Menü
ÇOK BİLENLER  2 Temmuz 2014
Ada'dan • ÇOK BİLENLER  2 Temmuz 2014

ÇOK BİLENLER  2 Temmuz 2014

 

  

Dün. 1 Temmuz.  Saat, 15.33. Bedir Acar’dan bir mesaj geldi Facebook adresime. “Necati Abi selamlar”dan sonra, “Şu hale bakın, az önce neler oldu!” diyerek ibretlik hikâyeye geçiyordu Bedir kardeşim. Bedir kardeşim, “Star”ın kültür sanat editörü. Hikâyesinin başlığı majüskül ve şöyle: “BİR İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEZUNU BENİ NASIL ŞOK ETTİ!”

Hikâye de şu: “İletişim Fakültesi mezunu bir genç arkadaşımdan, usta yazar Selim İleri’nin daktilo ile yazdığı bir sayfalık metni bilgisayara geçmesini istedim ve yanından ayrıldım. Bir müddet sonra, telefonuma mesaj geldi: ‘Yazıyı yazdım. İmla konusunda yazının sahibine sıfır verdim. İnsan azıcık dikkat eder.’ O an yaşadığım şoku anlatamam! Metne baktım... Bir dil ustası, Türkçe’yi ‘yapan’ yazarlarımızdan biri olan Selim İleri’nin mükemmellikle yerli yerine koyduğu noktalama işaretlerinin yerlerini ‘bizim İletişim Fakülteli’ genç darmadağın etmiş. Yazarın ünlem koyduğu yere virgül, virgül koyduğu yere nokta, nokta koyduğu yere üç nokta koyduğu yetmiyormuş gibi imla konusunda ahkâm kesmiş! Neymiş ‘imla konusunda yazara sıfır vermiş!’ Ey İletişim Fakültesi sen bu gencecik insanları nasıl bu hale getirebiliyorsun!”

“Maalesef Bedir Kardeş!” dedim; farkındayım, biliyorum anlamında.

80’li yılların ilk yarısında bir süre bizim “Akşam Haberleri”nde yazdım; o zamanlar mürettipler vardı, kurşun hurufatı kalıba tek tek düşürüyor, sayfayı elle bağlıyorlardı; bilerek, bilmeyerek yaptıkları yanlışlarla bezdirdiler beni. Başlangıçta liseden bir arkadaşımın yazı işleri müdürlüğünde çıkan haftalık “Çark”ta ise bir yazım baştan aşağı ters yüz edildi, tanınmaz hale sokuldu, bunu yapan da çıkmadı. Bıraktım yazmayı. Galiba bunu beklerlermiş, “O zaten komünistti. Dünyalarımız ayrıydı. Kendisine el sallıyoruz” diye yazıldı arkamdan. Kim mi yazdı? Arkadaşım. Avukattır. Her avukat gibi hukuk’tan anladığı ise kanundur, doğallayın dilekçe yazdığı için yazıdan, imladan, edebiyattan hatta felsefeden anlar, anlar ne! hocasına kök söktürür valla.

2002 Eylül’ünden 2012 Eylül’üne tam on yıl bizim yerelde bir gazetede yazdım yine. Yaşadıklarımı mı unutmuştum? Hayır, unutulur mu onlar! İnternet vardı, yazıyor, gönderiyordunuz, gazete de senin sayfana “copy-paste” yapıyordu. Siz ne yazmışsanız o çıkıyordu: italiğiniz italik, boldunuz bold… Tırnağınız düşmüyor, paranteziniz ters dönmüyordu.

Meğer zanlarımmış bunlar benim. Hepsini oldurdular valla!

Son yazılarımdan birinde bir arkadaşımın parantez içindeki soyadı bold’lanmıştı mesela. Sayfayı yapan için soyadı addan daha önemli miydi acaba? Onun için mi koyultmuştu mürekkebini soyadının? Oysa parantezli ifadeler ek bilgiler içerir, metin dışıdır. Mümkünse dikkatten kaçırılmalıdır. O yazıda dünün fotoğrafçılarından andıklarım da vardı, adları da, soyadları da parantez içinde değildi hem. Onlar neden gönderdiğim gibiydi? Bunlar nihayetinde fotoğrafçı, bold bunların nesine! diye mi düşünüldü yoksa?

Neyse… Daha vahimi var.

Sosyal Yayınlar’ın kurucusu Enver (Aytekin) Ağbi merhum anlattıydı: İstanbul Hukuk’ta okuyan, himayeye muhtaç bir öğrenciyi almış yanına. Ankara’dan bir sipariş olmuş. Kitapları ayırmış, koliye koymuş, bağlamışlar. Sıra gelmiş adres yazmaya. Enver Ağbi, adresi uzaktan söylemiş: “Falan Kitabevi, Ihlamur Sokak, no: bilmem kaç, Ankara”. Bakmış kontrol için Enver Ağbi, “ıhlamur” yok. Yazılı adresi çocuğun eline verip baka baka yazmasını istemiş. Defalarca yazmış çocuk. “Ihlamur” kendisi dışında her şey olmuş: ılamur, ıhalmur, ıhlamır, ilemur, ilahmur… “Uğraşılmaz böylesiyle” denip tez elden kapı gösterilmiş çocuğa tabii.

Dünün fotoğrafçılarını sürdürelim mi? O da vahimdir.

50’li yılların fotoğrafçılarından söz ediyordum: stüdyolar, alaminütçüler, Atatürk Parkı şipşakçıları ve artistik fotoğrafın Grup 5’i. Yazının başlığı da “Dünün Fotoğrafçıları” idi. Ama gazetede “Düğünün Fotoğrafçıları” oldu, öyle çıktı. Nasıl becerildi anlamadım!

Adam dün’ü zarf olarak kullanmış hep: dün geldi, dün gitti gibi. Tamlamada tamlayan isim olarak görünce yadırgamış herhal; iyi de demek böyle de kullanılırmış deyip kendini zenginleştirmek yok mu? Yok. Bunlar gazeteci. Gazetenin güvenlik görevlisi bile dil konusunda beni saat cebinden çıkarır. Dünün fotoğrafçıları olur mu hiç! N’apıyor? “Dünün”ü “düğünün” yapıp beni düzeltiyor –sözümona.

Avukatların bir, gazetecilerin iki, bilmedikleri yoktur.

Bedir Acar’dan öğrendik: İletişimciler de çok bilenlerdenmiş.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....