Menü
KIZIM OLMUŞ GİBİ  22 Haziran 2014
Ada'dan • KIZIM OLMUŞ GİBİ  22 Haziran 2014

KIZIM OLMUŞ GİBİ  22 Haziran 2014

 

 

 

2005 yılının 9 Ocak’ı. Akşam. Tunatan. Mustafa İsen, Kültür ve Turizm Bakanlığı müsteşarı o sıra, şehrin kültür ve sanatla ilgili sayılı insanlarıyla sayısızlarını ilin kültürel zenginliğinin tanıtılması bağlamında görüşlerimizi almak üzere çağırdı. “Yol haritası” isteniyordu aslında. Ama istenilen dışında her şey konuşuldu. Kıyamet kadar hemşeri dernekleri temsilcileri vardı, mikrofon istediler Müsteşar İsen’den mesela, para bile istediler. Dergi çıkaracaklarmış. Yaa! Vah vah! Çıkaramazlarsa n’aparız? Ma’foluruz!

Dili şiveli bir delikanlı… “Ben bugün varsam Belediye ve Falanca Bey sayesinde varım” yalakalığı ile girdi söze. Tiyatrocuymuş. Nerdeymiş bu tiyatro? Neler oynarmış? Dolap mı? Fırdöndü mü? Belediye Kültürcüsü Falanca Bey de yanında –kasım kasım! Ne mi istedi tiyatrocu? Devlet Tiyatrosu’nun atık kostümlerini. Yav, aynı oyunun, aynı karakterinin A tiyatrosundaki kostümüyle B yorumundaki kostümü bile uymaz. O kadar uymaz ki pantolon yerine gömlek bile pek uyumlu kalır yanında.

Ne günlerden ne günlere!

2010 Şubat’ından beri kültür sanat bereketi içindeyiz. Büyükşehir, resim de nemize! fotoğraf da n’oluyor! şairden, şiirden bana ne!  demedi hiç. Masraftan, mesai harcamaktan kaçınmadı. Almanaklar, şahitleri. En çok ilgiyi şu beş yıl içinde tiyatro gördü sanırım. İlk oyunlarda seyrek sepelekti seyirci; hatta salonun öğrenciler, kimi dernek üyeleri, belediye yakınları son saatlerde çağrılarak lebalep edildiği de oluyordu. Tiyatroyu ciddiye alan seyirci oluştu giderek. Pardon! O seyirci vardı Adapazarı’nda; 1958 Mayıs’ından beri kayda değer ne olup bitti şehirde tiyatroya dair, bilirim. Hasan Balcıoğlu, Ali Çiftçioğlu, Orhan Sevencan, Gülçin Devrim, Meziyet Akkemik, Rüknettin Bağcı, Resul Aslan ve kulunuz, bunlar öğretmenler, emeğimiz var. Sonra Salahattin Şimşek. Sonra organizatörler: Tabelacı Osman Nuri, Ali Dünya, hele ki Hamdi (Özarutan)…

Ne ki ülkenin 12 Eylül faşizmi için provoke edildiği o namussuz 70’li yıllarda eve çekildi seyirci –ta 90’lı yıllara kadar. Ünal Ozan, Abasıyanık Pasajı’nın alt katını ASM’ye yükseltti –şimdi ikisi de merhum. 94’te Türkiye sağı, güyalık edeyim: elitistmişler, işte bu elitist CHP’den yerel yönetimleri aldı haliyle. Adapazarı’nda da. Yeni başkan, öncekinin Kültür Kurulu’nu ad olarak korudu, ama üyelerinden –hocası olmuşluğum var ya- sadece bana iltimas etti. On üç ay sürdü üyeliğim. Neler konuşulmadı kurulda! ASM’deki filmlerin önden önden kurulca izlenmesi, beylerin rakılı şaraplı olduğu ve hatunların “bî-edeb-siz” kıyafetlerle göründüğü sahnelerin makas edilmesi bile önerildi.

Her yerde artık tiyatroya dönüyordu seyirci –Adapazarı dışında. İzmit’te de geçmişi eskidir tiyatronun; ayrıca ekonomisi gelişmiş bir şehir, zor yıllara dayandı, 90’lı yıllarda da hamle üstüne hamle yaptı, Kocaeli Şehir Tiyatrosunu kurdu. Adapazarı’mızınki, treni kaçırmak. Başkandan, kuruldan söz ettim. Kurul sonrası da, başkan, söz dinlemekte on numara bir kültürcüyü çekti mi dairenin başına, buyurun cenaze namazına! Tam üç dönem. Derken deprem girdi araya. Mahallemizden 15-20 km öteye “tehcir”e uğratıldık. Şehir Sakinleri adıyla gruplaşıp hem hantallığın hem de yeni sorunların üstüne üstüne gittik. İnadımız ürkütmüş olmalı başkanı, AKM’nin mezar katında hurdalık olarak tutulan tiyatro salonu az zamanda tez çalışır hale getirildi. Neler mi seyrettik? Körler, sağırlar birbirini ağırlar. O ikili, Neş’e Erçetin’den bile tabutu Orhan’ın musallasında iken haberli oldu.

Hep söyledim, hep söyleyeceğim: Aziz Duran bozdu; Zeki Toçoğlu onardı, bozulanı yaşanılır kıldı. İşte Orhan Camii Meydanı. İşte Gar Meydanı. İşte Atatürk Parkı. İşte AKM. Orası ki “kayıntı merkezi” idi; şimdi ismiyle müsemma. Zeki Toçoğlu hiç mi hiç gıllıgışı olmayan bir kıymet. Yalanı yok. Kibiri yok. Verdiği sözü tutuyor. Atmıyor. Yapabileceğinin sözünü veriyor çünkü. Sözlerinden biri de Tiyatro Okulu idi, gerçekleşti.

Şubat ayında 15-18 ile 18 yaş üstü iki grup öğrenci alındı okula sınavla, mülakatla. Kocaeli Şehir Tiyatrosu ile temasa geçilmiş, hocalarla görüşülmüş; gelmişler, tiyatro tarihi, sahne, diksiyon, jest, mimik gibi tiyatronun temel derslerini vermişler birkaç ay, iki de oyun gerçekleştirmişler. 19 Haziran akşamı AKM’de okulun ilk öğrencileri mezuniyet belgelerini aldılar önce. Törenden sonra da 18 yaş üstü oyuncuları “Deli Dumrul”u, 15-18 öğrencileri de “Bir Çalgıcının Maceraları”nı sergilediler.

Küçükler daha başarılıydılar bence. Neler öğrendilerse eksiksiz gösterdiler. Ama üzerinde durulacak olan, bu değil. Nerden nereye!

Müsteşardan kostüm dilenildi dokuz yıl önce. O zaman da bir başkan, bir daire başkanı vardı. Şimdi kostüm de dahil hiçbir masraftan kaçınılmamış. Şimdi de bir başkan, bir daire başkanı var. Rüya gibi. Yahut şöyle: İki oğlumun üstüne kızım olmuş sanki, öyle sevindim. Bir imkânsızı mümkün ettiler elbirliğince. Sevindirdiler beni.

Allah da onları sevindirsin! Âmin!

Âmin! Diyenler didâr görsün!

Yığıştırsın, dürüştürsün, günahımızı adı görklü Muhammet Mustafa’ya bağışlasın!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....