Menü
HERKES YAZMALI  22 Temmuz 2014
Ada'dan • HERKES YAZMALI  22 Temmuz 2014

HERKES YAZMALI  22 Temmuz 2014

 

 

Kenan Maraşoğlu ikinci kitabını da çıkarmış: “Te be Gelesin Artık”. Belli ki bir Rumelili ailenin göç hikâyesi. Ben 2012’de yayımlanan Hepsi Gerçek’ten sonra ikinci biliyordum bunu; meğer Maraşoğlu 2013’te de Turgut ve Ben’i çıkarmış, kitapları şimdilik üçlemiş.

Hepsi Gerçek çıktığında gazetede 31 Temmuz 2012 tarihli yazımı bu kitap ve bundan az önce çıkan Salih Beşoluk ile Hamdi Güler’in kitapları üstüne kaleme almıştım: “Ada Kitaplığı’nın Yenileri”.

Hepsi Gerçek’in önsözünde, “‘anı’ yazmadım. Bu bir anı kitabı değil; ‘biyografi’ deseniz hiç değil” diyor, etkilendiği olayları hiçbir “senaryo ve katkı”ya başvurmasızın anlattığını söylüyordu. Anıda sahtelik olduğunu, bunun da kurgudan kaynaklandığını düşünüyor galiba Maraşoğlu. Oysa kurgu muhteremdir. İki satırlık bir nişan töreni konuşmasında da kurgu vardır, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde de. Nedir kurgu? Plan. Montaj. Yani anıda da kurgu vardır. Anıda olmayan, ama öyküde, roman da olan ne? Kurmaca. Kurgu değil kurmaca. Kurgu, sıralamayı, düzeni anlatır; kurmaca ise anlatılanın gerçekle düz ilişkisi olmadığını. Ya da şöyle: kısmen ya da tamamen hayalde yaratıldığını.

Gerçek, anlatılabilir mi? Yani hayat? Asla. Hayat konuşmaz. Hayat anlatmaz. Hayat karışıktır. Onu biz konuşturur, anlatır hale sokarız. Nasıl yaparız bunu? Ne konuşsun, ne anlatsın istiyorsak, hayatın içinden ona uygun olanı seçer, işimize yaramayanları görmezlikten geliriz. Bizim görmezlikten geldiklerimiz de bir başkasının işine yarayabilir, onun elinde hayat bulur. Anlatmak veya yazmak hayatı karmaşıklığından kurtarmaktır aslında. Hayat karmaşıklığından kurtarıldıkça konuşur. Lal iken bülbül kesilir. O yüzdendir edebiyatın, genelde sanatın: şiir, resim, müzik, tiyatro, heykel ve mimarinin hayata tercih edilmesi. Cenap Şahabettin, bir ağaç resmini ağacın kendisinden daha çok sevdiğini söyler, kastettiği budur.

Peki, ağaç gerçek midir? Gerçekteki belli bir ağaç mıdır? Resim, belli bir ağacın resmi olabilir. Ama bunun sanatta yeri yok. Bu, yereldir. Yerelin yeri ancak yerel hayatta olur. Diyelim oğlumuzun doğduğu gün bergüzar olsun için dikmişizdir o kavağı, yeri, kıymeti olmaz mı! Nasıl ki kızımızın tuttuğu hatıra defteri de evin başköşesindedir.

Bahçemizdeki ağaçtan bir sanat resmi olmaz mı? Onu demiyorum. Ağacımızdan da olur, kızımın hatıra defterine düştüğü hayat parçalarından da. Ne ki şartları var. İlki şu: Yerel aşılacak. Yani o kavakta, o hayat parçalarında uzaklardaki başka insanları da ilgilendirir bir şeyler olacak. Yereldeki genel görülecek. Tek başına yerel değil, ama tek başına genel de değil, ikisinin birlikteliği ile adım atılır sanata. Evimizin fotoğrafı yereldir, evimizin mimari projedeki teknik resmi geneldir. Sabahattin Kudret Aksal’ın öyküsü “Ev ve Ölü” ise sanat. Edebiyat.

İlk öğretmenliğimin öğrencilerinden Canan Ereren’in de kitabı çıktı yakında: Kıyıya Vuran Sessiz Dalgalar. “Ada Kitaplığı”na değil bu. Ereren’inki, şiir. Bizim Ada yereliyle ilgili onda da bir şeyler vardır şüphesiz. Yahut dizeye döktüğü duygular –inanıyorum- bire bir yaşanmıştır da. Ama tekrar diyeceğim: Şiir, bunun aşılmasıyla başlar.

Ben herkesin yazmasını isterim. Kendisiyle, ailesiyle, şehriyle… ilgili neler yaşamışsa yazmalı her insan. Çocukluğu nasıl geçmiş, mesleğini nasıl seçmiş, eşiyle tanışmaları ve daha nice acı tatlı hatıralar… Yaşanmışlıklar.

Yazılan şiir olmayabilir, hikâye, roman ve tiyatro da olmayabilir. Ne gam! Noktalama, imla, cümle… bilmeyebilirsiniz, yine yazın. Şundan ki yazdığınız sizinle, çevrenizle veya şehrinizle ilgili bilinmeyen bir ayrıntıyı çıkaracaktır.

Sanat tarihi sanat eserlerini mi ele alır sadece, onların estetik değerleri üzerinde mi durur hep? Evet, onları ele alır, onların değerleri üzerinde durur, durur da hep değil. Günlük hayat nesneleri: testi, çarık, yağlık, kap, bardak, havan, tokmak, kemerle… de ilgilenir sanat tarihi. Toplumların inanışları, ahlaki değerleri, hayat algıları ve daha neler neler saklıdır o nesnelerde.

Sanat tarihi bir heykelden uygarlık tarihine çıktığı gibi bu günlük hayat nesnelerinden de çıkar.

Hadi öyleyse!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....