyasaya verildi. 274 sayfa. “Gramofonlar, Radyolar, Teypler” ile “Minnacık Bir Uçurum”daki 38 hikâyeden oluşuyor bu cilt. 1970’li, 80’li yıllarda yazdıklarım bunlar. Her biri ortalama yedişer sayfa falan.

İkinci cilt henüz basılmadı. Adı ne olacak? Belli değil. Sayfa düzeni yapıldı. Matbaa aşamasına gelindi. İçinde “Geceye Uçurulan Güvercinler”deki 25, “Gönüller Küçüldü”deki 36, toplam 61 hikâye bulunuyor -90’lı yılların hikâyeleri. Sayfa sayısı 316. Demek bunlar da ortalama beşer sayfalık hikâyeler.

Hikâyelerimin kısaldığını görüyorum. Daha da kısaltmak isterim. Hikâyenin ilk çağrışımı, ben diyeyim yoğunluktur, siz deyin çarpıcılık, fark etmez, aynıdır ikisi. Daha da kısaltmak isterim ama, işlevini de kaybetmemeli hikâye. Bir sözü olmalı, bir şey anlatmalı, paylaşmalı. Uyarmalı. Başçavuş gibi, Cumhuriyet Savcısı gibi, Hükümet Sözcüsü gibi de değil. İnsan yaşarken öğrenir ya, hikâyeci de hikâyesini anlatırken öğrenmeli işte. Peki, okurun yeri? Beklediği? Okur, ders beklemez. Hikâyeci yaşadığını, hissettiğini, düşündüğünü ve bir halden bir başka hale geçişini dürüstçe anlatsın, okurun hikâyeciden beklediği budur. Biri yazarken öğrenmiştir; diğeri okurken öğrenecektir. Ya da şöyle: Üst’ü, ast’ı sevmez hikâye. Hiyerarşiden nefret eder.

Baskı öncesi, dört kitaptaki 99 hikâyeyi yeniden okudum. Noktalamayı güncellemek dışında pek değişiklik yapmadım. Yazdığıma pişman olduğum ne bir cümleme ne bir hikâyeme rastladım. Ancak bazı hikâyelerimi bugün yazacak olsam öyle yazmam.  Özellikle “Gramofonlar…”daki hikâyeler için geçerli bu.  Bir kere, daha kısa olurlar. Tamam, bir şey söyler, bir şey anlatırım yine, bundan vazgeçmem. Ama bunu açık açık söylemem. Anlattıklarımın anlaşılamayacağı korkusunu taşımışım sanki bu hikâyelerde, altını çizmiş de çizmişim.  Âfet Ilgaz, benim için, “Anlatıma egemen, dili iyi kullanıyor. İlginç insanlar, olaylar, ayrıntılar yakalıyor” diye yazdı “Gramofonlar…” çıktığında; fakat devamı şöyleydi: “Ne var ki amacıyla ilgili kaygıyı zaman zaman fazla duyurduğundan, okuyucu kendini onca güzel anlatılanların ve onca başarıyla anlatanın coşkusuna kaptırmışken kıssadan hisse çıkarmak gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor.”

Haklı Âfet Hanım.

Peki, bu hikâyeleri o 70’li yıllarda bugünkü gibi yazmam mümkün müydü? Bir başkası için belki, hatta ne belki’si, elbette! Ama benim için asla! Dönemin bütün toplumcu gerçekçileri için bu böyle. Ama şunu da göğsümü gere gere söyleyeyim: Onları yazmasaydım, bugünküleri yazamazdım. Orhan Kemal’di sanırım, böylesi arızalar için “güzel acemilik” der. Benimkiler sanırım bu fasıldan. Eksiğini fazlasını görmeme rağmen “Gramofonlar…”daki 19 hikâyeden bugün de hatırlananlar var ve az değiller.

İlk hikâyem “Mustafa’nın Karesi” Adnan Özyalçıner’le Sennur Sezer’in “Emek Öyküleri” antolojisinde yer aldı örneğin. Tekin Sönmez, bu hikâyemi yazılışının 40’ıncı yılında yeniden değerlendirdi. Antolojiye seçilen bir hikâyem de “Park”. Ömer Lekesiz’in “Yeni Türk Edebiyatında Öykü”sünde. Ayrıca hem müthiş hem beni pek gönendiren bir yorum-değerlendirme ile. “Park” yanında “Domates”le birlikte bir politik okuma grubunda konuşuldu. Hepsi ya hikâyeci ya eleştirmen yedi kişilik bir başka grupta da hem “Park” üzerinde duruldu hem de “Oruç Satmak”la “Herkesin Kızı” üzerinde. Bugünkü hikâyemin işaretleri bulundu bunlarda.           Konuşmalar da Heceöykü”nün 28’inci sayısında “Dünden Bugüne Türk Öyküsü” başlığı altında da yayımlandı.

Erdem Dönmez de “Gramofonlar…”dakiler de dahil beş kitaptaki bütün hikâyeleri tek tek değerlendirdi 454 sayfalık çalışmasında: “Necati Mert: Hayatı, Öykücülüğü ve Eserleri”, Yüksek Lisans  Tezi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, Kütahya, 2013.

Ee! sizin de diyecekleriniz olmalı değil midir?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....